“Seslerin uzay boşluğuna asılı kalmak üzere öylece uçup gitmediğini hissettirin.”

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Bağımsız plak şirketlerine odaklandığımız “Kendine Ait Bir Yer” serisinde şimdiye kadar 10 şirketin hikâyesine göz attık. Kimi kısa ömürlü olsa da etkisi yıllarca sürmüş, kimi kendini her dönemde güncelleyerek varlığını sürdürmüş, kimi bulunduğu şehrin çehresini, kimi ise toplumun kendisini değiştirmiş. Creation, Sub Pop, Factory, Warp, Def Jam, Mute, Rough Trade, 4AD, Domino ve Motown. 60’lardan günümüze uzanan hikâyelerin ortak noktası, müziğe duyulan tutku; mevcut sistemlerin yetersiz kaldığı yerde, yeni müziğe gelişebileceği bir alan yaratma inisiyatifi; sanatsal üretimi kâr isteğinin önünde tutan bir anlayış ve kolektif hareket etme bilinci. Çoğu zaman görsel tasarımın da müzik kadar merkezde olduğu, bazen plak dükkânları, bazen kulüplerle kendisine fiziksel bir nokta bulan, çevresinde oluşturduğu alt kültürlerle müziğin yanı sıra sosyal yaşamı da dönüştürerek etkisini kalıcı kılan bağımsız plak şirketleri, tüm dünyada yayımlanan müziklerin %69’unun üç büyük şirketin (Universal Music Group, Sony Music Entertainment ve Warner Music Group) etiketini taşıdığı günümüzde de endüstriye nefes aldırmaya devam ediyor.
“Bağımsızlık başlı başına herkesin her alanda hedeflemesi, süreçler el verdiğinde de deneyimlemekten kendini mahrum etmemesi gereken bir şey,” diyor radyo ve televizyon programcısı, Tamar Records kurucusu Hakan Tamar. Geleceğe aktarımın müzik için çok önemli olduğunu ve bu bilincin bağımsız plak şirketlerinde üst seviyede olduğunu ekliyor. Lin Pesto, Apartmanlar, Ductape gibi isimlerle çalışan Tamar’a göre sanatçılarla birlikte çıkılan yolculuğun, tüm temsil edilene dair bundan sonrasının başlangıcı olduğunu bilmek ve bu sorumluluğun hakkını vermek gerekiyor.

Bir müzik tutkununu plak şirketi kurmaya iten şey nedir? Jakuzi, Tuğçe Şenoğul, Pitohui, KAM gibi isimlere ev sahipliği yapan plak şirketi ve booking ajansı Shalgam Records’un kurucusu Ulaş Şalgam, çoğu zaman fiziksel ve maddi anlamda tüketici olabilen bu iş için tutkunun kendisini tek neden olarak görüyor. Make Mama Proud, Congulus, KLAN, Astrovelvet gibi ekiplerle ilerleyen bağımsız müzik oluşumu Hexe Music’in kurucusu Hatice Arıcı ise, “Müziğe olan o tanıdık tutkuya ek; biraz delilik, hayal ve heyecan içeren karanlık ama parıl parıl bir dehliz bizi içine çekti.” diyor. “Sevdiğimiz müzikleri sevdiğimiz müzisyenlerle birlikte üretmenin özgürleştirici duygusu ve üretime bir katman da kendimizden değer katma ihtimalimiz başlangıç noktamızdı ve yine bu duygular zor zamanlarda bizi hayatta tutuyor.”

2020, tüm dünyada müzik sektörü açısından çok zor bir yıl oldu. 2019’da streaming gelirleri ilk defa tüm müzik gelirlerinin yarısından fazlasını oluştursa da çoğunlukla yerel sahnelerdeki performanslar ve plaktan tişörte uzanan ürünlerle gelir sağlayan bağımsız müzisyenler, konserlerin durması ve ekonomik dalgalanmalardan büyük darbe aldı. Ulaş Şalgam’a göre bir albümün fiziksel kopyasını almak, dinleyicinin dinlediğiyle arasında daha zamansız ve derin bir bağ kurmasını sağlıyor. Streaming servislerinin dinleyiciyi kendi algoritmalarıyla yönlendirme biçimi ise, dinlenen müzikte tekdüzelik hissi yaratabiliyor. Hatice Arıcı da fiziksel üretimlerin müzisyenlere destek olmak için etkili bir yol olduğunu söylüyor: “Bağımsız alanda süreklilik sağlayabilmek, var olabilmek için çok ufak omuz vermeler çok büyük farklar yaratıyor. Çevrim içi müzik mağazalarında aslında ‘"atın alınan" yani o an dinlenen ya da indirilen şarkınızın karşılığı, bir "0" sonrası virgül, sonrası bolca sıfır... Bu dönemde sanatçılar kendilerine ait ürünler satışa sunuyorlar, bu dijital rapor çıkmazında sanatçılara görece daha direkt bir maddi getiri sağlayabilir. Fiziki basılı bir eser varsa, alınabilir. Müziğe tepki verin, takip edin, görünmez olmadığını, seslerin uzay boşluğuna asılı kalmak üzere öylece uçup gitmediğini hissettirin diyebilirim.”

Ankara merkezli Table Records ekibinin sözleri, bağımsız plak şirketlerinin tüm çabasının temelindeki amacı ortaya koyuyor: “Üretim ve tüketim ilişkisinde bağımsız plak şirketleri en başta üretimi yani sanatçıyı özgür bırakarak alan açıyor, aynı düzlemde dinleyicinin de algoritmaların yönlendirmelerinden sıyrılmasına yardım ediyor. Kısaca müziğin tek bir yerde ve belirlenmiş şekillerde değil farklı alanlarda, farklılıklara açık şekilde olmasına ve kalmasına öncelik veriyor.” Onat Önol, Okay Vivian, fanikedi, Wouwiuwa gibi sanatçıların üretimlerini dinleyiciyle buluşturan Table Records’a göre dinleyici ve müzisyenlerin bir araya gelebildiği etkinlikler, herkesin içine bir şeyler koyduğu bir havuz gibi, farklı disiplinlerin müzikle birlikte olabilmesini sağlıyor. Birçok plak şirketinin kuruluşunda etkili olan “kendin yap” kültürü bu cümlelerde görünür oluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bağımsız plak şirketleri, atalarının omuzlarında bir caz piyanisti, 2021 sanat piyasası ve dahası.
08 Oca 2021

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




