Gözümüzün yeşile, elimizin toprağa değdiği bir yaşam

Akdeniz diyetinin faydaları
Gözümüzün yeşile, elimizin toprağa değdiği bir yaşam

147 - bmw i - Dünyahali hep
BMW i ile birlikte

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver

Beş yıldan uzun süredir pesketaryenim. Yani deniz ürünleri dışında et tüketmiyorum. Bu durum, özellikle ilk defa dahil olduğum yemek masalarında öncelikle ‘aç kalacağım paniğine’ ve ‘neden yiyemediğime dair hüzünlü bakışlara’ yol açsa da ilerleyen zamanlarda ‘tercihime saygı gösterilen’ incelikli ikramlara dönüşüyor. Pesketaryen bir beslenme tarzına dönmemin pek çok nedeni var. Bu dünyada son birkaç yılda kendimi konumlandırdığım yerle ilgili kişisel özel nedenlerim var elbette. Ancak hepimiz için benzer motivasyonları sağlayacak başka nedenlerim de var. Öncelikle, rutin olarak tükettiğim baklagiller, sebzeler ve fermente gıdalarla dolu öğünler benim için çok lezzetli! Gerçekten hem besleyici hem de tadına doyulmaz vejetaryen öğünler hazırlamak mümkün. Daha az sıklıkla tükettiğim deniz ürünleri ise benim için özel bir yemek halini alıyor. Beslenme davranışımın beni daha sağlıklı hale getirmesi ve dünyada bıraktığım çevresel izi düşürmesi ise bu seçimimin beni en çok memnun eden yönleri. Yıllar içerisinde bu hayat tarzını devam ettirmeyi başarmam ise ‘kalıcı ve sürdürülebilir dönüşümlerin’ mümkün olduğu konusunda beni gönüllendiriyor. 

Dünya’nın bu bölgesinde yaşayan bizler aslında beslenme seçimlerimiz açısından çok şanslı bir konumdayız. Akdeniz diyeti artık neredeyse bir tıbbi marka olarak sağlıklı yaşam alışkanlıklarının en başında yer alan, pek çok hastalıkta ise ilaç reçetelerine eşlik eden bir beslenme tarzı. Yüksek oranda sızma zeytinyağı, meyve, kuruyemiş, sebze, baklagiller ve tam tahıllı ürünlerden oluşan öğünlerle beraber daha az oranda balık ve kümes hayvanı tüketimini gönüllendiren bir diyet. Süt ürünleri, kırmızı veya işlenmiş et tüketimi ise Akdeniz diyeti içinde düşük oranlarda yer alıyor. Antioksidan maddeler ve faydalı bitkisel moleküllerden zengin bir diyet olması nedeniyle Akdeniz diyeti ile sistemik inflamasyonun ve oksidatif stresin azaldığını, lipid profilinin iyileştiğini, insülin duyarlılığının artığını ve bağışıklık sisteminin daha sağlıklı bir şekilde çalıştığını biliyoruz. Örneğin, hafif -orta düzeyde sedef hastalığı olan kişilerde tıbbi tedaviye ek olarak 16 hafta boyunca yoğun şekilde Akdeniz diyeti tüketilmesinin hastalığın etkilediği alan ve şiddetinde azalmaya yol açtığı gösterilmiş. Bununla beraber belirgin bir kilo değişikliği olmamasına rağmen kan glukoz düzeylerinde iyileşme saptanmış. 

Akdeniz diyeti, bağırsak mikrobiyotasının olumlu yönde değişmesiyle de sağlığımıza sağlık katıyor. Kendi hücre sayımızdan çok bakteri, mantar ve virüse de ev sahipliği yapıyor bedenlerimiz. Artık içimizdeki ekosistemin, yani mikrobiyotamızın da en az dışımızdaki ekosistem kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bu görmediğimiz ‘iç alemimizin’ ve hatta bedenimizle dış dünya arasında bir koruyucu kalkan olan deri mikrobiyotamızın sağlıklı bir denge içinde olmasının bizi hastalıklardan koruyan, yara iyileşmesini hızlandıran, bağışıklık yanıtlarımızı ve metabolik durumumuzu düzenleyen etkileri var. Maalesef gerek uygunsuz antibiyotik kullanımı gerekse de işlenmiş gıdalarla aldığımız bin bir türlü kimyasal bu dengeyi bozuyor. Dahası, dış dünyada ne kadar sağlıklı bir biyoçeşitliliğe maruz kalırsak iç dünyamızda da biyoçeşitlilik o kadar sağlıklı oluyor. Finlandiya’da yapılan bir çalışma evimizde ‘gerçek toprakta’ bitki yetiştirmenin bile birinci ayın sonunda deri mikrobiyotamızı ve bağışıklık yanıtlarımızı iyileştirdiğini göstermiş. Şu anda bu yazıyı yazdığım odanın içinde küçücük iki saksıda büyüyen yeşil biberlerim bana göz kırparak doğru yolda olduğumu söylüyor!    

Sonuç olarak, her birimiz seçimlerimizin bir sonucuyuz. Bizimle beraber yaşayan trilyonlarca mikroorganizma komşumuzun kimler olacağı bile biz farkında olmadan bizim günlük yaşamdaki seçimlerimizle belirleniyor. Elbette, hayat hepimize adil davranmıyor, seçimlerimizde bizi zorlayan, kısıtlayan pek çok sosyoekonomik etken var. Gıda sistemlerini dönüştürmek ise öncelikle politik bir irade gerektiriyor. Ama gene de dış şartlar ne olursa olsun küçücük yaşam alanlarımızda bile gözümüzün yeşile, elimizin toprağa değdiği bir yaşam kurmak bizim elimizde. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

160: Uyumla Güçlenmek🌎

COP31 Türkiye’de; akçaağaç portresi, Akdeniz beslenmenin bilimsel faydaları ve İran’ın Yazd kentindeki badgirlerden sürdürülebilir mimari örnekleri

27 Kas 2025

BMW i ile birlikte
Alex Holzreiter, Unsplash

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ OKUMALAR

DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fısıldayan ağaçlar

Ağaçların Görünmez İletişim Ağı ve Doğanın Dili

01 Tem 2026

Fısıldayan ağaçlar
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek

Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj

01 Tem 2026

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fıstık Ağacı

Bir Coğrafyanın Hafızası: Fıstık Ağaçları

01 Tem 2026

Fıstık Ağacı