'The Yogurt Shop Murders': Bir kentin yitirilen masumiyeti

HBO Max’de yayımlanan The Yogurt Shop Murders belgeseli 6 Aralık 1991’de Texas-Austin’deki dondurulmuş yoğurt dükkanında öldürülen dört genç kızın çözülemeyen cinayet davasını inceliyor.
A24 yapımı dört bölümlük belgesel dizinin yönetmeni Austinli Margaret Brown (Be Here to Love Me: A Film About Townes Van Zandt, 2004; The Order of Myths, 2008; The Great Invisible, 2014; Descendant, 2022). Ağustos’ta yayımlanmaya başlanan dizi, küçük kenti temelinden sarsan bu korkunç suç hakkında türlü teorileri gündeme getiriyor. Kentin kolektif hafızasının bir parçası olan trajediyi, hatalı soruşturma sürecini, hakikat arayışını ve kurbanların ailelerinin bitmek bilmeyen acısını gözler önüne seriyor. Austin’in bir zamanlar suç oranının düşük olduğu, insanların birbirine güvendiği bir yerden korkunun ve paranoyanın hâkim olduğu bir kente dönüşmesini de anlatıyor.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Defne Akman
İstanbul merkezli gazeteci. Film, video ve medya eğitimini Avustralya'da tamamladı. Kariyerine uluslararası plak şirketlerinde başladı. Ardından doğa koruma alanında faaliyet gösteren uluslararası bir sivil toplum kuruluşunda iletişim uzmanı olarak görev aldı. Gazetecilik yolculuğu ise Milliyet Ekran ile başlayıp Radikal 2'de devam etti. Radyo D, 6 EBA FM ve Açık Radyo gibi platformlarda programlar hazırladı. Yazıları #tarih dergisinde de yayımlandı. Şu anda Oksijen ve Milliyet Sanat gibi yayınlarda düzenli olarak haberleri yayımlanmakta.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




