Kafesin Anahtarı

Her canlının rengine ve sesine ihtiyacı var yaşamın.
Kafesin Anahtarı

Ağustos - Dünyahali
BMW ile birlikte

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

Uzm. Psk. Özüm Demirel

Nasıl bir kafesteyiz? Anahtarımız nerede? Neye isyan ediyoruz? Neye alışıyoruz? Hangi nedenlere dayanarak, hangi bedelleri ödeyerek seçim yapıyoruz ve neyi seçiyoruz? Ya da seçtiğimizi sanıyoruz…

Varoluşçu ve humanist psikoterapist “Rollo May”, “Kendini Arayan İnsan” kitabında “Kafese Kapatılan Adam” imgelem deneyinden bahseder: 

Bir akşamüzeri, uzak bir diyardaki ülkenin kralı penceresinden bakarken bir yandan da kabul salonundan gelen belli belirsiz duyulan müziği dinliyordu. Çok yorulmustu ve dışarı bakarken genel anlamda dünyanin halini irdeliyordu. Aşağıdaki meydanda bir adam gördü. Görünüşe bakılırsa “ortalama” bir adamdı ve muhtemelen yıllardır haftanın beş günü yaptığı gibi aynı rotayı izleyerek eve dönmek üzere bineceği tramvaya yetişmek için hızlı bir şekilde yürüyordu. Kral imgeleminde bu adamın peşine düştü.

Onun evine vardığını, formalite gereği karısını öptüğünü, akşam yemeğini yediğini, çocuklarla ilgili her şeyin yolunda olup olmadığını sorduğunu, gazetesini okuduğunu, yatağa girdiğini, belki karısıyla seviştiğini, uyuduğunu ve ertesi sabah işe gitmek üzere yeniden uyandığını hayal etti. Ve ani bir merak duygusuyla sarsılan kral bir an için tüm yorgunluğunu unutarak şöyle düşündü: “Bir adam hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi kafese kapatılsa acaba ne olurdu?” Böylece kral ertesi gün bir psikolog çağırıp fikrinden bahsederek kendisini deneyi gözlemlemeye davet etti. Ardından kral hayvanat bahçesinden bir kafes getirilmesini emretti ve sonrasında  adam bu kafese yerleştirildi.

Başlangıçta adam şaşkındı ve kafesin dışında duran psikoloğa durmadan, “Tramvayı kaçıracağım, işe gitmem lazım, baksanıza saat kaç oldu, işe geç kalacağım!" deyip duruyordu. Fakat sonra akşamüzeri mantıklı bir şekilde düşünüp durumun farkına varmaya başlayınca şiddetle karşı çıkmaya başladı: "Kral bana bunu yapamaz! Bu adil degil ve kanunlara aykırı." Sesi güçlü, bakışları öfkeliydi. 

Haftanın  geri kalanı boyunca adam bu şekilde şiddetli protestolarını sürdürdü. Her gün olduğu gibi kral kafesinin yanından geçtiğinde adam itirazlarını doğrudan kendisine yöneltiyordu. Ama kralın yanıtı şöyle oluyordu: "Şuraya baksana, bolca yiyeceğin, rahat bir yatağın var ve çalışmak zorunda değilsin. Sana iyi bakıyoruz, o halde neden itiraz ediyorsun?" Birkaç gün sonra adamın itirazları azaldı ve ardından tamamen kesildi. Kafesinde sessizce oturuyor, konuşmayı reddediyordu ama psikolog, adamın içini yangın yerine çeviren nefreti bakışlarından görebiliyordu.

Birkaç hafta sonra psikolog, kral tarafından kendisine iyi bakıldığına dair her gün yapılan hatırlatmanın ardından adamın sanki bu ifadenin doğru olup olmadığını düşünüyormuşçasına bir süre duraksamaya başladığını fark etti: bakışlarındaki öfke bir anlığına da olsa siliniyordu. Ve birkaç hafta daha sonra adam psikoloğa, insana yiyecek ve sığınacak bir yer verilmesinin ne kadar faydalı bir uygulama olduğunu, insanoğlunun zaten her koşulda kaderini yaşamak zorunda olduğunu ve kendi üzerine düşenin bu kaderi kabullenmek olduğunu söylemeye başladı.

Sonrasında bir grup profesör ve ögrenci adamı incelemeye geldiklerinde adam onlara son derece sıcak davranıp bu yaşam biçiminin kendi seçimi olduğunu, güvenlik ve iyi bakılmanın son derece önemli değerler olduğunu ve onların da yaptığı bu seçimdeki mantığı göreceklerini söyledi. Ne kadar tuhaf, diye düşündü psikolog ve ne kadar acınası. “Neden yaşam biçimini onaylamaları için bu denli uğraş veriyor?”

İlerleyen günlerde kral avluya girdiğinde adam  parmaklıkların ardından kendisine yiyecek ve kalacak yer sağladığı için minnetini ifade etmeye başladı. Ama kral avluda yokken ve adam psikoloğun varlığından da habersizken ifadesi ciddi bir değişime uğruyordu; çok daha  aksi görünüyordu. Yemeği parmaklıkların arasından uzatıldığında adam sık sık tabaklan düşürüyor sonrasında bu sakarlığından ötürü utanç duyuyordu. Konuşmaları giderek daha da tekdüze bir hal aldı ve ilgilenilmenin önemi üzerine ortaya attığı felsefi teoriler yerine tekrar tekrar, "Kader bu" diyerek, "'Evet, öyle" diye mırıldanmaya başladı.

Ne zaman son evreye girdiğini söylemek güçtü. Fakat psikolog adamın yüzünde belirgin bir ifade olmadığını fark etmeye başladı. Eskisi gibi gülümsemiyor, boş ve anlamsız bir şekilde etrafa bakıyordu. Adam yemeğini yiyor, zaman zaman psikologla birkaç kelimelik diyaloglara giriyordu. Bakışları donuk ve uzaktaydı. Ve artık düzensizleşen konuşmalarında asla "ben" ifadesini kullanmıyordu. Kafesi kabullenmişti. Öfkelenmiyor, nefret duymuyor ve mantıklı açıklamalar yapmıyordu. Artık aklını yitirmişti. 

O gece psikolog nihai raporu yazmak üzere çalışma odasına geçti. Fakat içinde muazzam bir boşluk hissettiğinden kelimeleri bir araya getirmesi çok güç oldu. Sürekli yazdıklarıyla kendini telkin etmeye çalışıyordu. “Asla hiçbir şeyin kaybolmadığı, maddenin yalnızca enerjiye ve oradan da tekrar maddeye dönüşebileceği söylenir.” diye geçirdi içinden. Fakat bir şeylerin gerçekten kaybolduğunu hissediyordu. Bu deneyle birlikte evrenden bir parçanın kopup geriye kocaman bir boşluk bıraktığını görüyor ve raporunu yazmak dışında bir şey yapamıyordu…

Bazen zor da olsa, soru ve seçim hep var. Bu, dünyanın merkezine konuşlanan narsisistik bir “Ben ne istersem, o olur” söylemi değildir. Bu, hayatın gerçeğine ve bütünün dengesine meydan okuyan psikotik bir “İstersem her şeyi yapabilirim” sanrısı da değildir. Gerçeğimizin sınırları, seçimlerimizin bedelleri vardır. Her istediğimizi yapamıyoruz, hatta bazen çok çabalasak da beceremiyoruz. Olabilir. İnsanız; deniyoruz, deneyimliyoruz ve ancak böyle öğreniyoruz.Kimse extra kaymaklı, ultra fırfırlı falan değil. Kimse yaşamdan ve zamandan bağımsız da değil. Herkes bir ve biricik. Hepsi bu!  Ve fakat biz kader sandığımız kafeste sustukça kimse kapıyı açmayacak, vazgeçtiğimiz ihtimaller üstümüze kapanacak. Seçebildiklerimiz, seçemedikleriz arasında kaybolup gidecek. Gittikçe rengimiz soluklaşacak, ruhumuz sessizleşecek… 

Oysa her canlının rengine ve sesine ihtiyacı var yaşamın. Birbirimize ve biricikliğimize ihtiyacımız var. Soru sormak ve seçim yapmak gerçeğimizle yüzleşme samimiyeti, öznel irademizin farkında olma becerisidir. Özgür ve özgün bir şekilde hayata dahil olma çabasıdır. 

Soru sormak, sorun çıkarmak değil; merak etmektir. Seçim yapmak, bencil olmak değil; ifade etmektir. Özgürlük yalnızca bir karara evet ya da hayır demek değildir. Nietzsche’nin deyişiyle “Özgürlük, asıl olduğumuz şeye dönüşme kapasitesidir.“ 

Hep birlikte özgür ve renkli günlerimize!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

78: İklim Krizi Hızlanıyor ⏳

Sihirli Fasulye Hikayesi, Buğday Fiyatları, Kommagene Bienali

26 Ağu 2022

BMW ile birlikte
78: İklim Krizi Hızlanıyor ⏳

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ OKUMALAR

DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fısıldayan ağaçlar

Ağaçların Görünmez İletişim Ağı ve Doğanın Dili

01 Tem 2026

Fısıldayan ağaçlar
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek

Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj

01 Tem 2026

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fıstık Ağacı

Bir Coğrafyanın Hafızası: Fıstık Ağaçları

01 Tem 2026

Fıstık Ağacı