

Ses ve ışığın eşsiz dansı: Boşlukta Mevcut Boşlukta Mevcut sergisi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İBB Kültür AŞ iş birliğiyle düzenlenen Boşlukta Mevcut , 28 Eylül ’e kadar Taksim metrosunun -1. katında bulunan Taksim Sanat ’ta ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Kimi
Yönetmen: Steven Soderbergh
Süre: 89 dakika
Yapım yılı: 2022
Jenerik: Steven Soderbergh, çağın koşullarına en iyi uyum sağlayan, sinema ve televizyon ayrımının ortadan kalktığı düzene en hızlı şekilde adapte olan yönetmenlerden biri. iPhone kameraları kullanarak çektiği Unsane (2018), Netflix ve HBO Max için çektiği High Flying Bird (2019), The Laundromat (2019) ve Let Them All Talk (2020) gibi orijinal yapımlar bunun kanıtları. Soderbergh biçimsel olarak pandeminin yarattığı izleme alışkanlıklarına, içerik anlamında da pandeminin yarattığı paranoyaya uyum sağlamakta gecikmedi. 2022'nin ilk aylarında, sinemalara uğramadan doğrudan HBO Max’te yayımlanan bir filme, Kimi’ye imza attı.
74. Primetime Emmy Ödülleri’nin odağımızda olduğu bu haftada, koşullar değişmeden önce pekâlâ “televizyon filmi” olarak değerlendirilebilecek bir film önermeyi uygun buldum. Zoë Kravitz’in başrolünde yer aldığı Kimi, COVID-19 pandemisinin ardından ortaya çıkan agorafobisi nedeniyle Seattle’daki evinden çalışan bir genç kadının, işi gereği bazı sesli verileri incelerken bir suça tanık olmasını ve bu yüzden başının belaya girmesini konu alıyor.
Neden izleyelim? Bugün birçoğumuz “normal” hayatına geri dönmüş olsa da bir buçuk-iki yıl öncesinde alışveriş torbalarını çamaşır suyuyla sildiğimiz, yan sokağımızda oturan arkadaşlarımızı dâhi aylarca görmediğimiz ve kimseye dokunmadığımız apokaliptik bir gerçekliğin içindeydik. Soderbergh’in filmi pandemiyi inkâr etmeyen filmlerden. Yarattığı karakterse pandeminin etkisini üzerinden atamamış, üstelik bunu bir fobiye dönüştürmüş biri.
Kimi; tüm bunlardan asla sıkıcılaşmayan, gerilimi yüksek, gizemi yerinde, üstelik çok büyük bir kısmı tek mekânda geçen, klostrofobik bir aksiyon filmi çıkarmayı başarıyor. Bu dijital çağ Rear Window’unda, karşı pencereden dürbünle görünenlerin yerini bir ses kaydının frekanslarıyla oynandığında duyulanlar alıyor. Filmin sürprizlerle dolu ve temposu yüksek ikinci yarısı, önceden detay sanılan birçok ögenin hızla ve kolaylıkla yerine oturtulan bir puzzle’ın son parçaları gibi kullanıldığı bir izleme deneyimi sunuyor.
Nerede izleyebilirsin? Kimi şu an Türkiye’de yasal yollarla izleyebileceğiniz herhangi bir platformda bulunmuyor.
Benzer işler:
- Panic Room (2002, David Fincher)
- Searching (2018, Aneesh Chaganty)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Elçin Yahşi’yle 74. Primetime Emmy ödülleri sohbeti, Soderbergh’in Rear Window güzellemesi, Kenny Beats’in ilk solo albümü Louie.
09 Eyl 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




