

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Dün yağmur bastırdı. Toprağın ilk nemlenmesiyle yükselen kokuyu aldığımda duraksadım. Bu koku beni nereye götürdü bilmiyorum — belki çocukluğuma, belki anneannemin bahçesine, belki hiç gitmediğim bir yere. Tek bir nefes, içinde koca bir dünya. Bu kokunun bilimsel adı petrichor. Yunanca "taş" ve "tanrıların damarlarında akan sıvı" kelimelerinden türemiş. Yağmur damlacıkları toprağa çarptığında bakteri sporları ve bitkisel yağlar havaya karışıyormuş. Ama biz adını bilmeden önce de tanıyorduk bu kokuyu. Bedenimiz biliyordu.
Beş duyumuzdan dördü artık dijital. Görmek için ekranlarımız, duymak için hoparlörlerimiz, hatta dokunmak için titreşen telefonlarımız var. Tat bile laboratuvarda üretilebiliyor. Ama koku? Koku hâlâ dijitalleşemiyor.
Kimse size Instagram'dan toprak kokusu gönderemiyor. Zoom toplantısında taze ekmek kokusunu alamıyorsunuz. Hiçbir uygulama deniz havasını taşıyamıyor. Koku son kale — tamamen analog, tamamen bedensel, tamamen şimdi.
Koku duyumuz diğerlerinden farklı çalışıyor. Gördüklerimiz ve duyduklarımız önce beynin analitik bölgelerinden geçiyor, yorumlanıyor, işleniyor. Ama koku doğrudan limbik sisteme —duygu ve hafıza merkezine — ulaşıyor. Bir koku bizi anında başka bir zamana taşıyabiliyor, düşünmeye fırsat kalmadan. Proust'un meşhur madeleine'i bundandı. Fransızca'da 'madeleine de Proust' artık bir deyim. Bir koku ya da tadın aniden bütün bir geçmişi geri getirmesi. "Kayıp Zamanın İzinde"de Marcel Proust bu anı şöyle anlatıyor: Kasvetli bir kış günü eve dönüyor, annesi ıhlamur çayı ve küçük bir madeleine keki ikram ediyor. Keki çaya batırıp ağzına götürünce bir şey oluyor:
"İçinde kek kırıntıları bulunan çay damağıma değdiği anda irkilerek, içimde olup biten olağanüstü şeye dikkat kesildim. Bir anda, hayatın dertlerini önemsiz, felaketleri zararsız, kısalığını boş kılmış, benliğimi değerli bir özle doldurmuştu... Ve tıpkı Japonların suyla dolu bir kâseye attıkları kâğıt parçalarının çözülüp birer çiçek, ev, insan olduğu oyunlarındaki gibi — bütün Combray, bahçeleriyle bütün kent, çay fincanımdan dışarı fırladı."
Küçük bir kek, kokusuyla bütün bir geçmişi geri getiriyor. Bunu artık nörobilim de doğruluyor. Anneannemin mutfağını hatırlıyorum; soğan kavruluyor, maydanoz doğranıyor, bir şeyler fokurduyor. O mutfağa adım attığım an bütün bedenim gevşerdi. Güvendeyim, evdeyim, seviliyorum. Bunları düşünmezdim, koklardım.
Peki şimdi ne kokluyoruz?
Şehirde yaşayanlar için cevap çoğunlukla egzoz, klima, yapay oda spreyleri, deterjan. Gerçek kokulara erişimimiz azaldı. Toprağı en son ne zaman kokladınız? Yağmur öncesi havayı? Kesilen otu? Bir de yok olmakta olan kokular var. Anneannemin dolabı; eski ahşap, lavanta, naftalin. Köy evleri; odun dumanı, ahır, taze süt.
Bir de kitaplar. Eski bir kitabı açtığınızda burnunuza gelen o hafif badem, hafif vanilya kokusu — kâğıttaki ligninin yıllar içinde bozulmasından geliyormuş. Sahafların o kendine özgü havası, raflar arasında dolaşırken içinize çektiğiniz toz ve zaman karışımı. Yeni kitapların mürekkep ve taze kâğıt kokusu da başka. Bir kitabı ilk açtığınızda sayfalarına burnunuzu gömmek, çocukken de yetişkinken de aynı his. Şimdi e-kitap okuyucularına bakıyorum. Pratik, hafif, binlerce kitap tek cihazda. Ama kokusuz. Bir romanın içine girdiğinizde elinizde tuttuğunuz şey plastik ve cam. Hiçbir şey kokmuyor. Belki de bu yüzden dijitalde okuduklarımızı aynı şekilde hatırlamıyoruz, koku olmayınca hafıza da tutunacak yer bulamıyor.
Marketlerdeki meyveler parlak ama kokusuz. Çiçekler güzel ama kokuları silik, dayanıklılık için ıslah edilmişler, koku öncelik değil. Domates kırmızı ama ne toprağı var ne güneşi. Yapay kokular kocaman bir endüstri oldu. Oda spreyleri, mumlar, parfümler. "Okyanus esintisi", "orman tazeliği", "yağmur sonrası”, hepsi laboratuvarda üretilmiş taklitler. Gerçek kalmayınca taklide sarılıyoruz. Bu kötü mü? Belki değil. Ama bir şey kaybediyoruz. Gerçek yağmur kokusu her seferinde biraz farklı, toprağın nemine, mevsime, rüzgâra göre değişiyor. Yapay olan hep aynı. Canlı olan değişir, ölü olan sabit kalır.
Aslında koku farkındalığı bir tür meditasyon. Sabah kahvenizin kokusunu gerçekten almak; sadece içmek değil, koklamak. Yürürken havanın kokusunu fark etmek. Bir meyveyi yemeden önce burnunuza götürmek. Çocuklar bunu doğalında yapıyor. Her şeyi kokluyorlar. Çiçekleri, kitapları, insanları, yiyecekleri. Sonra bir gün koklamayı bırakıyoruz. Koku arka plana itiliyor, acil olmayan duyulardan biri oluyor. Belki doğayla kopuşumuz biraz da burada başlıyor. Toprağı koklamayı bıraktığımızda toprak soyut bir kavram oluyor. "Çevre" dediğimiz şey, içinde yaşadığımız değil, dışarıda bir yerlerde olan bir şeye dönüşüyor.
Bir önerim var: Bu hafta bir gün bilinçli olarak koklayın. Sabah pencerenizi açtığınızda havayı. Elinizi toprağa değdirdiğinizde toprağı. Sevdiğiniz birinin saçını, giysisini. Bir şey yapmanız gerekmiyor. Sadece fark edin. Koku bizi şimdiye bağlıyor. Koku geçmişe götürür ama şimdide tutar. Düşünceden önce gelir, kelimeden önce. Belki de bu yüzden dijitalleşemiyor. En ilkel, en bedensel, en hakiki duyumuz.
Dün yağmur bastırdı. Bugün toprak hâlâ nemli. Pencereyi açıyorum, kokluyorum. İçeri dünya giriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de İklim Krizi Algısı, Sel Riskini Dönüştürmek, İklim İçin Birlikte Hareket Etmek, Dönüşen Yeryüzü, Koku Hafızası ve çok daha fazlası...
30 Oca 2026

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







