Zeynep Çıpa'dan


#TekEfsane
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Dostlarım bana bir sürü şekilde hitap eder, ben kısaca "Zeynep" diyorum. Akyaka'da yaşıyorum; kalbimde Amazonlu hissediyorum.
Son günlerde aklımda dönen soru: "Ne kadar çıplak olabiliyoruz kendimize ve hayatımıza karşı?" Kalbimin derinlerinde kendimi neye adamak istediğimi tekrardan düşünüyorum. Müzik bir hayli destek oluyor mesela gitar çalmayı öğreniyorum; evet şu anda yaptığım bu! Eğer bunu yapmasaydım ormanda sabah-akşam şarkılar söylemek isterdim. Arkadaşlarıma göre uzmanlık alanım yemek yapmak. Bana sorarsan... Bilemedim. Bir şeyi seversem onda uzmanlaşmak için kendimi adamam uzmanlık alanım olabilir.
Akyaka benim için zamansızlığın merkezi. Burada günün bambaşka bir akışı var. Nasıl yaşamayı seçersen öyle, buranın doğası öyle bir seçenek sunuyor. Doğaya ve hayata ne verirsen kat kat dönüyor sana.
Akyaka'da bulup başka yerde bulamadığım şeyse devasa bir ev hissiyatı. Özellikle kışın burası kocaman bir yaşam alanı, aslında tüm dünya gibi. Dağlar, su, ağaçlar, Aşıklar Yolu, hepsi sensin. Topluluk bilinci de bu eve ve bize verdiği güzelliklere aynı özenle cevap vererek iletişime geçtikçe başlıyor.
Bir mahallede yan yana susabileceğim ve bunun içindeki yakınlığı hissedebileceğim insanları bulursam kendimi oraya ait hissediyorum. Bana göre topluluk olmak birliğin içindeki biriciklikle bütünleşmek, baktığın her şeyde kendinden bir parça olduğunu bilmek, bunu bilerek yaşamak. Pazardan arkadaşını düşünerek bir şey almak kadar basit.
Kendine yakın, oyuncu ve zıpır Akyaka ahalisi. Burada çoğumuz arabalarımızın arkasında evimizi taşır gibi dolaşıyoruz. Kalın üst, mayo, terlikler ayakkabılar. Her an her şey olabilir. Suya kesin gidilir ama. Akyaka'nın en yoğun dönemi bayram zamanıdır. Bu dönemde mahalleli genellikle çalışır, koylara kaçar, başka bir yere tatile gider ya da burada tatildeymiş gibi yapar. O an nasılsa öyle.
Akyaka'da en "mahalleli" hissettiğim yer pazar yeri. Hepimizin evlerine girenler aynı yerden, topraktan. Pazarda karşılaşmak, gözlemecide alışveriş sonrası kahvaltı etmek tam bir mahalleli etkinliği.
Burada ve yan komşu Akçapınar'da her daim görmek için heyecanlandığım manzaralar: uzun masalar, tuzlu saçlarla gidilen spontane yemekler, evde hazırlanan ve deniz kenarında çantadan çıkan salatalar. Arkadaşına gittiğinde denk geldiğin sofra, plansızca karşılaştığın ve tüm günü beraber geçirdiğin programlar, uçan kuşlar, Azmak'a giren kaplumbağalar, ÇİÇEKLER!
Akyaka'nın tadı tahin; kokusu yağmur sonrası keskin su veya tuzlu bir ten, rüzgârla gelen kokular; havası Deli Memet. Dört yönden esen bir rüzgâr, ondan "deli" diyorlar. Buraya çok uyumlu olduğunu düşünüyorum.
Yengeç’in yıllar sonra geldiğimde de mahallede kalmasını isterim. Bunu daha bu sabah düşündüm, yıllar sonra Yengeç’te oturduğumda nasıl hissederim acaba diye. Çünkü burası, Akyaka'nın küçültülmüş bir hâli gibi geliyor bana. Girdiğindeki tanıdık yüzler, buranın toprağından çıkmış mezeler, bazen tuzlu tuzlu gittiğin bazen bir doğum günü sofrasına oturduğun, yoldan geçerken bir anda kendini rakı sofrasında bulduğun yer.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hoşbuluştuk. Akyaka’da. Veya kimilerinin sığınağı Akçapınar’da. Halk plajına tercih edilen Amazonlar’da. Mahalle, köy, kasabalarla ayırmak yerine birleşmek istediğimizde Gökova’da.
24 Tem 2023

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Kişisel tercihlere göre şekillenen tatiller, daha az bilinen rotalar ve özel etkinlikler için yapılan yolculuklar, 2027’de seyahat alışkanlıklarının öne çıkan başlıkları arasında olacak gibi görünüyor. Son araştırmalar, gezginlerin tatilden beklentilerinin çeşitlendiğini; seyahat kararlarında bütçe, ruh hâli, ilgi alanları ve deneyim arayışının eskiye kıyasla daha büyük rol oynadığını gösteriyor.

Sanatçı misafirlik programları, yaratıcıları yerel bilgiyle buluşturan araştırma ve karşılıklı öğrenme alanları. Şeflerin, tasarımcıların ve araştırmacıların katıldığı bu programlarda, gidilen yerin insanlarıyla, doğasıyla ve kültürüyle kurulan ilişki de üretimi şekillendiriyor. Kapadokya’dan Sardinya’ya uzanan örnekler, zanaat bilgisinin aktarılması ve kırsal kalkınma için yeni olanaklar sunuyor. Programların değeri ise sanatçıların, ev sahiplerinin ve yerel toplulukların birbirinden ne öğrendiğine ve birlikte ne üretebildiğine bağlı.

Verona’daki Biblioteca Capitolare, 1.500 yılı aşkın geçmişiyle dünyanın hâlâ faaliyet gösteren en eski kütüphanesi kabul ediliyor. 517 tarihli elyazmalarından silinip yeniden ortaya çıkan metinlere uzanan koleksiyon, yalnızca yazının tarihine değil, kitapların yüzyıllar boyunca nasıl korunduğuna da ışık tutuyor.

Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

Bali’den Koh Phangan’a, Goa’dan Tulum’a uzanan görünmez hatta “Coğrafi Rezonans Hattı” demek gerek belki. Burası insanların kaybettikleri ritmi yeniden bulmaya çalıştıkları bir dolaşım ağı. Fakat bir süre sonra başka bir şey fark ediliyor: İnsanlar rezonansı bulamıyor, onu bir ülkeden diğerine taşıyor sadece. Bu yüzden Coğrafi Rezonans Hattı bir çözüm haritasından çok, bir semptom haritası.



