Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.
Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Film: Primetime
Yönetmen: Lance Oppenheim
Yapım yılı: 2026
Süre: 109 dakika

2000’lerin ortasında televizyon izleyenler, Lost’un ne kadar büyük bir olay olduğunu hatırlayacaktır. Her bölümün ardından üretilen teoriler, bir sonraki haftaya kadar süren tartışmalar, adanın sırlarını çözmeye çalışan milyonlarca seyirci… Lance Oppenheim’ın Primetime filminde Chris Hansen ve yapımcılarının reytinglerde Lost’u geçme arzusunu bu yüzden hem dönemi hatırlatan hem de anlatılan hikayenin meselesini özetleyen bir ayrıntı olarak görebiliriz. Çünkü onların elindeki malzeme, senaristlerin hayalgücünden çıkan gizemler değil; gerçek insanların hayatları, suç şüpheleri ve kameralar önünde yaşanan yüzleşmelerdi. Onlar, kurmacanın o dönemki zirvesi Lost'un karşısına reality şovları koymaya girişmişlerdi.

Primetime | Kaynak: A24

Gazeteci Chris Hansen’ı Amerikan popüler kültürünün tanınan yüzlerinden birine dönüştüren To Catch a Predator, 2004’te NBC’nin haber programı Dateline bünyesinde yayımlanmaya başladı. İnternette çocuk kimliğiyle yazışan Perverted Justice gönüllüleri, reşit olmayan biriyle cinsel ilişki yaşamak amacıyla buluşmaya gelen yetişkin erkekleri gizli kameralarla donatılmış evlere yönlendiriyordu. İçeride ansızın karşılarına çıkan Hansen, sakin bir sesle oturmalarını istiyor, yazışmalarını önlerine koyuyor ve neden orada olduklarını soruyordu. Programın ilerleyen operasyonlarında bu yüzleşmelere, evden çıkan şüphelileri gözaltına almak üzere bekleyen polisler de eklenmişti.

  • Bu formatın izleyiciye sunduğu seyir zevki eşsizdi: Yakalanma anının şaşkınlığı, giderek inandırıcılığını kaybeden açıklamalar ve bütün bunları kontrol altında tutan bir televizyoncu.

Seyirciye hem merakını tatmin etme hem de çocukları koruyanların tarafında durma imkanı veriliyordu. Ancak haber ekibinin, gönüllü bir grubun ve polisin birlikte hazırladığı bu karşılaşmalar, gazeteciliğin sınırlarına dair soruları da beraberinde getirmişti. Kamera bir olayı kaydetmek için mi oradaydı, yoksa o olayın o biçimde yaşanmasının nedenlerinden biri miydi?

Primetime | Kaynak: A24

Kasım 2006’da Teksas’ta düzenlenen bir operasyon, bu sorulara trajik bir ağırlık kazandırdı. On üç yaşında bir çocuk sandığı kişiyle internette cinsel içerikli yazışmalar yapan savcı yardımcısı Bill Conradt, hazırlanan eve gelmeyince polis onun evine gitti; Dateline ekibi de operasyonu kaydetti. Conradt, polis evine girer girmez yaşamına son verdi. Luke Dittrich’in bu olay üzerine Esquire için kaleme aldığı 2007 tarihli araştırma, yıllar sonra Primetime’ın senaryosuna kaynaklık etti.

Ajon Singh’in yazdığı, Robert Pattinson’ın Hansen’ı canlandırdığı A24 filmi, hikayesini 2006’ya yerleştiriyor. Böylece Lost’u geçme hedefi, filmin merkezindeki hırsın da ölçüsüne dönüşüyor: Gerçek hayat, milyonları ekran başında tutacak kadar sürükleyici bir televizyon anlatısına nasıl dönüştürülür?

Robert Pattinson, Primetime | Kaynak: A24

Robert Pattinson, bu sorunun merkezindeki Chris Hansen’ı canlandırırken filmin ilk gösterimlerinden bu yana bir kariyer zirvesi olarak sunulan performansına yönelik övgüleri hak ediyor. Hansen’ın hem programındaki hem de röportajlarındaki ses tonunu, mimiklerini ve hareketlerini ne kadar dikkatle çalıştığı belli. Ancak film ilerledikçe bu etkileyici performansın başarılı bir taklidin ötesine geçmesini sağlayacak malzemenin eksikliğini hissediyoruz.

Primetime, Hansen’ın ikonik bir reality televizyon figürü olmasının dışında kalan özellikleriyle pek ilgilenmiyor. Eşiyle ilişkisi ve evlilik dışı ilişkisinin kariyerine olası etkileri, karaktere boyut katmak üzere anlatıya eklenmiş gibi görünse de yüzeysel kalıyor. Anna Faris’in canlandırdığı eş karakteri ise hem yazımı hem de yorumuyla bu sahnelerin etkisini daha da zayıflatıyor. Pattinson, Hansen’ın ekranda gördüğümüz kişiliğini bütün ayrıntılarıyla kurarken senaryo, bu kişiliğin arkasındaki insana yaklaşmasına izin vermiyor.

Skyler Gisondo, Primetime | Kaynak: A24

Skyler Gisondo’nun canlandırdığı genç oyuncunun hikayesinde ise tam da Hansen’da eksik kalan iç çatışmayı buluyoruz. Bir test çekimi ya da prova bile yapılmadan kendisini ilk kamera önü deneyiminin ortasında bulan bu genç adam, çocukları istismardan koruma iddiasındaki bir yapımda kendi sınırlarının da kolaylıkla ihlal edilebildiğini keşfediyor. Ciddiye alınan bir oyuncu olma arzusu, yaşadıklarını sorgulamasını ve kendisinin de istismar edildiğini kabul etmesini zorlaştırıyor. Gisondo, kendisine verilen fırsata tutunma isteğiyle bu fırsatın gerektirdiklerinden duyduğu rahatsızlığı aynı anda hissettiren, filmin çok ötesine uzanabilecek bir karakter yaratıyor.

Onun kamera karşısına geçmeye hazırlanırken yaşadıkları, şovun perde arkasındaki sömürüyü görünür kılıyor: Görünür olmak isteyen birinin, kendisini görünür kılanlara ne kadar itiraz edebileceği sorusu film boyunca karaktere eşlik ediyor.

Meritt Wever, Primetime | Kaynak: A24

Merritt Wever’ın canlandırdığı yapımcı da benzer biçimde filmin merkezindekinden daha zengin bir hikayenin ihtimalini taşıyor. Erkeklerin egemen olduğu bir çalışma ortamında yetkinliğiyle öne çıkan, işini bilen bu kadını izlerken daha sağlıklı bir set ortamında çalışmayı hak ettiğini düşünüyoruz. Buna rağmen Hansen’ın temsil ettiği, kendisinin de etkisi altında olduğu reyting bağımlılığının ona bulaştığı anlar var. Wever’ın performansını etkileyici kılan, karakterinin yetkinliğiyle bu zaafını birarada taşıyabilmesi; çalışma koşullarının sorunlarını görebilen birinin, başarı ihtimali karşısında aynı sorunların sürmesine nasıl ortak olabildiğini hissettirmesi.

  • Gisondo ve Wever, karakterlerinin çelişkilerini nüanslarla görünür kılarak hem Hansen’dan hem de onu canlandıran Pattinson’dan rol çalıyor. Primetime’ı onlardan birinin gözünden izlemek ya da aynı olaylara Hansen’ın da dahil olduğu üç farklı bakış açısından yaklaşmak, filmin kendi malzemesiyle kurduğu ilişkiyi derinleştirebilir, onu yılın en iyilerinden birine dönüştürebilirdi.

Primetime’ın bakış açısındaki bu sınırlılık, aynı programı ve yıllar sonra ortaya çıkan YouTube taklitçilerini inceleyen David Osit belgeseli Predators’la karşılaştırıldığında daha da belirginleşiyor. Predators, faillerin suçluluğunu kabul etmekle birlikte onları yakalanma anlarına ve verdikleri tepkilere indirgemiyor. Kameraya yansımayanları, Hansen’ın neredeyse bir terapist gibi konuşarak karşısındakini açılmaya teşvik etmesinin şovdaki işlevini ve faillerin rehabilitasyon ihtimalini de inceliyor.

Özellikle 18 yaşındaki bir fail üzerinden, birbirinden farklı vakaların aynı teşhir ve yargısız infaz mekanizmasına dahil edilmesinin etik boyutlarını tartışmaya açıyor. Primetime ise adının da işaret ettiği üzere, bu mekanizmanın en çok izlenecek, en kolay satılacak kısmıyla ilgileniyor. Conradt’ın ölümünü ele alışında bile Hansen ve ekibinin olası sorumluluğunu düşünmeye yeterince alan açmak yerine, seyircisini cezalandırmanın tatminine yaklaştırıyor. Nightcrawler’ın yaptığı gibi reyting uğruna aşılabilecek sınırları araştırabilecekken, Hansen’ın şovunun ve şovmenliğinin cazibesine kapılıyor.

Primetime | Kaynak: A24

Filmin kimi göstermeyi seçtiği de bu bakış açısından bağımsız değil. Primetime’da erkek çocuklarıyla buluşmaya gelen yetişkin erkeklerin anlatıdaki ağırlığını, eşcinsellikle çocuk istismarını ilişkilendiren yerleşik önyargılar düşünüldüğünde sorunlu buluyorum. Gerçek programdaki vakaların dağılımından bağımsız olarak, filmin kendi seçkisinin yarattığı çağrışımları sorgulamak gerekiyor. Predators’ta çocuk rolüne giren birden fazla kadın oyuncuyu ve kız çocuklarıyla buluşmaya gelen failleri izlerken, burada Gisondo’nun karakterinin merkeziliği, temsil edilen vakaları da daraltıyor. Onun mükemmel performansına daha fazla alan açan bu tercih, aynı zamanda çocuk istismarının eşcinselliğe özgü bir tehditmiş gibi algılanmasına elverişli bir çerçeve yaratıyor. Şovun görüntüleri nasıl seçip sunduğuyla ilgilenen bir filmin, kendi seçimlerinin sonuçları konusunda daha dikkatli olmasını beklerdim.

Primetime | Kaynak: A24

Predators’ta Osit’in etnograf Mark de Rond’a yönelttiği soru, iki film arasındaki farkı düşünmek için iyi bir başlangıç: Kamusal hizmeti eğlenceli hâle getirmeye çalışan bir program, eğlence için tasarlandığı andan itibaren gerçekten kamusal hizmet sunabilir mi?

Belgeseli daha güçlü bulmamın nedeni, bu sorunun açtığı tartışmaya kendi kamerasını ve bizi ekran başında tutan merakı da dahil etmesi. Primetime’ın daha iyi bir filme dönüşmesi için ihtiyaç duyduğu ihtimaller de aslında kendi içinde mevcut: Gisondo’nun karakterinin kabul görmek uğruna katlandıkları, Wever’ın karakterinin yetkinliğiyle reyting hırsı arasındaki gerilim ve kameralar önünde teşhir edilen insanların şovun dışında kalan hayatları. Oppenheim bu ihtimalleri derinleştirmek yerine Hansen’ın gösterisini yeniden üretmeye ağırlık veriyor.

Sonunda Primetime, ele aldığı televizyon programına benzer bir yerde bırakıyor beni: İzlediğimin sürükleyiciliğini kabul ediyor, fakat bu seyir zevkinin neye hizmet ettiğine dair daha fazlasını bekliyorum.

Nerede izleyebilirsin? Primetime, Filmekimi gösterimlerinin ardından bugün vizyona girdi.

Alternatif işler:

  • Nightcrawler (2014, Dan Gilroy)

  • Predators (2025, David Osit)

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sahneler farklı, konserler aynı: Büyük rock grupları neden şarkı listelerini değiştirmiyor?

Köklü rock grupları yıllardır büyük ölçüde aynı şarkı listeleri ve sahne düzenleriyle konser veriyor. Bir grubun geniş bir müzik kataloğuna sahip olması, dinleyiciye her konserde bu zenginliğin farklı bir bölümünü sunması için yeterli değil mi?

Eda Solmaz

·

19 Eki 2026

Sahneler farklı, konserler aynı: Büyük rock grupları neden şarkı listelerini değiştirmiyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Romain Gavras’ın 'Athena'sından 'La Commune'e: Öfke var, devrim neden yok?

Bir düzeni reddetmekle onun yerine başka bir düzen kurmak arasındaki mesafe neden bu kadar büyük? Romain Gavras’ın 2022 yapımı "Athena"sı bu soruyu cevaplamaktan çok, bütün şiddetiyle önümüze koyuyor. Film, öfkenin nasıl kolektif bir enerjiye dönüşebildiğini, kalabalıkların kadraja her girişinde büyüyen bir hareket duygusu ve baş döndürücü bir kurgu temposuyla gösteriyor.

Romain Gavras’ın 'Athena'sından 'La Commune'e: Öfke var, devrim neden yok?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Filmekimi’nde neler izledik?

İstanbul ve Ankara ayakları sona eren, bu hafta sonu İzmir ve Mersin’de sürecek Filmekimi seçkisinde ölüm, yas, ahlaki ikilemler ve gerçek hayatlardan beslenen hikayeler öne çıktı.

Emre Eminoğlu

·

19 Eki 2026

Filmekimi’nde neler izledik?