Platon'dan 2.500 yıl sonra aynı yerde: Yapay zeka bizim zekamıza ne yapacak?

MIT Media Lab, son zamanlarda gördüğümüz en spekülatif ama en çarpıcı çalışmalardan birinin ara sonuçlarını yayımladı. Deneme yazarken yapay zeka kullanmanın bilişsel kapasiteye etkisini ölçen bu makale, “Yapay zeka bizi aptallaştırıyor mu?” sorusuyla gündeme geldi. Peki yapay zekayla kendi zekamız arasındaki ilişkide bir orta yol yok mu?
Platon'dan 2.500 yıl sonra aynı yerde: Yapay zeka bizim zekamıza ne yapacak?

Quando

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

Geçen hafta yayımlanan ve yapay zekanın öğrencilerin zihinsel kapasiteleri üzerindeki etkisini ölçen araştırma, kamuoyunda “Yapay zeka bizi aptallaştırıyor mu?” sorusuyla gündeme geldi. Yapay zeka dil modelleri yaygınlaştığından beri zaten genel olarak diken üzerindeyiz. "İşimizi mi elimizden alacak"tan "Aklımızı mı elimizden alacak" kısmına geldik. 

Bu korku yersiz sayılmayabilir. Nitekim bu tür araştırmaları birer son olarak değil, birer uyarı ateşi olarak görmeli. Araştırmayı ve yöntemini kısaca özetleyeyim. Biliyorum ki 206 sayfalık bir raporu okumayacaksınız, üzülmeyin kimse okumadı. 

  • Öyle ki, araştırmanın yazarlarından Nataliya Kosmyna, nasıl olsa yapay zekaya özetlettirileceğini tahmin ettiği için makalenin raporuna, dil modellerinin raporu tam okuyamayacağı şekilde cümleler yerleştirdi. 

MIT Media Lab, son zamanlarda gördüğümüz en spekülatif ama en çarpıcı çalışmalardan birinin ara sonuçlarını yayımladı. Araştırma devam ediyor. “Deneme yazma ödevinde yapay zeka dil modeli kullanmanın eğitimsel bağlamda bilişsel kapasiteye etkisi” başlıklı bu makale, öğrencilerin ödevlerinde ya da finallerinde yapay zeka kullanmalarının zihin üzerindeki etkilerini anlamak için yola koyuluyor.

Araştırma ekibi, Boston ve çevresindeki üniversitelerden 18-39 yaşları arasında 54 öğrenci seçiyor ve onları üç gruba ayırıyorlar. Üç grubun önündeki görev aynı: Verilen konular üzerine SAT seviyesinde denemeler yazmak. Birinci gruba ChatGPT kullanmak serbest, ikinci gruba ChatGPT yasak ama Google kullanmak serbest, üçüncü gruba ise hiçbir şey serbest değil; onlara “Allah versin” demişler gibi Meydan Larousse bile yasak, hafızalarını kullanıyorlar. 

Katılımcılar denemeleri yazdıkları sırada beyin aktiviteleri EEG cihazıyla ölçülüyor. Dört ay süren (henüz bitmediğini, akademik olarak bir hakemli dergide de yayımlanmadığını belirtmek şart) araştırmanın sonuçları o kadar keskin bir şekilde farklı ki yazarlarından Nataliya Kosmyna, yöntem ve sonuçların olduğu raporu internetlere salıyor.

Sonuçları zaten tahmin edilebilir. Çalışmada her bir grup farklı konularda üçer makale yazıyor. Tabii ki teknolojiden mahrum edilen grubun beynindeki nöral aktiviteler pahalı bir lunapark gibi. Pırıl pırıl. Işıl ışıl. Öğrendikçe, başardıkça, hafızalarını kullandıkça nöronlar cayır cayır çalışıyor. Google kullanması serbest olanlar da onlardan aşağı kalmıyor. Google kullanan grubun, hiçbir dijital araç kullanmayan grupla benzerliği bence enteresan olan kısmı. Zira artık Google’a sormak yerini GPT’ye sormaya bıraktı ve Google’da gezmeyi bir spor olarak icra eden benim gibi insanlar olduğunu biliyorum. Kendimizi iyi hissedebiliriz. 

Almak isteyene her baktığı yerde nice dersler vardır misali bir araştırma. Dünyadaki pek çok haber sitesinde başlığa taşınan kısım başta: ChatGPT kullanan katılımcıların beyin aktiviteleri, diğer iki gruba göre belirgin şekilde düşük olduğu ortaya çıkıyor. Katılımcılar üçüncü makaleye geldiklerinde GPT grubu artık öyle tembelleşiyor ki sadece yapay zekanın yazdıklarından kopyala yapıştır yapıyor. Düzeltmeye bile zahmet etmiyorlar.  

Makalelerin konusu farklı bakış açılarını yansıtabilecek şekilde seçilse de yapay zeka kullananların makaleleri sonunda birbirinin neredeyse aynısı oluyor. Ruhsuz, sası, tuzsuz bir mercimek çorbası gibi. 

Araştırmanın en ilginç kısmı ise son tur. Her birinden yazdıkları denemelerden birini yeniden yazmalarını istiyorlar. Bu kez de yapay zeka kullanan gruba "Allah versin" diyorlar, diğerleri GPT kullanabiliyor. Ve bum! GPT kullananlar, yazdıkları makalelerden tek bir alıntı bile yapamıyorlar. Çünkü akıllarını kiraya vermişler… Şaka bir yana gerçekten de bir bilgiyi alıp işlemek, kullanmak zorunda olmadıkları için, yazdıkları makaleyi de hatırlamıyorlar. Akıllarında hiç yer etmiyor. 

  • Sonunda denemeleri ikisi öğretmen, biri eğitimli bir yapay zeka olmak üzere üç farklı gözle değerlendiriyorlar. Bence burası da iyi. Öğretmenler, GPT ile yazılan makaleleri hiç zorlanmadan ayırırken AI bu ayrımı yapamıyor.  

Yepyeni, çok enteresan bir şey öğrendiğinizde, bir yemeği pişirdiğinizde, işiniz ne olursa olsun bir görevi tamamladığınızda, içinizi bir tatmin, gönenç duygusu kaplar hani… Bence MIT Media’nın yaptığı araştırmanın en konuşulmayan ama en önemli duygusu burada. Makaleleri bitirdikten sonra bu üç grubun birbirlerinden en çok ayrışan metriklerinden biri tatmin hissi olmuş. Kendi kendilerine yazanların bir iş başarma saadetlerini, yani tatmin hislerini gösteren grafikleri yanıp sönerken GPT ile yazanlar üçüncü makale bittiğinde hiçbir sevinç ya da tatmin duygusu hissetmemişler.

Araştırma elbette geniş bir medya görünürlüğü kazandı. Hâliyle bütün dünya "GPT bizi aptallaştırıyor, eyvah, yandık, bittik, gelecek nesil salak olacak" diye çalkalanmaya başladı. 

Eski dostumuz 'beyin çürümesi'

Hatırlarsanız Oxford Sözlüğü, 2024’ün kelimesi olarak brain rot'u, yani beyin çürümesini seçmişti. Beyin çürümesi vakasında yaşanan dehşet, bir deja vu olarak tekrar hayatımıza girmiş gibi. Aynı korku, aynı dehşeti görebiliyorum. “Aptal mı olacağız” ile “Beynimiz mi çürüdü?” soruları kardeş gibiler. 

İşte bu dehşet, biraz da bizim hâlihazırda endişe ettiğimiz meseleleri ele alan araştırmaların örneklemine, sınanıp sınanmamasına, hangi koşullar altında gerçekleştiğine bakmadan tabiri caizse üzerine atlamamız. Oxford Üniversitesi’nde insan davranışı ve teknoloji alanında çalışan Prof. Andrew Przybylski, The Guardian’a Ocak ayında bir röportaj vermişti. Przybylski dijital ekranlar, teknoloji ve sosyal medyanın çocuklar için çok zararlı olduğuna dair sürekli tekrarlanan söylemlerin, mevcut önyargılarımızla örtüştüğü için medyada daha kolay yer bulduğunu ve bilimsel açıdan zayıf sonuçlarına rağmen gerçek kabul edildiğini söylüyor: 

“İnternet risklidir ama yaşamak risklidir, evden çıkmak risklidir, karşıdan karşıya geçmek de risklidir. Zihin sağlığının kalıcı bir şekilde kötüleşmesinin, teknoloji kullanımının artışıyla örtüştüğü fikri bize ‘mantıklı’ görünebilir ama bilimsel değil.” 

Przybylski ve ekibi, yaşları 9-12 arasında değişen 12 bin çocuğun beynindeki fMRI taramalarını inceledikleri araştırmada, işlevsel bağlantısallık (beynin farklı bölgelerinin birbiriyle iletişimi) ile ekran süresi arasında hiçbir ilişki bulamamışlar. 

Bu arada, New Jersey'deki Hackensack Üniversitesi Tıp Merkezi'nin psikiyatri bölümü başkanı Gary Small ve ekibi de dijital teknolojilerin etkilerinin kalıcı olmadığını belirtiyor. İki yıl önce 13 yaşındaki çocuklardan oluşan iki deney grubuyla yaptıkları araştırmada, sadece beş günlük bir ekran muafiyetinin sosyal ve duygusal zeka düzeyinde anlamlı bir iyileşme sağladığını ortaya koyuyorlar. 

Başa dönüş

The Atlantic’te 2008’de yayımlanan “Google bizi aptallaştırıyor mu?” başlıklı makalede Nicholas Carr, Google’ın bütün okuma ve anlama becerilerine zarar verdiğinden şikayet ediyor ve o zamanlar ismi bile olmayan yapay zekayı anlatıyordu: 

“Google gibi şirketler, kullanıcı davranışlarından elde ettikleri verilerle algoritmaları optimize ediyor. Tüm bilgiye erişimin 'en verimli yolunu' bulmaya çalışıyorlar. Google’ın kurucuları Larry Page ve Sergey Brin, arama motorunu doğrudan beyne bağlamayı hayal ediyor. Hedef: HAL gibi bir yapay zeka. Düşünceyi otomatikleştirmek.” 

Aynı yazıda Nicholas Carr, şunları da yazmıştı: 

“Bu vizyon, içinde bulunduğumuz çağın ruhunu özetliyor: Düşünceyi hızlandır, sadeleştir, otomatikleştir. Derin düşünceye yer yok. Belirsizlik bir sorun, düzeltilmesi gereken bir hata. İnsan beyni yavaş ve verimsiz; onu ‘yükseltmek’ gerek. Ama ya bu hız ve verim takıntısı bizi daha aptal hâle getiriyorsa? Ya düşünmenin özü, yavaşlık, boşluk, bağlantı kurma yetisi ise?” 

Bu retorik soru, 17 yıl sonra okuyunca sahiden tuhaf hissettiriyor. Fakat gözümüzün önünde yaşanan bir gerçeklik var. Örneğin işsizlik. Şirketler, yapay zekanın gelişimini, rahatlıkla işten çıkarma sebebi olarak gösterebiliyor. İnsan aklını yapay zeka ile ikame etmek isteyip bir yandan da insanlar aklını yapay zeka ile ikame ediyor diye dehşete düşemeyiz. 

Dünya bizden sürekli yenilenen ve gelişen bir performans, asla yavaşlamayan zihin ve bedenler istiyor. Elimizde internetin icadından sonraki en büyük teknolojik gelişme var. Her araç gibi, bunu da doğru kullanmanın bir yolunu bulacağız. Bulmak da zorundayız.

Bence bugün yazıp çizen, fikir bulan, öğrenen, öğreten, merakını kaybetmemiş herkes bu tür teknolojilerle arasındaki ilişkiyi sorguluyordur. Sorgulamalı da. Naçizane önerim, araştırmanın kendisinde saklı. Bir şeyi merak edip onun peşinden sayısız şey öğrenmenin zevkini başka hiçbir şeyde bulamıyor insan, bu teyitli bilgi.

GPT benim günlük hayatta sürekli kullandığım bir araç. Kimi zaman yeni bir fikir bulmak için kimi zaman hızlıca çevirisini görmek için, kimi zaman uzun metinleri okuyup okumamaya karar vermek için kullanıyorum. 

MIT araştırması, bir tehlikeye işaret ediyor; oldukça da geçerli. Tembelleşebilecek zihinlere karşı, eğitim sistemini de, çalışma sistemini de gözden geçirmek gerekecek belki de. Dijitalleştik diye ellerine tabletle sınıfta oturttuğumuz çocuklara yeniden defter kalem verip, beyindeki hafızayı doğrudan etkileyen elle yazmaya geri döneceğiz mesela? 

O yüzden tüm bu taraf tutma ruh hâlinin dışına çıkıp, tam da içine girmek mümkün. Merak duygusunun kıymetini anlamak, merakın değerini bilmek, bildiğini de anlatmak. İnsan, belki doğası nedeniyle, belki hıza ayak uyduramamaktan genellikle elindekinin, uğruna mücadele etmediğinin kıymetini pek anlamıyor. Yapay zeka, bilgi de öyle. İlle de birinin tarafını tutmak zorunda değiliz. 

İnsan çok kolay adapte olan bir varlık ve kendimize karşı bu kadar inançsız, bu kadar güvensiz olmamızın kimseye bir yararı yok. Ateşi bulan, dünyanın iki ucunda yumurtayı suda pişirip birinden çılbır, birinden Eggs Benedict çıkaran insanlık, hayalî ringlerde taraf tutmayı bırakıp, kendi aklı ile kendi aklının ürettiği arasında yürüyecek bir köprü kuracak, kuracaktır. 

Bundan neredeyse 3.000 yıl önce Platon, yazılı kelimelerin insanları aptallaştıracağını, hafızamıza zarar verip hikaye anlatma becerisini baltalayacağını düşünüyordu. Belki de haklı diyenler olacaktır. Ama dünyadaki romanlar da boşa yazılmadı…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Quando

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Sinem Dönmez

Gazeteci ve metin yazarı. 1984’te İstanbul’da doğdu. Yazı yazmaya Cumhuriyet Hafta Sonu ve Pazar eklerinde başladı. Marie Claire Türkiye, Radikal Hayat, Cumhuriyet Sokak, Hürriyet Kitap Sanat gibi mecralarda yazdı. Okumayı, düşünmeyi, kedileri ve büyük sofraların etrafında oturmayı seviyor.

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

QuandoQuando
∙

HİKAYE

Her Şey Ortada: Doğruluk mu, cesaret mi?

Silikon Vadisi’ni bir dönem sallayan Theranos skandalı, yakın zamanda yeniden teknoloji, medya ve iş dünyasının merkezine yerleşti. Girişimin kurucusu Elizabeth Holmes, 11 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından bu kez dünyayı sallayan bir belgeselin ana konusu oldu. Üstelik kendi talebiyle…

Çiğdem Öztabak

·

03 Kas 2026

Her Şey Ortada: Doğruluk mu, cesaret mi?
QuandoQuando
∙

HİKAYE

AI sonrası dünya: Beceri atrofisi çağın yeni normali mi?

Bugüne kadar en azından bir kez bir işi ChatGPT ile yapıp bir daha asla yapay zeka olmadan yapamaz hâle geldiyseniz yalnız değilsiniz. “Beceri atrofisi” olarak adlandırılan bu durum, yapay zekanın hayatımızı kolaylaştırırken bizi nasıl ona bağımlı hâle getirdiğini de açıklıyor. Uzmanlara göre asıl risk, yapay zekanın işimizi elimizden alma potansiyelinde değil, kendi becerilerimize ihtiyaç duymayacak kadar yapay zekaya bağımlı hâle gelmemizde yatıyor.

Doğa Yurduneri

·

03 Kas 2026

AI sonrası dünya: Beceri atrofisi çağın yeni normali mi?
QuandoQuando
∙

HİKAYE

AI pazaryerlerinin yükselişi: Tek öncü model dönemi sona mı eriyor?

Yapay zeka modellerinin sayısının artması ve kullanım maliyetlerinin farklılaşması, şirketleri ihtiyaçlarına en uygun modeli bulabilecekleri platformlara yönlendiriyor. Farklı modelleri tek bir çatı altında buluşturan yapay zeka pazaryerleri, geliştiricilere esneklik ve maliyet avantajı sunarken sektörde rekabetin dinamiklerini de değiştiriyor.

Doğa Yurduneri

·

02 Kas 2026

AI pazaryerlerinin yükselişi: Tek öncü model dönemi sona mı eriyor?
QuandoQuando
∙

HİKAYE

‘Hayal kırıklığı çukuru’na yaklaşırken: Yapay zeka balonu patlarsa kimler ayakta kalır? 

Son üç yılda yapay zeka hep pırıltılı manşetlerin diliyle anlatıldı; şimdiyse herkes dönüp bilançoya bakmaya ve bu kadar paranın nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini sormaya başladı. 1840’ların demiryolu çılgınlığını hatırlatan bu fiyatlama ve sabır krizi, insan uzmanlığını yok sayarak her problemin üzerine bilgi işlem gücü boca etmenin mucizevi kârlar getireceği inancını da sarsıyor.

Ümit Alan

·

30 Eki 2026

‘Hayal kırıklığı çukuru’na yaklaşırken: Yapay zeka balonu patlarsa kimler ayakta kalır? 
QuandoQuando
∙

HİKAYE

Dokunmatik ekranlı MacBook Pro, yeni iPad mini ve çok daha fazlası: Apple’ın ‘Pro and Tell’ lansmanından öne çıkanlar

Apple, 28 Ekim Çarşamba günü düzenlediği “Pro and Tell” lansmanında dokunmatik ekranlı yeni MacBook Pro modelini tanıttı. OLED ekranlı yeni iPad mini ile M6 çipli iMac ve MacBook Pro da lansmandan hemen önce duyurulan ürünler arasında yer aldı.

Doğa Yurduneri

·

28 Eki 2026

Dokunmatik ekranlı MacBook Pro, yeni iPad mini ve çok daha fazlası: Apple’ın ‘Pro and Tell’ lansmanından öne çıkanlar