Umudumuza sarılıp ekokırıma dur diyoruz!

Kendi yuvamızda güven içinde yaşamak için, yuvamızın katledilişine sessiz kalmamalıyız.
Umudumuza sarılıp ekokırıma dur diyoruz!

Ekim/Kasım - BMW - Dünyahali
BMW ile birlikte

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

Özlem Altıparmak

İklim krizinin etkilerini her gün artarak deneyimlediğimiz ve seller, yangınlar, kuraklık ve müsilaj gibi pek çok sorunla kuşatıldığımız bugünlerde, ekokırım kavramını sıkça duymaya başladık. İlk duyduğumuzda anlam vermekte zorlandığımız ekokırım kelimesinin anlamı, aslında kendi içinde saklı. İngilizce ecocide kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor ve genocide için kullanılan soykırım kelimesinden esinlenilmiş. Eco, Antik Yunan dilinde oikos kelimesinden geliyor ve yuva demek. İngilizce ecocide, suicide, homicide kelimelerindeki –cide kökeni caedere ve Latincede öldürmek demek. Ecocide yani ekokırım, "yuvamızı öldürmek” demek aslında.

Yale Üniversitesi’nde biyolog olan Prof. Dr. Arthur Galston, 1970 yılında katıldığı bir konferansta ABD’nin Vietnam Savaşında insanlara ve doğaya büyük zararlar veren portakal gazı kullanımının, tıpkı soykırım gibi cezalandırılması gerektiğini söylüyor ve ekokırım kavramını ilk kez kullanıyor. İki yıl sonra,  İsveç başbakanı Olof Palme, BM Çevre Konferansı’ndaki konuşmasında aynı konuya değinerek ekokırımın uluslararası bir suç olarak tanınması gerektiğini vurguluyor. Ancak bu girişimlerden bir netice alınamıyor.  

Ceza, bir yaptırım içermesiyle yasanın ve hukukun var olma nedenidir. Konu ceza hukuku olduğunda, devletler kendi egemenlik alanlarına müdahale anlamına gelen cezalandırma yetkisini bir başka otoriteye devretmek istemezler. Büyük katliam ve acıların yaşandığı II. Dünya Savaşı, pek çok dengeyi değiştirdiği gibi, hukuku da değiştirmiştir. Savaş sonrasında BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kabul edilmiş, soykırım ve insanlığa karşı suçlarla ilgili geçici mahkemeler kurularak uluslararası yargılamalar yapılmış ve cezalar verilmiştir. 

Cezalandırma yetkisinin devri açısından belki de en önemli dönüm noktası, 2002 yılında Hollanda’nın Lahey kentinde daimi nitelikte bir Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) kurulmasıydı. Mahkeme soykırım, insanlığa karşı suç, saldırı suçu ve savaş suçlarını yargılamaya yetkiliydi. Bu suçlarla sınırlı soruşturma ve yargılamalar yapıldı. 

2019 yılına gelindiğinde, Olof Palme’den neredeyse elli yıl sonra, UCM Taraf Devletler Kurulu hiç beklenmedik bir şeye sahne oldu. Ekokırım suçu, iklim krizini bir varoluşsal sorun olarak yaşayan Pasifik Ada Ülkeleri tarafından gündeme getirildi ve yürütülen tartışmalar büyük ilgi gördü. Tartışmaların devamında “Ekokırımı Durdurun Vakfı” (Stop Ecocide Foundation) girişimiyle, ekokırım suçunun tanımını yapmak üzere uluslararası hukukçulardan oluşan bağımsız bir heyet kuruldu.

Heyetin kuruluşunun kamuoyuna açıklanma zamanı ve mekanı oldukça etkileyiciydi. Nazi yargılamalarının yapıldığı Nürnberg Tarihi Mahkeme Salonu’nda ve Nürnberg yargılamalarının başlangıcının yıldönümü olan 20 Kasım’da gerçekleştirilen bir etkinlikle, ekokırım suçunun tanımı çalışmalarına başlandığı duyuruldu. İnsanlığa karşı suçlar ve soykırım kelimelerinin ilk kez bu mahkeme salonunda kullanıldığı vurgulandı.

Heyet, çalışmalarını Haziran ayında tamamladı ve ekokırım suçu tanımına dair önerisini açıkladı. Henüz uluslararası alanda kabul edilmiş olmasa da, bu adım oldukça önemli. Doğaya verdiğimiz zararın cezalandırılması için ilk kez ortak uluslararası bir irade gösterilmiş durumda. Ekokırım suçu kabul edilirse çevreye ve doğaya verilen zarar, tıpkı soykırım gibi, savaş suçları gibi yeni ve çok vahim bir suç tipi olarak tanınmış olacak.

Ekokırım suç tanımının heyetçe açıklanmasının ardından Şili, Belçika gibi ülkeler, suçun kendi ceza kanunlarına dahil edilmesi için girişimlerde bulundular. Bu süreçte yürütülen tartışmalar, bir farkındalık ve değişim yaratmak açısından oldukça önemli. 

İnsan hakları hukuku, tarih boyunca yürütülen tartışmalar eşliğinde yeni hak kategorileri eklenerek gelişti ve gelişmeye devam ediyor. Savaş suçu veya insanlığa karşı suçlar tanındı diye elbette savaşlar, toplu öldürmeler bitmedi ama bunları gerçekleştirenlerin hesap vermesi gerektiğini biliyoruz artık, bunları yasaklayan uluslararası sözleşmeler ve yargılama mekanizmaları var. Ekokırım niteliği taşıyan çevre ve doğaya verilen zararlar için de bu şekilde olacak. Çünkü artık çevreye verilen zararların, basit bir para cezası ödeyerek tazmin edildiği bir hukuk sisteminin bizleri korumadığını ve topluca bir yok oluşa sürüklendiğimizi biliyoruz. 

Hukuk da her şey gibi değişir ve gelişir. Taleplerimiz hak, haklarımız norm, normlar da hukuku oluşturur. Haklarımız tanındığı ve korunduğu ölçüde özgürleşiriz, güvende oluruz biz. Kendi yuvamızda güven içinde yaşamak için, yuvamızın katledilişine sessiz kalmamalı ve ekokırıma hep birlikte dur demeliyiz. Hukuku şekillendirecek güç, doğanın bize bahşettiği umut ve değişimde saklı. Şimdi umudumuza sıkı sıkıya sarılma vakti.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

33: İklimi Değil, Sistemi Değiştir!

Paris Anlaşması, Hayri Dağlı, Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali

29 Eyl 2021

BMW ile birlikte
John Rodenn Castillo

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ OKUMALAR