

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Orta Panama’da El Valle de Antón diye bir yer var: bir zamanlar volkanın açtığı, bugünse yemyeşil bir “çanak” gibi duran bir kraterin içinde küçük bir kasaba. Pazarı neşeli; Panama şapkaları, nakışlar ve her köşede altın kurbağa biblosu… Dans eden, poz veren, hatta elinde telefon tutan altın kurbağalar. Çünkü bu kurbağa burada şansın sembolü. Oysa daha düne kadar bu şans, vitrinde değil, ormanın zemininde yürüyordu: taksi sarısı rengiyle parlayan, zehirli olduğu için “dokunma” diyen bir canlı.
Sonra bir gün, kimse tam anlayamadan sessizlik çöktü. Kurbağalar kayboldu; önce batıda, sonra dalga dalga her yerde. Biyologlar aceleyle birkaç düzinesini toplayıp “kurbağa oteli” dedikleri odalara, tanklara yerleştirdi: oda servisi değil; bir tür cankurtaran botu. Dışarıdaki orman artık güvenli değildi. Çünkü görünmez bir yolcu —bir mantar hastalığı— dünyayı dolaşmaya başlamıştı; ve bu yolculuk, doğanın değil, bizim hızımızla mümkün olmuştu.
Antroposen’i bazen “insanın çağı” diye övünerek söylüyoruz; ama asıl garip olan şu: Bu çağ, eşitlik tartışmalarımızdan bağımsız biçimde işliyor. Biz kendi aramızda adaletin biçimlerini konuşurken, fark etmeden başka canlıların yaşam hakkını kesip biçen bir güce dönüşebiliyoruz: yollarla, ticaretle, hızla, tüketimle… Sonuçta ortaya çıkan şey, sadece bir türün kaybı değil; gezegenin yaşam hafızasında bir sayfanın yırtılması. İşte bu yüzden “mirasyedi” benzetmesi tam buraya oturuyor: Bize ait olmayan, milyarlarca yılın biriktirdiği bir zenginliği —türleri, ilişkileri, sesleri— sanki sınırsız bir servetmiş gibi harcıyoruz. Altın kurbağa hikâyesi, Antroposen’i tek cümlede anlatıyor: İnsan, kendi dünyasını büyütürken başkalarının dünyasını görünmez kılacak kadar güçlendi; ve bu güç, gezegenin en nadir olaylarından birini—büyük bir yok oluş eşiğini—gündelik hayatın arka planına itebilecek kadar “normal”leşti.
El Valle’deki sessizlik, yalnızca bir türün kaybını değil, bir eşik anını tarif ediyordu. Kurbağalar kaybolurken orman hâlâ yeşildi, ağaçlar ayaktaydı, yağmur yağıyordu. Felaket, bildiğimiz çöküş imgeleriyle gelmemişti. İşte kuraklık da bugün benzer bir yerden konuşuyor. Yavaş, sessiz ve çoğu zaman “olağan” diye geçiştirilen bir süreç olarak ilerliyor. Ne bir anda patlayan bir kriz var ne de tek bir suçlu. Ama tıpkı altın kurbağada olduğu gibi, erken uyarılar çoktan devrede: çekilen yeraltı suları, düzensizleşen yağışlar, toprağa sızmadan akıp giden sağanaklar. Kuraklık, doğanın ansızın bize sırt dönmesi değil; bizim doğayla kurduğumuz ilişkinin giderek işlevsizleşmesi.
Bu nedenle kuraklık, yalnızca suyun azalması değildir. O, gezegenle aramızdaki görünmez sözleşmenin bozulmasıdır. Altın kurbağa ormanda yaşayamaz hale geldiğinde onu cam tanklara taşıdık; bugün de nehirler, göller ve aküferler geri çekilirken, sorunu betonla, borularla, daha büyük altyapılarla “yönetmeye” çalışıyoruz. Oysa mesele miktar değil, ilişki. Yağış hâlâ yağıyor; ama işe yaramıyor. Su var; ama erişilebilir değil. Tıpkı bilgi varken kararın geciktiği anlarda olduğu gibi.
Bugün bu sessiz eşik yalnızca tropik ormanlarda ya da “uzak” coğrafyalarda yaşanmıyor. 2025 yılı, Avrupa’nın kalbinde de doğanın sınırlarına dayandığını gösterdi. National Trust’ın yıl sonunda yayımladığı değerlendirmeye göre, aşırı sıcaklar, uzun süren kuraklıklar ve yangınlar doğayı modern zamanlarda görülmemiş bir baskı altına aldı. İlkbahar ve yaz boyunca süren sıcak ve kuru hava, fundalıkları ve turbalıkları yakan yangınlara yol açtı; ardından gelen seller, ekosistemleri ikinci bir şokla sarstı. Akarsular ve göletler kurudu, amfibilerin üreme alanları kayboldu; yırtıcı kuşların ve deniz kuşlarının üreme başarısı düştü. Ağaçlar, henüz yerleşemeden kuruyan fidanlar ve erken yaprak dökümüyle stres sinyalleri verdi.
Bu tablo, iklim krizinin “olağanüstü” değil, birikimli bir süreç olduğunu gösteriyor. Aşırı hava olayları yeni değil; yeni olan, bunların kısa aralıklarla üst üste binmesi. Bazı türler —genelci olanlar— bu koşullara uyum sağlayabiliyor; ancak dar ekolojik ihtiyaçları olan, uzmanlaşmış türler hızla geriliyor. Doğa homojenleşiyor. Tıpkı El Valle’de olduğu gibi: önce çeşitlilik azalıyor, sonra sesler eksiliyor.
Antroposen’in mirasyedi karakteri burada yeniden belirginleşiyor. Yağışı eskisi gibi sanmak, suyu hâlâ sınırsız varsaymak, krizi geleceğe ait bir ihtimal olarak görmek… Oysa kuraklık, tıpkı pandemiler gibi, bir anda ortaya çıkan bir felaket değil; uzun süredir konuşulan, ölçülen ve uyarısı yapılan bir süreç. Aradaki fark şu: Kuraklık bağırmaz. Sesini yükseltmez. Yavaş ilerler, gündeliğin içine sızar ve bu yüzden “doğal” bir arıza gibi algılanır. Ta ki musluklar, tarlalar, gıda fiyatları ve kentler aynı anda etkilenene kadar.
Altın kurbağanın kayboluşu bize şunu öğretmişti: Bir ekosistem çökerken, ilk kaybolan şey çoğu zaman sestir. Kuraklık da aynı şekilde ilerliyor. Nehirler çekiliyor, toprak çatlıyor, göller sessizleşiyor; ama hayat bir süre daha normalmiş gibi akıyor. Antroposen’in en tehlikeli yanı da tam burada yatıyor: Krizi olağanlaştırma kapasitemiz.
Kuraklık bir sonraki kolektif körlük olacaksa, bu ani bir felaket olduğu için değil; tıpkı altın kurbağanın yok oluşu gibi, normalleştiği için olacak. Çünkü biz çoğu zaman, ancak sesler tamamen kesildiğinde durup bakıyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de İklim Meselesi, Kuraklık ve Antroposen, Sirkadiyen Saat ve Sağlık, Hüseyin Aksoy ile Röportaj, İklimde Güven Meselesi ve çok daha fazlası..
16 Oca 2026

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







