Kadına yönelik şiddete karşı toplumsal talepler ve hükümetin yaklaşımı

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İstanbul’da iki genç kızın öldürülmesi, suç makinesine dönüşmüş bir kişinin polis memuresi kadını öldürmesi, Beyoğlu’nda sokakta yürüyen genç kızın saldırıya uğraması… Kadınların hayatta kalma mücadelesi bu olaylarla yeniden gündemde. İktidar, çare olarak yeniden ceza artırımlarını, birden fazla suç işleyenlerin tahliyesinin engellenmesini bulmuş görünüyor. Ancak yaşananlar kadınların sistematik olarak, verilen cezalardan bağımsız saldırıya uğradığını, şiddetten korunamadığını gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla kaldırılan İstanbul Sözleşmesi’nin uygulama yasası olan 6284 sayılı yasanın kararlı biçimde uygulanmasını isteyen kadınların talepleri, mevzuattan çok zihniyete takılıyor.
TRT sanatçısı Hatice Kaçmaz, 2014’te Ankara’da bir parkta öldürüldü. Kimse o gün bültenlere, “kadın cinayeti” olarak yansıyan haberin simge davalardan biri haline geleceğini bilmiyordu. Yerel mahkemedeki yargılama sonunda, mahkeme, katil Orhan Munis’e indirimsiz müebbet hapis cezası verdi. Cezada indirim yapılmaması başlıklara taşındı. Oysa indirim baştan yapılmış, cinayet tasarlayarak öldürme sayılmamıştı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine müebbet hapis verilmişti. Gerekçesi ise katil Orhan Munis’in, cinayeti tasarlayarak değil, “tutkulu sevgisinin etkisi ve anlık hiddetle” işlediği olarak açıklandı. Yanında bıçak taşıması, bıçağı kurbanlık almak için taşıdığını söylemesine rağmen parasının olmaması “tasarlama” sayılmadı. Önce Yargıtay 1. Daire, sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu, yerinde buldu “tutkulu sevgi” kararını…
Ayşe Tuba Arslan, 2019’da, Eskişehir’de sokak ortasında öldürüldüğünde, ardında 23 şikâyet, 4 koruma kararı, 13 soruşturma ve sıfır yaptırım bırakmıştı. Koruma ve uzaklaştırma kararı yetmemişti zira sistem buna izin vermiyordu. Korunmak istediği kişi yanına yaklaştığında Arslan’ın polisi haberdar etmesi, polisin hemen olay yerine gelerek müdahale etmesi gerekiyordu ve buna olanak yoktu elbette.
Katilin kurallara ve yasaklara uymaması nedeniyle açılan soruşturmaların bir anlamı yoktu zira bu eylemlerin cezai yaptırımı yok. Kadına şiddet nedeniyle açılan davalarda esaslı ceza verilmemesi de katilin dışarıda serbest gezmesini sağlıyordu.
Af cenneti Türkiye
Son dönemde giderek artan şiddet olayları, kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin önünün alınamaması iktidarı yeniden yol ayrımına getirdi.
Ancak o yol ayrımına zaten son dönem politikalarıyla gelindi. Kadınlar sadece son aflar nedeniyle öldürülmüyor. Af, kadınların sürekli olarak katledilmesini kolaylaştırdı.
Af, Türkiye’nin sürekli gündeminde olan bir kavram. AKP’nin iktidara geldiği 2002’ye kadar defalarca af çıkartıldı. Af yasalarına karşı olduğu sloganıyla iktidar olan ve bu söylemini uzun yıllar sürdüren AKP, 2010’dan sonra ardı ardına örtülü aflar çıkarmaya başladı.
Af olarak anılmaması için infaz düzenlemesi adı altında yapılan düzenlemeler, Türkiye’yi af cennetine dönüştürdü.
2010 - 2020 arasında iki ayrı yasayla, İnfaz Kanunu’nda değişiklikler yapıldı. 2020 ise aslında sembol bir yıla dönüştü. Aynı yıl hem Covid izni ile hem de Çakıcı affı olarak anılan, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı için yaptığı çağrının ardından çıkartılan yasayla suçlular sokağa salındı. Kısa süre içerisinde de cezaevleri yine kapasitesinin üzerinde doldu.
2020’deki Çakıcı affı ile kasten öldürme, terör suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar dışındaki suçların infaz süresi yarı oranına indirildi. Buna göre 12 yıl hapis cezası alan bir kişinin 6 yıl cezaevinde kalması, daha sonra şartla salıverilmesi düzenlendi.
Ancak bununla da yetinilmedi. Buna denetimli serbestlik süresinin iki yıldan üç yıla çıkartılması düzenlenmesi de eklendi. Böylece 12 yıl ceza alan birinin sadece 3 yıl cezaevinde kalarak tahliye olabilmesinin önü açıldı. Gaspçılar, hırsızlar, yaralama suçlarını işleyenler, kimi ararsanız tahliye oldu.
Açık cezaevi özgürlüğü
Kasten öldürme, uyuşturucu, cinsel suçlar gibi bazı suçlar bu düzenlemelerin kapsamı dışında bırakıldı. Ancak onlar için de aldıkları cezanın yaklaşık yarısını kapalı cezaevinde geçirdikten sonra belli günlerin izinli, firarın son derece kolay olduğu açık cezaevine geçme imkanı tanındı.
Ancak zaten Covid affı olarak bilinen, 2020’de pandemi sürecinde çıkartılan düzenleme onları da özgür hale getirdi. Bunun sonuçları da ağır oldu.
2020’de pandemi nedeniyle açık cezaevinde bulunanlara iki ay süreyle izin verildi. Ayrıca kapalı cezaevinde bulunan ve infaz süresi beş yıl ve altında kalanlar da açık cezaevine alınarak izinli sayıldı. Sadece siyasi suçlular ve örgütlü suçlardan hüküm giyenler kapsam dışında kaldı.
Verilen izinler üç yıl boyunca uzatıldı. Ardından Temmuz 2020’de çıkartılan düzenlemeyle süreli izin süresiz izne dönüştürüldü ve izinle dışarı çıkan herkes denetimli serbestlik kapsamına alındı.
Suçlular sokakta: 6 yıla kadar olan suçlara tek gün cezaevi yok
Bugün, infaz düzenlemeleri nedeniyle geçmişte suç işlemiş, hüküm giymiş onbinlerce kişi, cezalarını bile tamamlamadan sokağa salınmış durumda. 6 yıla kadar ceza gerektiren suçlardan birini işlemeleri ya da 6 yıl ve daha az ceza almaları durumunda birkaç gün açık cezaevinde tutularak, ardından serbest bırakılıyorlar.
Yaralama, taciz suçları, hırsızlık, gasp gibi suçlarda suç işleyenler neredeyse tek bir gün kapalı cezaevinde yatmıyorlar.
Bunun sebebi yukarıda anlatılan düzenlemeler. 2020’deki infaz değişikliğine göre, 6 yıl ceza alan kişinin şartla salıverme süresi otomatik olarak 3 yıla iniyor. Denetimli serbestlik süresi de 3 yıl olduğundan bu kişi hemen serbest bırakılıyor.
Sığınmaevi bile çözüm değil
Kadınların en büyük sorunlarından biri de adalet arayışlarının karşılık bulmaması. Bu durum sadece İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmış olması ya da yasadaki yetersizliklerden kaynaklanmıyor. Aksine 6284 olarak bilinen, konuyla ilgili yasanın etkin uygulanması durumunda kadınları göz göre göre gelen şiddetten korumak mümkün. Ancak yasa, pratikte birçok nedenden dolayı etkin uygulanmıyor.
Son olayların ardından sosyal medyada kadınlar, taciz edildiklerinde suç duyurusunda bile bulunamadıklarını zira bu durumda adreslerinin de ortaya çıkabildiğini söyledi.
Kadınlar haklı. Zira suç duyurusunun işleme konulmasıyla şikayet edilen tarafın adres bilgilerini öğrenmesi mümkün hale geliyor. Şikayet edilen tarafın avukatının dosyayı inceleme hakkı var. Savcılık, özel bir gizlilik kararı koymadığı ve uygulamadığı müddetçe, bu inceleme sırasında şikayet edilen tarafın bütün bilgileri görülebiliyor. Şüphelinin de dosyaya bakma hakkı olduğundan çoğu zaman avukata bile ihtiyaç kalmıyor.
Tek sorun bu değil, koruma ve uzaklaştırma kararlarının da etkin uygulanabilmesi mevcut sistemde çok mümkün değil. Uzaklaştırma kararları çözüm olamıyor zira bu kararlar, kadınların kararın ihlalini bildirmeleri ile uygulanıyor. Sığınmaevlerinin yerleri bile gizli kalamıyor ve bu evlerin önüne gelen çok sayıda şiddet faili erkek var. Sığınmaevlerinin yerinin ise tehdit ve baskı ile ya da farklı yollardan kolayca öğrenilebildiği konuşuluyor.
Tek başına yasa değil zihniyet
Tüm bu örnekler kadınların, mahkemelerin uygulamakta direndiği İstanbul Sözleşmesi’ne neden bu kadar önem verdiğini gösteriyor. Zira sözleşme, yargının ve polisin uygulamakta direndiği ne varsa bu alanlara özel önem verilmesini istiyordu. Kadınlar, sözleşmenin varlığının tek başına bir kalkan olabileceğini biliyordu.
Bugün AKP, yeni yargı paketine birden çok suç işleyenin tahliye edilmemesi, ceza alan herkesin cezaevine konulması, kadına yönelik eylemlerinin cezalarının artırılması gibi düzenlemeleri eklemeyi planlıyor.
Ancak af çıkarmamak ve mevcut yasaları etkin uygulamak da yeterli. Kadın cinayetleri için meşruiyet alanı oluşturulmaması, kadına yönelik şiddet eylemlerinde “tahrik” vb. unsurların erkek zihniyeti ile ele alınmaması, uzaklaştırma-koruma kararları için yeni etkin uygulama yöntemlerinin devreye sokulması… Kadınların önerileri hazır, neyin neden olduğunu biliyorlar ve iktidardan beklenen bu adımların atılması. Zihniyeti de ancak böyle değiştirmek mümkün.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yeni bir açılım süreci kapıda. Öcalan'a ilk ziyaret. Başkentte terör saldırısı. Etki ajanlığı yasası. BRICS zirvesi. İnternet yasakları. Direnen Fernas işçilerinin zaferi. Fethullah Gülen öldü.
24 Eki 2024

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




