Pandemi, resesyon, otomasyon
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

Otomasyon süreçlerinin iş gücü üzerinde özellikle geçtiğimiz on yılda yoğunlaşan bir baskısı var: İşin otomatize edilmesi ve sonucunda muhtemel insan iş gücü kaybı. Bu tartışmalar artık çok yeni olmasa da pandemi sürecinin getirdiği sağlığa dayalı bazı zorunluluklar ve ekonomik resesyon; salgından sonraki dünya için hızlandırılmış bir otomasyon sürecini işaret ediyor olabilir.
- Sosyal mesafe ve yayılmanın azaltılma çabası: Koronavirüs salgını sürecinde insanların en çok dikkat etmesi gereken konulardan biri sosyal mesafeyi korumak ve mobiliteyi azaltmak iken bazı sektörler doğaları gereği virüsü yaymak için tehlikeli durumda. Örnek olarak aynı anda çok fazla kişinin bir araya gelip fiziksel olarak çalıştığı üretim süreçleri veya dağıtıma odaklanan lojistik sektörleri verilebilir. Şirketler bir yandan çalışanlarının sağlığını korumaya devam ederken diğer yandan ticari faaliyetlerini de sürdürebilmek istediğinden, bu sektörlerde otomasyona yönelik yatırımlar daha çok görülüyor.
- Resesyon ve otomasyon: Otomasyonu hızlandırabilecek sürecin ikinci ayağını ise resesyon dönemi oluşturuyor. Dünya Ekonomik Forumu İş Gücü Yönetim Kurulu üyesi Ravin Jesuthasan ve The Economist Intelligence Unit yazarlarından Mark Muro, 20. ve 21. yüzyıllardaki resesyonların her zaman daha fazla otomasyona yol açtığını belirtiyor. Sebep ise basit: Şirketler, düşen gelirleri sonucu çalışan maliyetlerini azaltmanın ve daha verimli iş süreçleri oluşturmanın yollarını arıyor. Muro, otomasyon sürecinin uzun süren ve adım adım gerçekleşen bir süreç olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu ve tarihteki önemli kırılma noktalarının otomasyonu hızla artırdığını belirtiyor.
- Tekrar eden, rutin işler: British Columbia Üniversitesi ve Zürih Üniversitesi’nin ortak yayımladığı rapor, geçtiğimiz 30 yılda karşılaşılan üç büyük resesyon sonrası kaybedilen işlerin %88’inin rutin olan, tekrar eden ve otonom hâle getirilmeye müsait işler olduğunu vurguluyor. Günümüze geldiğimizde restoran, perakende, ulaşım ve sanitasyon gibi işler; otonomlaşmaya daha yatkın işler olarak öne çıkıyor.
- Ve bazı örnekler: Aralarında bazı tanınan şirketlerin de olduğu bazı yapılar, pandemi sürecinde otonomlaşma sürecine geçmeye başlamış durumda.
- Brain Corp.’un yazılımları: Otonom süreçler için yazılımlar geliştiren San Francisco merkezli Brain Corp, sürecin otonoma geçen değil, geçiren tarafında yer alıyor. Şirket yaptığı açıklamada, sadece iki ay öncesine göre perakende şirketlerinin temizlik süreçlerinde %13 daha fazla otonom robotlar kullandığını belirtiyor.
- PayPal: Dijital ödeme şirketi PayPal, pandemi sürecinde çalışanlarının neredeyse tamamını evden çalışmaya yönlendirmesinin ardından, müşteri talepleri ve ilişkilerini %65 oranında sohbet robotları üzerinden sağlamaya başladı.
- YouTube: YouTube ise yine çalışanlarının evlerinden çalışmaları sonucunda, normalde şirketin fiziksel ofislerinde gerçekleşen moderasyon süreçlerini geçici olarak otonom yazılımlar ile yapacağını açıkladı.
- Brain Corp.’un yazılımları: Otonom süreçler için yazılımlar geliştiren San Francisco merkezli Brain Corp, sürecin otonoma geçen değil, geçiren tarafında yer alıyor. Şirket yaptığı açıklamada, sadece iki ay öncesine göre perakende şirketlerinin temizlik süreçlerinde %13 daha fazla otonom robotlar kullandığını belirtiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta odağımızda pandemi sürecinin getirdiği iş gücündeki otomasyon hamleleri, çok tartışılan yapay zekâ metin işleme modeli OpenAI ve çok daha fazlası var.
18 Haz 2020

YAZARLAR

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Televizyonda sunucuların “50 milyon bizi izliyor” dediği günlerden herkesin kendisi için üretilmiş başka bir içerik akışında yaşadığı "yankı odaları" dünyasına geldik. Sosyal medya ortak metni parçaladı, üretken yapay zeka ise kişiselleştirmeyi başka bir aşamaya taşıdı. Peki bu ortamda kitle iletişimi tamamen öldü mü? Belki de buradaki asıl krizi erişimin azalması değil, ortak gerçekliği kuran sistemlerin giderek daha az hesap verebilir hâle gelmesi olarak okumalıyız.

Kanada’da bir okul saldırganının ChatGPT hesabının sekiz ay önce şiddet içerikli kullanım nedeniyle işaretlendiğinin ortaya çıkması, sohbet botlarının kullanıcılarını ne ölçüde izlemesi ve hangi noktada yetkililere bildirmesi gerektiği tartışmasını büyüttü. British Columbia’nın OpenAI’a karşı açtığı dava, mahremiyet ile güvenlik arasındaki sınırın nerede çizileceğini tartışmaya açarken Türkiye’de okul saldırıları sonrası alınan önlemler benzer bir sorunun başka bir yüzünü gösteriyor.

Yapay zekanın insanlığı yok edeceğine dair felaket senaryoları, genellikle kontrolden çıkan süper zekalara ve “katil robotlara” odaklanıyor. Oysa uzmanların daha olası gördüğü risklerin çoğunda yapay zeka tek başına hareket etmiyor. Özellikle beş olası senaryo, kontrol zincirini geri dönüşü olmayacak şekilde kırma potansiyeli taşıyor.

Yapay zeka patlamasının da etkisiyle artık ürünlerin pazarlama materyallerinde sürekli aynı kelimeler tekrarlanıyor: Ajan tabanlı, AI destekli, kurumsal düzeyde, akıllı, uçtan uca, yeni nesil, ekosistem… Yıllar önce pazarlama ekiplerinin temel problemi, insanların üründen haberdar olmasını sağlamakken bugün bunun önünde çok daha kritik bir problem yer alıyor: İnsanların ürünün ne olduğunu anlamasını sağlamak.

Son birkaç yıldır yapay zeka yarışında geçerli olan kural basitti: Daha güçlü modeli daha hızlı geliştiren kazanır. Son günlerde sektörün öncü isimleri tarafından yapılan açıklamalar ise bu denklemin değişmeye başladığını gösteriyor. Modellerin siber saldırılardan biyolojik silah geliştirme girişimlerine uzanan riskli kullanım alanlarında sahneye çıkması, yarışın öncülerini ilk kez açık bir biçimde frene basma olasılığını tartışmaya itiyor.



