

Geleceğe Uzanan Yeni Olasılıklar
Hayatımızı sürdürülebilir bir çatı altında yaşamak için yapabileceklerimizin sınırı yok. Her geçen gün hayatımızı daha da çok etkileyen iklim krizi gezegene olan etkimizin farkında olmamız gerektiğini sürekli hatırlatıyor..
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Ormanlarımız yanıyor, denizlerimiz ölü balık kaynıyor, mevsimler birbirine giriyor, çok uzak olmayan bir gelecekte gıda krizinin bizi beklediği artık her yerde yazıyor. İklim krizinin ayak sesleri artık uzaktan gelmiyor, iklim krizi artık tam üstümüzde tepiniyor. Yapabileceklerimiz var mıydı? Bireysel çabalarımız işe yarar mıydı? Artık çok geçse dövünüp ağlamaktan başka geriye ne kaldı?
Durum pek iç açıcı gözükmese de işin ciddiyetinin artmasıyla beraber iklim krizinin kendisi ve üzerimizdeki etkileri üzerine artık çok daha fazla konuşuyoruz. İklim krizi, iyilik halimizi tabii ki olumsuz etkiliyor. Öyle ki şu anda dünya üzerindeki 1 milyardan fazla kişinin iklim krizinden direkt etkilendiği biliniyor. 2021 yılında 10 farklı ülkeden 10.000 katılımcı ile bir araştırma, 16-25 yaş arasındaki katılımcıların yarısından fazlasının iklim krizi ile ilgili mutsuz, kaygılı ve çaresiz hissettiğini gösteriyor. Katılımcıların %45’i bu olumsuz duygularının gündelik hayatlarını olumsuz etkilediğini de belirtiyor. Grantham Enstitüsü’nün iklim krizinin mental sağlık ve duygusal iyilik hali üzerine hazırladığı rapor da bu konuya ışık tutuyor. Örneğin, hava sıcaklıkları ile intihar oranları arasında pozitif bir ilişki var. Bir başka deyişle hava sıcaklıkları arttıkça intihar oranları da artıyor. Ekstrem hava koşullarının yoğun bir stres yarattığı da araştırmalar tarafından destekleniyor. Bu gözle bakınca yüz milyonlarca insanın iklim krizi ile ilgili olumsuz bir psikolojik tepki verdiğini tahmin etmek de zor olmuyor. Eğer bir çözüm sürecine hızlıca ve global bir şekilde giremezsek iklim krizinin psikolojik sağlığımız üzerindeki olumsuz etkilerinin çok daha yoğun ve yıkıcı olacağını öngörüyoruz.
Her ne kadar çok uzun süre iklim krizinin psikolojik etkisi araştırılmaya değer görülmediyse de son 5 yılda bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar daha görünür hale geliyor. Yaşam alanlarımız bir bir elimizden alınırken tepkisiz kalabilmemiz zaten mümkün gözükmüyor. Seller, kasırgalar, yangınlar, kuraklıklar derken kendimizi güvende hissetme şansımız pek de kalmıyor. Ekolojik anksiyete (eko anksiyete ya da eko kaygı) kavramı tam da bu noktada gündemimize giriyor.
Eko kaygı, doğanın yaklaştığına inandığımız kötü sonu ile ilgili hissettiğimiz kronik kaygıya ismini veriyor.
Bizden önceki nesillerin doğaya vermeyi ihmal ettikleri önemin ceremesini bizim çekiyor olmamız ve gelecekte durumun çok daha vahim olabileceğini bilmemiz hem haksızlığa uğramış olduğumuz duygusunu artırıyor hem de geleceğe güvenle bakmamıza engel oluyor.
Ekolojik kaygı, özellikle de iklimsel felaketlere maruz kalan bölgelerde yaşayan insanları daha fazla etkiliyor.
Bu çok şaşırtıcı bir bulgu değil. Eğer doğduğumuz, büyüdüğümüz, içinde huzurlu hissettiğimiz, bir gün dönmeyi umduğumuz yerleri bir doğal felakete kaybediyorsak, başka bir deyişle artık bir evimiz kalmıyor gibi hissediyorsak bu hayattaki güvenlik duygumuzu temelinden sarsıyor.
Ekolojik kaygının yanı sıra tecrübe ettiğimiz bir başka durum ise: ekolojik yas. Bu yasın, kaybettiğimiz yakınlarımızın arkasından tuttuğumuz yastan çok da farkı yok aslında.
İklim krizinin ciddiyetini fark ettikçe dünyanın bir zamanlar bildiğimiz haliyle kalmadığını da idrak ediyoruz. Bu durumda artık yitip giden “eski dünyanın” yasını tutuyoruz.
Yasın aşamalarını düşününce buradaki ilk tepkimiz inkar oluyor. Araştırmaların yanlış olduğunu düşünmek, bilim insanlarının abarttığını iddia etmek bunun bir parçası. İklim krizinin hayatımızı etkileyecek bir şey olduğunu kabul etmek istemiyoruz. (Ne kadar çok insanın ilk aşamada kaldığını düşünmek biraz içimi acıtmıyor değil.)
Yasın ikinci aşaması kızgınlık. Bu aşamaya geçmeyi başaranlar bu konudaki kişisel paylarını bir kenara bırakıyorlar sanki. Her şeye kızıyorlar, herkesi hatalı buluyorlar. Suyu fazla açana kızıyorlar, plastik çanta kullanana da. Haksız değiller belki ama kızgınlık tek başına bizi ilerletmiyor maalesef.
Üçüncü aşama pazarlık. İklim krizinin olası olumlu sonuçlarını düşünmeye çalışmak bu sürecin bir parçası. “Artık o kadar üşümüyoruz, yaz uzun sürüyor, bahar erken geldi.” İyi ama bunlar aslında bizi mutlu etmiyor. Zaten üçüncü aşamada da kalmayı pek uzun süre sürdüremiyoruz.
Dördüncü aşama depresyon. Tükenmiş ve çaresiz hissetmek, kendi yapabileceklerinin bir işe yaramayacağına inanmak bu noktada gördüğümüz davranışlar. Belirgin bir farkındalık var bu aşamada ama farkındalık, kontrolü yitirmiş gibi de hissettiriyor biraz. Olan oldu, ben ne yapabilirim ki?
Beşinci aşama kabullenme. Kabullenme, harekete geçmenin tek yolu. Biraz etrafa bakıp yalnız olmadığımızı hissetmenin, dayanışmanın bir parçası olmanın, bireysel çabanın da önemini görmenin başlangıcı burası.
Bu tecrübeleri bu kadar net tanımlamayı istememin en önemli sebebi, bunları yaşayan insanların yalnız olmadıklarını bilmelerini sağlayabilmek. Çünkü yalnız hissetmek, çaresizlik duygusunu da artırıyor. Herkes nerede, ben tek başıma nereye kadar savaşabilirim, bu duyguları sadece ben yaşıyorsam hangi kolektif çabayı gösterebilirim gibi soruları sormamıza sebep oluyor.
Yalnız değiliz ve bütün ihtiyacımız olan içimizdeki bu olumsuz duyguları elimizden geldiğince yöneterek aksiyona dönüştürebilmek. Bu sadece bize yardımcı olmayacak, dünyayı da bu şekilde kurtaracağız.
İklim krizinin mental sağlığımız üzerindeki etkisi en çok gelir seviyesi yüksek, araştırma imkanları daha gelişmiş ülkelerde araştırılsa da gelir seviyesi düşük ülkeler, iklim krizinin etkilerini daha yoğun hissediyorlar. Bu konuyu daha iyi anlamak istiyorsak araştırmalara bu ülkelerin de dahil edilmesi gerekiyor. Tabii ki önceliğimiz araştırma kapasitesini artırırken ve bu konuyu daha iyi anlarken toplumun bu anlamdaki dayanıklılığını artırmak ve onlara destek alabilecekleri alanları sağlamak. Kaygı yönetimi ile ilgili methodlar, bireyi çaresizlik ve eli kolu bağlanmışlık hissinden çıkartıp harekete geçmeye sevk eden yaklaşımlar ve aldığımız aksiyonların sonuca dönüşebildiğini gösteren politikalar mental sağlığımızı korumamız anlamında çok önemli. Devlet politikalarının bu konuyu ön plana aldığını görmek ve kolektif çabanın desteklendiğini hissetmek, bireylerin hem çaresizlik ve kontrolsüzlük duygularına iyi gelecek, hem de yalnız ve ortada bırakılmış hissedenlere merhem olacak.
İnsanoğlunun değişim ve dayanıklılık kapasitesi, beni her zaman şaşırtıyor. Bu konuda da farkındalığımız arttıkça yapabileceklerimizin ve değiştirebileceklerimizin sonunun olmadığını düşünüyorum. Evet, olan bütün kötülükleri görmek ve çaresiz hissetmek hiç zor değil. Ama iyi şeyler de oluyor. Birileri hiç durmaksızın bu konularda uğraşıyor. Daha fazla insan bilinçleniyor. Bu konu artık okullarda bile konuşuluyor.
Siz bu yazıyı okuduysanız bir kişi daha aramıza ekleniyor. Yalnız olmadığımızı bilmek, bize iyi geliyor!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İklim Krizinin Beden ve Ruh Sağlığı Üzerindeki Etkileri Sempozyumu, eko-anksiyete, iklim krizi ve çocuk sağlığı ilişkisi, öneriler ve daha fazlası..
04 Eki 2024

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
“Dünyanın güzelliği bir farkındalık çanıdır.” — Thich Nhat Hanh
15 Eki 2026

Geleceğe duyduğumuz güven, bugün harekete geçmemizi engelliyor olabilir mi?
15 Eki 2026

Küçük bedenlerine koca bir dünyanın düzenini sığdıran canlılar; böcekler
15 Eki 2026





