İki iktidar arası: Yeni Suriye’de yeni anayasa yazmak

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Komşumuz Suriye’deki gelişmeleri uzun yıllardan beri takip ediyoruz. Hem savaştan kaçan insanların ülkemize sığınmış olması hem de güney sınırımızda askerî bir güvenlik sorunu yaratmış olması nedeniyle Suriye’nin sorunları aslında bizim de sorunumuzdu.
Son bir ayda yaşanan baş döndürücü gelişmelerse sürecin yeni bir boyut kazanmasını sağladı. 50 yıldan fazla süren totaliter yönetiminin ardından Esad ailesi ve üst düzey yetkilileri apartopar ülkeyi terk etti. Onları ülkeden kaçmaya zorlayansa, Türkiye dahil çoğu ülkenin terörist olarak tanımladığı HTŞ’nin (Hey’etu Tahrîri’ş-Şam – Şam Kurtuluş Heyeti), İsrail’in İran destekli Hizbullah’ın kolunu kanadını kırması, Rusya’nın da Ukrayna’da bataklığa saplanmış olmasını fırsata çevirerek, merkezleri İdlib’den çıkıp kısa sürede Halep ve Hums’un ardından Şam’ı ele geçirmesi oldu.
Neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan iktidarı ele geçiren HTŞ bize şunu gösterdi: Halkın desteğini kaybetmiş otoriter yönetimler ne kadar “güçlü” bir görüntü sergileseler de aslında birilerinin doğru zamanda üflemesiyle devrilecek kadar zayıftır. Zaten giderek daha da baskıcı olmaları bu zayıflıklarından kaynaklanır. Suriye uzun zamandır tek kişinin iradesine teslim olmuş bir failed state idi. Türkçeye “sözde/kağıttan/çürük/aksamış devlet” olarak çevrilebilir.
- Nedir? Failed state terimi, kurumları çalışmayan ve hatta fiilen ortadan kalkmış olan, yolsuzluğun alıp başını gittiği, kişisel iradelerin kurallardan üstün olduğu, dolayısıyla hukukun üstünlüğünün tamamen yok olduğu devletleri adlandırmak için kullanılıyor. Kısacası, artık anayasanın tamamen sözde kaldığı devletleri tanımlıyor.
Bir ay öncesine kadar aslında Suriye’nin bir anayasası vardı ancak ülke bu anayasaya göre yönetilmiyordu, “yönetiliyor gibi” yapılıyordu. Örneğin hiçbir siyasal özgürlüğün olmadığı bu ülkede, seçimler yine de düzenli olarak yapılıyordu. Tabii bunlara seçim denirse...
Seçim sistemine göre parlamentodaki sandalyelerin 3’te 2’si 1963’te darbeyle iktidara gelen Baas Partisi’ne tahsis edilmiş durumdaydı. Seçimlere katılan partilerin hepsi Baas Partisi’nin başını çektiği Ulusal İlerici Cephe’nin bileşenleriydi. Dolayısıyla, aslında bir muhalefet partisi yoktu. Yani parlamento Esad’ın emir erinden başka bir şey değildi.
- Bu noktada, hemen aklımıza Fransız Devrimi’yle kabul edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 16. maddesi gelmeli: “Kuvvetler ayrılığının olmadığı bir yerde anayasa yoktur.” Anayasa diye bir metin vardı, ama bir anayasadan beklenen hiçbir işlevi yerine getirmiyordu.
Suriye’de tarihî bir olaya şahit oluyoruz: İnterregnum
Hani bazı astronomik olaylar vardır, herkes şahit olmak için bekler. 150 yılda bir Dünya’ya yaklaşan bir kuyruklu yıldız veya 45 yılda bir şahit olunan bir güneş tutulması gibi. Anayasa hukukçularının ve siyaset bilimcilerin benzer bir heyecanla gözlemlediği ender gelişen olaylardan biri şu anda Suriye’de yaşanıyor: Interregnum. İki iktidar (regnum) arasında (inter) oluşan geçici döneme verilen ad.
- Interregnum’larda eski yönetim ve anayasa ortadan kalkmıştır, yenisi ise oluşmamıştır ve ileride ne olacağı belirsizdir. Paris Komünü veya Kurtuluş Savaşı öncesinde Anadolu’nun durumu bunun örnekleri olarak sayılabilir.
Bugün artık Suriye’de ne Esad var ne de sözde dahi olsa bir anayasa. Eski anayasa yürürlükten kalktı ve yeni anayasa da henüz hazırlanmadı. HTŞ lideri Golani (bugünlerde kullanılan gerçek adıyla eş-Şara) şu anda ülkenin başında gibi görünüyor ancak bir taraftan İsrail topraklarını Suriye içine doğru genişletir bir taraftan Batılı ülkeleri HTŞ'nin terörist olmadığını ikna etmeye çalışırken bu durumu sürdürmek çok kolay değil.
Bununla birlikte işler onun için yolunda görünüyor. Hem ABD yakalanması için koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü kaldırdığını açıkladı hem de BBC gibi Batı kamuoyunu etkileme kabiliyetine sahip kuruluşlar güzelleme kampanyalarına başladı.
Yeni anayasa belki Esad’ı devirmek kadar zor
Şimdi eş-Şara ve Suriye halkının önünde en az Esad’ı devirmek kadar zor bir görev bulunuyor: Yeni bir anayasa yazmak. “Bunda ne var? Toplanacaklar, yazacaklar işte” diyebilirsiniz. Tarihin bize gösterdiği üzere, ne yazık ki öyle kolay değil. Anayasa hukuku perspektifinden bakıldığında Suriye’de şu anda asli kurucu iktidarın ortaya çıkacağı bir ortam oluşmuş durumda.
- “Bir anayasayı baştan veya sıfırdan ve hiçbir kuralla bağlı olmadan yazan güç” olarak tanımlanan bu iktidarın nasıl oluştuğu, en az ne yazdığı kadar önemli. Zira günümüzde anayasa yazım süreçlerinin nasıl inşa edildiği, en az ortaya çıkan anayasa metninin içeriği kadar toplumsal barışı ve sürekliliği etkiler hâle gelmiş durumda.
Bu konuda güncel en kötü örnek olarak 2007’de Türkiye’de yaşanan ve “Ergun Özbudun taslağı” olarak bilinen belgeyle başlayan süreç gösterilebilir. AK Parti tarafından, öncesinde hiçbir danışma, görüşme veya tartışma yaşanmadan önümüze konan taslak üzerinden istişare yapmamız beklenmişti. “Öyle güzel bir anayasa ki sizin haklarınızı sizden bile daha iyi savunuyor” denmişti. (Nedense aklıma, kadınlara ahkam kesen erkekler geliyor. Buna da “rightsplaining” diyebilir miyiz?) Anayasa yazım tarihinde anakronik bir tepeden inmecilik örneği olan bu süreç, elbette kısa sürede çöktü.
Umarım Suriye’de de buna benzer bir hata yapılmaz ve anayasa yazım süreçlerinin çağdaş ilkelerine uyulur.
Yazım sürecine katılım, metnin içeriği kadar önemli
Dünyanın en eski yazılı anayasası 1787 ABD Anayasası. O zamandan bu yana yüzlerce anayasa yazıldı. Her birini yazan organ farklı şekillerde ortaya çıktı. Bu konuda pek bir ortaklık yoktu. 1970’lerin sonundan itibarense yeni bir anayasa yazımı dalgası ortaya çıktı. Bunda bir yandan Sovyetler Birliği gibi bazı ülkelerin parçalanması ve içlerinden yeni ülkelerin ortaya çıkması, diğer yandan eski kolonilerin bağımsızlığını kazanması etkili oldu. Bu ülkelerin yeni anayasa yazım süreçleri birbirini etkiledi. Küresel anlamda etkisi olan iki devletse, farklı geçmişlere sahip olsalar da demokratik bir ülke yaratmak amacıyla farklı kesimleri aynı masa etrafına oturtmayı başaran İspanya ve Güney Afrika oldu.
İspanya’da 1975’te diktatör Franco’nun ölmesinin ardından Bask Ülkesi ve Katalonya bağımsızlığını ilan etmek üzere harekete geçti. Ülkeyi bir arada tutmak ve hızla demokratikleştirip Avrupa Birliği’ne üye olmak için harekete geçen farklı toplumsal kesimler ve siyasal partiler uzlaşmak zorundaydı. Bu çerçevede, yıllarca birbiriyle savaşmış toplumsal kesimler dahi, örneğin Franco’cular ve anarşistler bile birbirlerinin gözünün içine bakarak müzakerelerde bulundu. Birbirlerini dinledi ve anlamaya çalıştı. En sonunda, inanılmaz hassas dengeler üzerine kurulan, bu dengeleri sağlamak için oldukça yaratıcı çözümler üreten ve bu sayede herkesin onayını alan 1978 Anayasası ortaya çıktı. Bunun ardından çok kısa sürede ülke demokratikleşti ve AB üyesi oldu.
Güney Afrika örnek olmaya devam ediyor
Güney Afrika’da ise anayasa yazım sürecini başlatan, ırk ayrımına dayanan apartheid rejimine karşı yükselen ulusal ve uluslararası tepkiydi. 1940'ların sonundan 1990’a kadar devam eden bu rejimde ülke, nüfusun sadece %15’ini oluşturan Avrupalı beyaz sömürgeciler tarafından yönetildi. Siyahların ve diğer renkli derililerin sadece siyasal hakları değil, mülk edinmek ve evlenmek gibi en temel hakları dahi tam olarak tanınmamıştı. Nelson Mandela’nın lideri olduğu silahlı mücadele içeriden, Birleşmiş Milletler’in uyguladığı ambargo dışarıdan devleti kuşatınca beyazlar yeni anayasa yazımına rıza göstermek zorunda kaldı. Önce, bir zamanlar “terörist başı” kabul edilen Mandela hapisten salındı, sonrasındaysa eski anayasa yürürlükten kaldırıldı. Siyahların müzakere masasına eşit vatandaşlar olarak oturması ancak bu şekilde mümkün olabildi.
Sonrasındaysa 6 yıl sürecek yazım süreci başladı. Bu çerçevede önce tüm toplumsal kesimlerin üzerinde uzlaştığı 34 ilkeden oluşan bir geçici (interim) anayasa kabul edildi. Siyahların da hem parti hem de seçmen olarak katılabildiği ilk demokratik seçimlerle kurulan parlamento, kanun yapmanın dışında, anayasa yapım sürecini de yönetmeye başladı. Ancak burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: Yeni anayasayı parlamento yazmadı. Parlamento, halktan gelen taleplerin derlenip toparlandığı ve metne dönüştüğü bir yer olarak işlev gördü.
Gündüz günlük yasama işlerini yapan milletvekilleri, sonrasında komisyonlarda halktan toplanan dilekçeleri görüştü. Tabii onlarca yıldan beri eğitim hakkından yoksun bırakılan halkın büyük kesimi okuma-yazma dahi bilmiyordu. Bu nedenle tiyatro oyunları ve şarkılar hazırlandı, köy köy dolaşıldı, halka anayasanın ne olduğu anlatıldı ve yeni anayasada ne görmek istedikleri soruldu. Bu sürece yönelik silahlı saldırılar da oldu. Onlarca kişi öldü. Ancak tarafların birbirine güveni ve ülkenin demokratikleşmesi yönündeki ortak iradeleri sayesinde bu krizler aşıldı ve 1996 yılında yeni anayasa kabul edildi. Bugün hâlâ bu anayasa o kadar benimsenmiş durumdaki her yıl bir hafta anayasa haftası olarak kutlanmakta. Çünkü Güney Afrika’nın her vatandaşı “Bu anayasayı biz yazdık” hissini taşıyor.
Suriye için gerekli olan güven ve müzakere
Suriye çok etnisiteli, çokdilli ve çokdinli bir toplumsal yapıya sahip. Üstelik yıllardan beri süren iç savaş toplumsal kesimleri yormuş ve birbirine düşman etmiş durumda. Ancak eğer insan haklarına dayanan ve demokratik bir Suriye kurulmak isteniyorsa İspanya ve Güney Afrika örneklerinden yararlanılarak düşmanlıklar bir kenara bırakılmalı ve karşılıklı güvene dayanan bir ortam sağlanmalı. Bu, elbette hiç kolay değil. Bununla birlikte, imkansız da değil.
Türkiye gibi komşu ülkelere ve ABD gibi küresel güçlere düşense, eğer gerçekten istikrarlı bir Suriye istiyorlarsa yeni anayasayı dikte ettirmek değil, toplumsal güven ortamının sağlanması için çalışmak ve sonrasında Suriyelileri müzakere masasında baş başa bırakmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
İki eski Mossad ajanı, İsrail'in Eylül ayında Hizbullah mensuplarına telsiz ve çağrı cihazlarıyla düzenlediği saldırıların arka planını anlattı.
24 Ara 2024

YAZARLAR

Serkan Köybaşı
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı, Hayvan ve Doğa Hukuku Laboratuvarı Direktörü. 2005 yılından bu yana Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi akademik kadrosunda olan Köybaşı'nın ifade özgürlüğü, vicdani ret, hayvan hakları, doğanın hak özneliği ve iklim değişikliği hukuku gibi konularda makaleleri ve tebliğleri bulunmaktadır. 2023 yılında doçentlik eseri olarak “İklim Değişikliğine Karşı Yeşil Anayasalcılık” başlıklı bir kitap yayınlamıştır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR



