Türkiye’nin dijital egemenlik çelişkisi: Yapay zeka kanun tasarısındaki boşluklar neler?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Yazı: Mehmet Atakan Foça
Türkiye, son yıllarda savunma sektörüyle birlikte yüz tanıma teknolojileri, yapay zekayla vatandaşlık verilerinin sınıflandırılması gibi teknolojilere yaptığı yatırımları artırdı. Bir yandan e-devlet verilerinin internette dolaşımda olmasına dair tatmin edici bir açıklama sağlanamazken, devletin vatandaşlarına dair tuttuğu yüz verisinin ne kadar güvende olduğu da tartışma konusu.
Follow The Money ekibinin araştırmasına göre kolluk kuvvetlerine bazı gözetim teknolojilerini tedarik eden Türk şirketi Netaş'ın yüzde 48'i Çinli ZTE'ye ait. Avrupa Birliği, ZTE'yi “yüksek riskli” bir tedarikçi olarak sınıflandırmış olmasına rağmen Netaş, en az 2017’den beri AB’nin Horizon Europe programıyla fonlanıyor.
- Habere göre Netaş ve Türk makamlarına gözetim ekipmanı tedarik eden en az iki başka şirket de Avrupa Komisyonu'ndan araştırma fonu aldı.
Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları ya da bağımsız medya, haksız yere dış bağlantılı olmak ve fonculukla suçlanırken yüz tanıma sistemlerini üreten firmaların Çin ve Avrupa Birliği bağlantısı hem dijital egemenlik hem de veri güvenliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.
AB’nin gözetleme sistemlerine yatırımı sadece Türkiye’ye yönelik değil. 2019’da eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ve Unit 8200’nin eski komutanı Ehud Schneorson tarafından kurulan Paragon Solutions’ın da Avrupa Yatırım Fonu’ndan destek aldığı ortaya çıkmıştı. Graphite adlı ileri seviye casus yazılımıyla şifreli akıllı telefonlara sızabilen İsrail merkezli bu şirket, dünyanın farklı istihbarat ve güvenlik servislerine satış yapıyor. ABD’de bugünlerde “göçmen avıyla” anılan Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza kurumu da müşterilerinden biri.
Konuya dair daha önce AB Milletvekili Saskia Bricmont, AB’nin doğrudan ya da dolaylı olarak demokrasi ve temel hakları zayıflatan araçları desteklediğini belirtmiş; AB Parlamentosu'nun casus yazılımları sıkı şekilde regüle etme ve bu sektöre fon yasağı getirme yönündeki tavsiyelerini uygulamaya çağırmıştı. Counter Balance Direktörü Frank Vanaerschot da kurumların kurallara uyup uymadığının fiilen denetlenmediği görüşünde.
Öte yandan: AB, geçen hafta duyurduğu Democracy Shield programıyla dezenformasyona ve bilgi ortamına yabancı devletlerin müdahalesine karşı yeni bir strateji planlıyor. Avrupa'daki teyitçiler, AB tarafından bilgi manipülasyonunun yalnızca dış kaynaklı bir müdahale olarak görülmesinden ve programın çerçevelemesinden rahatsız.
AB’nin bilgi manipülasyonu alanında endişesi Türk vatandaşlarının yüzlerini tanıyacak sistemlerin geliştirilmesi için riskli gördüğü Çin merkezli bir şirketin ortaklığına hibe sağlarken samimi gözükmüyor. Pek çok uzmana göre de Democracy Shield şimdilik sadece bir imaj ve iletişim çalışması.
Algokrasinin sınırları belirlenmeli
Türkiye, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz liderliğinde hazırlamakta olduğu Ulusal Yapay Zeka Stratejisi 2025-2030’u henüz yayımlamadı. Yılmaz’ın açıklamalarından bildiğimiz kadarıyla, gelecek yıllarda özellikle yapay zekadan hastaların tıbbi geçmişleri ve veri analizleriyle olası teşhis ve tedavi yöntemleri önermesi konusunda faydalanılması bekleniyor. Ayrıca okulu terk etme durumu olan öğrencilerin tahmin edilmesi için "Erken Uyarı Sistemi" geliştirmek, biyometri ölçüm verilerinden potansiyel sporcu adaylarını belirlemek de planlar arasında.
Yapay zeka, yeni bir güç konsantrasyonu yaratırken kamu kurumlarının gelişen teknolojiye adapte olması kaçınılmaz. Ancak yeterli önlem alınmadığında elde edilen sonuçlar beklentilerin altında kalabilir ve hak ihlallerine sebep olabilir.
İsveç’in Göteborg şehrindeki çocukların okul yerleşimlerini tahsis etmek için ilk kez 2020 baharında kullanılan bir algoritma, çocukların büyük oranda yanlış okullara yerleştirilmesiyle sonuçlanmıştı. Yüzlerce çocuk şehrin ortasından geçen nehrin karşı yakasındaki okullara yerleştirildi. Hatanın sebebiyse algoritmanın yasalara uygun kodlanmaması ve ev-okul arasındaki mesafenin yürüme mesafesi değil kuş uçuşu hesaplanmasıydı.
- İdarenin işleyişini hızlandırıp kolaylaştırabilecek teknolojiler iyi denetlenmediğinde eşitsizliklere ve adaletsizliklere yol açabiliyor; bürokrasi algokrasiye dönüşebiliyor.
Vatandaşlarının hakkını korumaya çalışan Avrupalı devletler de var. Örneğin Danimarka, vatandaşların yüz verilerinin kendilerine ait olduğunu ve telif hakkı iddiasında bulunabilecekleri yakın zamanda yasalaştırdı. EU AI Act de AB sınırları içinde faaliyet gösteren yapay zeka yazılımları ve şirketlerinin yanı sıra kamu bürokrasisine de sorumluluklar yüklüyor.
Yapay zeka kanun tasarısındaki boşluklar
Geçen hafta Meclis'e sunulan yapay zeka kanun tasarısıyla ilgili en önemli boşluklardan biri, kamu kurumlarında yapay zeka ve büyük dil modeli teknolojilerinin hangi sınırlılıklar ve etik ilkelerle kullanılacağının belirlenmemiş olması. Öncelikle teknoloji üreticileri ve vatandaşların karşı karşıya kalabileceği cezaları belirlemeyi kendisine öncelik edinmiş kanun tasarısı, bu hâliyle EU AI Act’e de uygun gözükmüyor.
Regülasyonun inovasyonu engellemediğini, aksine yönlendirdiğini akılda tutarak hazırlanacak ideal bir yasa tasarısı, EU AI Act’te olduğu gibi kolluk kuvvetlerinin kullandığı biyometrik tanıma sistemleri, sınır yönetimi araçları ve kritik altyapı denetimleri için hem teknik hem demokratik denetim mekanizmaları tarif edilmeli.
- Kamu kurumları, kritik işlevleri yerine getiren algoritmalar kullanıyorsa bu sistemlerin kaynak kodlarına sahip olmalı. Verilerin üçüncü taraflara kullandırılması veya satılması yasaklanmalı.
Belirli gözetim uygulamalarına ve kitlesel yüz tanıma sistemlerine istisnai durumlar haricinde izin verilmeyeceği belirtilmeli. Kamuda kullanılacak yapay zeka araçlarının hem devletin stratejisine hem de (varsa) etik kılavuzlarına uygunluğunu denetleyecek mekanizmalar belirlenmeli. Yani "Ulusal Yapay Zeka Stratejisi 2021-2025"te sözü edilen yönetişim mekanizmaları, meclis denetimi, bağımsız idari otoriteler ve sivil toplum katılımıyla somut kurumlara dönüşmeli.
Dijital egemenlik (veya siber vatan) alanında vatandaşların verilerini korumak, uluslararası aktörlerin bu verilere erişimini sınırlandırmak hem güvenlik hem de bağımsızlık için başat olmalı. Regülasyon eksik veya topal olduğunda, değil verilerin güvenliğini sağlamak, güvenlik mekanizmalarını elinde tutan Çin gibi devletlerin Türkiye’deki her bir kişiyi yüzünden tanıması içten bile değil.
Yapılan araştırmalar ayrıca gösteriyor ki Meta gibi büyük sosyal medya platformları, reklam gelirlerinin yüzde 10’unu dolandırıcılık içeren reklamlardan kazanıyor. Ayrıca kadınların fotoğraflarını, izin almadan çıplak hâle getirmeyi sağlayan “AI Nudifier” reklamları sosyal medya platformlarını ele geçirmiş durumda. Platformların daha sıkı denetim alına alınması da bu yasa tasarısıyla gündeme gelmeli.
Son olarak ABD’nin geliştirdiği “YZ yarışında Çin’in gerisinde kalmama” söylemine, bir kapital büyütme stratejisi olduğunun bilinciyle ve büyük modeller inşa edemeyen ülkelerin oyun dışında kalacağını hissettirmesi nedeniyle dikkatle yaklaşılmalı. Toplulukların ihtiyacına uygun, sınırlılıkları ve ilkeleri belirlenmiş küçük modellerin hem daha işlevli hem de adaletsizlikleri minimize edecek faydaları olabilir. Türkiye’nin önündeki bu yol hâlâ açık.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Silikon Vadisi’ni bir dönem sallayan Theranos skandalı, yakın zamanda yeniden teknoloji, medya ve iş dünyasının merkezine yerleşti. Girişimin kurucusu Elizabeth Holmes, 11 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından bu kez dünyayı sallayan bir belgeselin ana konusu oldu. Üstelik kendi talebiyle…

Bugüne kadar en azından bir kez bir işi ChatGPT ile yapıp bir daha asla yapay zeka olmadan yapamaz hâle geldiyseniz yalnız değilsiniz. “Beceri atrofisi” olarak adlandırılan bu durum, yapay zekanın hayatımızı kolaylaştırırken bizi nasıl ona bağımlı hâle getirdiğini de açıklıyor. Uzmanlara göre asıl risk, yapay zekanın işimizi elimizden alma potansiyelinde değil, kendi becerilerimize ihtiyaç duymayacak kadar yapay zekaya bağımlı hâle gelmemizde yatıyor.

Yapay zeka modellerinin sayısının artması ve kullanım maliyetlerinin farklılaşması, şirketleri ihtiyaçlarına en uygun modeli bulabilecekleri platformlara yönlendiriyor. Farklı modelleri tek bir çatı altında buluşturan yapay zeka pazaryerleri, geliştiricilere esneklik ve maliyet avantajı sunarken sektörde rekabetin dinamiklerini de değiştiriyor.

Son üç yılda yapay zeka hep pırıltılı manşetlerin diliyle anlatıldı; şimdiyse herkes dönüp bilançoya bakmaya ve bu kadar paranın nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini sormaya başladı. 1840’ların demiryolu çılgınlığını hatırlatan bu fiyatlama ve sabır krizi, insan uzmanlığını yok sayarak her problemin üzerine bilgi işlem gücü boca etmenin mucizevi kârlar getireceği inancını da sarsıyor.

Apple, 28 Ekim Çarşamba günü düzenlediği “Pro and Tell” lansmanında dokunmatik ekranlı yeni MacBook Pro modelini tanıttı. OLED ekranlı yeni iPad mini ile M6 çipli iMac ve MacBook Pro da lansmandan hemen önce duyurulan ürünler arasında yer aldı.



