🎥 Festival Günlüğü: 42. İstanbul Film Festivali #4


Sevdiğiniz teknolojileri içiniz rahat kullanın: Servis ve onarım hizmeti Teknosa’da
Servis ve onarım hizmeti Teknosa mağazalarında Arıza ve onarım hizmetiyle Teknosa her zaman yanınızda. Nasıl? Elektronik cihazınızı Teknosa’dan satın almış olun ya da olmayın size en yakın Teknosa mağazasına getireceğiniz arızalı…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
42. İstanbul Film Festivali'nin ardından, Festival Günlüğü'nün son bölümünde festival ödülleri ile Ayna Ayna, Cam Perde ve Sanki Her Şey Biraz Felaket gibi yerli yapımlara dair notlar var.
Duende Podcast: 42. İstanbul Film Festivali özelindeki serimizin son bölümünde festivalden yeni satır başları ve 7 yeni filme dair notlar var. Dinlemek için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilir, Duende'nin podcast kanalını buradan takip edebilirsin.

Genç Jüri, Genç Usta Ödülü'nü Safe Place filmine layık gördü. | Fotoğraf: Salih Üstündağ
Festival ödülleri
42. İstanbul Film Festivali’nin kapanış ve ödül töreni, 18 Nisan Salı akşamı Soho House’ta gerçekleşti. Ulusal Kısa Film Yarışması’nda Adres, Ulusal Belgesel Yarışması’nda Boşlukta, Genç Ustalar Yarışması’nda Safe Place, Uluslararası Yarışma’da ise World War III filmleri büyük ödüllerin sahibi oldu. Ulusal Yarışma’da Ayşe Polat imzalı Kör Noktada, Altın Lale En İyi Film ve En İyi Senaryo dahil dört ödüle uzanırken, Belmin Söylemez’in Ayna Ayna, Fikret Reyhan’ın Cam Perde ve Kaan Müjdeci’nin Iguana Tokyo filmleri ikişer ödül kazandı.

And the King Said, What a Fantastic Machine | Kaynak: İKSV
Film izlenimleri
And the King Said, What a Fantastic Machine (Ve Kral Dedi ki: Ne Harika Bir Makine), 2023
Yönetmen: Axel Danielson, Maximilien Van Aertryck
Bölüm: Belgesel Kuşağı
Bu belgesel konusundan çok, yapımcılarından birinin Ruben Östlund olmasıyla dikkatimi çekmişti. Camera obscura'dan ilk fotoğraflara, Lumière Kardeşler ve George Méliès’nin filmlerinden YouTube fenomenlerine uzanan bu film, görüntünün tarihine, insanların görüntüleme, görüntülenme, izleme ve izlenme merakına odaklanıyor. Görüntüleyenin filtresinin nasıl manipülasyon ya da propaganda için kullanılabildiği, görüntülerin kitleleri nasıl etkilediği, görüntüleri tüketenlerinin kendisinin nasıl bir ürün hâline geldiğini, elini korkak alıştırmadan çatır çatır söylüyor. Yönetmenler Ruben Östlund’un kurmaca taşlamalarından alışık olduğumuz o mizah dilini paylaşıyorlar belli ki... (Ve tabii o ayrıcalıklı, zengin, cis heteroseksüel erkek bakışını.) Mükemmel kurgusuyla, söylediklerinin de ötesini ima edebilen, seçtiği görüntülerle seni hem tarih kitaplarında hem de popüler kültür tarihinde bir yolculuğa çıkaracak bu belgesel festivalde en çok eğlendiğim film oldu açıkçası.

Ayna Ayna | Kaynak: İKSV
Ayna Ayna, 2022
Yönetmen: Belmin Söylemez
Bölüm: Ulusal Yarışma
Antalya’nın ardından İstanbul’a konuk olan Belmin Söylemez imzalı Ayna Ayna, üç kadının bir oyunculuk kursunda kesişen hayatları üzerinden üç karaktere odaklanıyor. Ortada heyecanlanacak yeni bir hikâye olmasa da, tekrar tekrar izlediğimiz hikâyeyi bir kere de kadın odaklı izlemek hiç dert ya da yük değildi. Üstelik üç oyuncusu da (Manolya Maya, Şenay Aydın ve Antalya’da yardımcı oyuncu ödülüne uzanan Laçin Ceylan) harika performanslar ortaya koymuş.

Cam Perde | Kaynak: İKSV
Cam Perde, 2023
Yönetmen: Fikret Reyhan
Bölüm: Ulusal Yarışma
Sarı Sıcak’la Altın Lale’ye, Çatlak’la iki yıl önceki festivalin En İyi Yönetmen ödülüne uzanan Fikret Reyhan’ın Cam Perde'si, Çatlak’ı çok seven bir izleyici olarak beni hayal kırıklığına uğrattı. Yine de bu Cam Perde’nin iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Selen Kurtaran’ın canlandırdığı Nesrin, fiziksel ve psikolojik şiddete eğilimli eski eşinin baskılarından kurtulup yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Hangi sınıftan olursa olsun Türkiye’de yaşayan bir kadının her ne kadar kendi ayakları üzerinde durmaya çalışsa, güçlü olmaya çalışsa da bürokrasinin, toplumun ve etrafındaki erkeklerin yoluna koyduğu taşlardan ve oluşturduğu tehditlerden sıyrılamadığını gösterebilmiş yönetmen. İstanbul Sözleşmesi’nin önemini hatırlatan filmlerden...

Sanki Her Şey Biraz Felaket | Kaynak: İKSV
Sanki Her Şey Biraz Felaket, 2023
Yönetmen: Umut Subaşı
Bölüm: Ulusal Yarışma
Sanki Her Şey Biraz Felaket beni çok heyecanlandırdı açıkçası. Gençliğini apolitik geçirme özgürlüğü elinden alınmış bir neslin isyanını, psikolojik çıkmazını, arada kalmışlığını, hatta buhranını samimi bir eğlenceye dönüştürmüş. Bir kesişen hikâyeler filmi bu aslında. Dört genç insanın farklı çıkmazlardan ve farklı problemlerden dolayı çöken psikolojilerinin bir meyvesi olan trajikomik ağlama krizlerini izleterek başlıyor. Günümüz Türkiye’sinin gündemini meşgul eden ve dilediğimizce yaşamamızı engelleyen her türlü politik meseleye, bir çözüm sunmaya kalkmadan işaret ediyor. Türkiye’de yaşayan bir gencin ezik, yetersiz ve değersiz hissedişlerinden, yalnızlık korkularından, gelecek endişelerinden ve pişmanlıklarından bir komedi çıkarmayı başarıyor. Umut Subaşı’nın sonraki işlerini deli gibi merak ediyorum.

Inside | Kaynak: İKSV
Ve diğerleri...
- Willem Dafoe’nun tek kişilik, klostrofobik çılgınlığı Inside (İçerde), ıssız adaya düşen insan imgesini paha biçilmez sanat eserlerinin ve mobilyaların olduğu, New York’taki süper-lüks bir apartman dairesine taşıyan ve sanatın değeri, neyin sanat olup olmadığı ve hayatta kalma içgüdüsü üzerine düşündüren sıkıcı bir gerilim,
- Dünya Festivallerinden bölümünde gösterilen ve günümüz Fransa’sında geçen bir Romeo ve Juliet hikâyesi anlatan Sixteen (Yaş 16), farklı sınıflardan, kültürlerden ve inançlardan gelen Nora ile Leo’nun imkânsız aşkını anlatan, aslında daha önce defalarca izlediğimiz bir aşk filmi,
- Ulusal Yarışma’daki Ölüler İçin Yaşam Kılavuzu ise 90’ların İstanbul’unda geçen, esrarengiz bir yazılım ve onu ele geçirmeye çalışan bir grup belalı insanın etrafında dönen bir film.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
42. İstanbul Film Festivali
Festival
Ayna Ayna
Cam Perde
Sanki Her Şey Biraz Felaket
Salih Üstündağ
İstanbul Film Festivali
World War III
Ayşe Polat
Kör Noktada
Altın Lale
Belmin Söylemez
Fikret Reyhan
Kaan Müjdeci
Iguana Tokyo
astic Machine
İKSV
Axel Danielson
Maximilien Van Aertryck
Belgesel
Ruben Östlund
Camera obscura
Lumière Kardeşler
George Méliès
YouTube
NEREDE YAYIMLANDI?
Festivale veda, Afire filminin oyuncuları Thomas Schubert ve Langston Uibel ile röportaj, Ulusal Kısa Film Yarışması
26 Nis 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.





