QAnon ve sosyal medyada komplo teorileri
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

Sosyal medya platformları, 2020 yılı itibarıyla kuşkusuz komplo teorilerinin de yayılması için en elverişli ortam oldu diyebiliriz. Bu durumun iki temel sebebi var; çok büyük kitlelerin artık buralarda aktif olması ve herhangi bir bilginin yayılma hızı.
Komplo teori grupları arasında son dönemde öne çıkanlardan bir tanesi de QAnon’du. Geçtiğimiz haftalarda önce platformun çoklu hesap kullanımı ve bireylere karşı koordine saldırılar nedeniyle politikalarını ihlâl ettiği gerekçesiyle Twitter'ın, ardından yanlış bilgilendirme yaptıkları gerekçesiyle TikTok’un QAnon ile bağlantılı hesapları engelleyeceklerini açıklamasının ardından hem grubun kendisi, hem de dijital platformlardan komplo teorilerinin yapısı yeniden gündeme geldi.
- QAnon? QAnon 2017 yılının ekim ayında anonim bir kullanıcının 4chan üzerinden ABD, Donald Trump ve derin devlet üçgeninde bazı içerikler paylaşmaya başlaması ve paylaşımlarını “Q” imzasıyla yapmasıyla başladı.
- Ne söylüyorlar? ABD Başkanı Donald Trump’ı destekleyen QAnon takipçileri; Trump’ın içlerinde iş dünyası, medya ve eğlence sektörü elitleri, Satanist liberaller ve çocuk tacizi yapan siyasilerin bulunduğu bir grup azınlığın oluşturduğu “derin devlet”e karşı sürekli bir mücadele içinde olduğuna inanıyor.
- Oluşumun kısa geçmişi: Ortaya çıktığı tarihten bu yana QAnon sosyal medya üzerinden gazeteciler, farklı gruplar, ünlü isimler ve liberal politikacılara yönelik pek çok taciz girişimiyle gündeme geldi. Grubun gündeme gelmesinin bir başka ayağı ise Donald Trump’ın retweetlediği QAnon hesapları içerikleriydi. FBI ise geçtiğimiz yıl oluşumu, bir “iç tehdit” olarak tanımlayarak kategorize etmişti. Son olarak grup, birkaç hafta önce küresel çapta gündeme gelen Wayfair teorisi ve teorinin yayılımıyla adından söz ettirmişti.
- Mesenfermasyon ekosistemi: Stanford İnternet Araştırmaları Enstitüsü’nden Renee DiResta, QAnon benzeri oluşumların yalnızca kendi çevreleriyle değil, kullanıcıların farklı komplo teorileriyle de etkileşime geçmesine neden olduğunu ve bu durumun algoritma kaynaklı olduğunu belirtiyor. Örneğin, enstitünün yaptığı bir araştırma, aşı karşıtı Facebook gruplarıyla etkileşim içinde olan Facebook kullanıcılarının, Öneriler sekmesinde 2016 yılında gerçekleşen Pizzagate Skandalı ile ilgili öneriler de çıktığını ortaya koyuyor.
- Platformlar ne yapabilir? Bazı görüşlere göreyse bu tarz yasaklamalar ve engellemelerle ilgili akımların önüne geçmek çok da kolay değil. Bunun nedeni ise bu akımların, hızlı bir şekilde yeni hesaplar yeni kod isimler ve yeni hashtagler ile yeniden örgütlenebilmesi. MIT Technology Review ve The Conversation’a göre sosyal medya platformlarının benzer gruplara ve oluşumlara karşı atabilecekleri farklı adımlar var:
- Eğitim: İlk olarak Facebook ve Twitter gibi platformlar, kullanıcılarını yanlış bilgileri veya koordine gerçekleşen manipülatif akımları farketmeye yönelik bilgilendirici içerikler oluşturabilir.
- Algoritmalar: İkinci bir yol olarak ilgil platformlar, algoritmalarında düzenlemelere giderek QAnon benzeri oluşumların içerikleri kadar, bu gibi gruplardan çıkmış olan kişileri tespit ederek onların da deneyimlerini paylaştıkları içerikleri ön plana çıkarabilir.
- Moderasyon: Üçüncü bir yol ise moderasyon. Platformlar, daha çok moderatör ile çalışarak ilgili içeriklerin sürekli olarak tespit edilmesini ve gerekli adımların atılmasını sağlayabilir.
- Eğitim: İlk olarak Facebook ve Twitter gibi platformlar, kullanıcılarını yanlış bilgileri veya koordine gerçekleşen manipülatif akımları farketmeye yönelik bilgilendirici içerikler oluşturabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aposto!'nun teknoloji odaklı bülteni, yeni kimliğiyle karşınızda: Quando!
06 Ağu 2020

YAZARLAR

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Son günlerde yapay zeka modellerinin yaygın kullanıma açılmak için yeterince güvenli olup olmadıklarını anlamak üzere yapılan testler, başlı başına bir güvenlik riskine dönüşüyor. Şirketler tarafından bir prestij göstergesi gibi sunulan kaçış vakaları, test ortamları ve prosedürlerinin de en az modeller kadar hızlı güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Yapay zeka üretimiyle insan üretimini birbirinden ayırmak giderek zorlaşırken Spotify’dan Anthropic’e teknoloji şirketleri, etiketler ve filigranlarla kökeni yeniden görünür kılmaya çalışıyor. Ancak bu önlemler kolayca aşılabiliyor; üstelik bir içeriğin yapay zeka ürünü olduğunu öğrenmek ona biçtiğimiz değeri de değiştiriyor. Belki de asıl mesele artık sahte içeriğe kanıp kanmayacağımız değil, otantikliği nasıl tanımlayacağımız olacak.

Yapay zeka şirketleri için rekabet, artık yalnızca kimin daha güçlü bir model geliştirdiği üzerinden yürümüyor. Milyonlarca insanın günlük yaşamına giren bu şirketler, teknoloji laboratuvarlarından tüketici markalarına dönüşürken insanların yalnızca ürünlerini kullanmasını değil, markalarıyla bağ kurmasını da istiyor. Fakat OpenAI’ın ilk influencer gezisine gelen tepkiler, bu stratejinin beklenen etkiyi yaratmadığını ortaya koyuyor.

2000'lerin en büyük sosyal ağlarından MySpace'in bugünkü sahipleri Tim ve Chris Vanderhook, platformu yeniden canlandırmak istediklerini açıkladı. Bu açıklamanın heyecanla karşılanması, teknoloji tarihine ilişkin kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: İnsanlar gerçekten eski sosyal ağları mı özlüyor, yoksa internetin artık var olmayan bir hâline mi özlem duyuyor?

Şu anda dünya genelinde 50’nin üzerinde şirket, insansı robot geliştiriyor. Yıllardır temel varsayım, bu denli gelişmiş bir robotik cihazın erişilebilir fiyatlara piyasaya sürüldüğünde büyük bir tüketici talebiyle karşılaşacağı yönündeydi. Fakat ev robotları, giderek daha uygun fiyatlı hâle gelirken bu varsayımı da yeniden düşünmek gerekiyor: Bedava dağıtılacak olsa bile evimizde gerçekten bir insansı robot istiyor muyuz?



