Albüm incelemesi: Green Day, Saviors

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: Saviors
Süre: 46 dakika
Plak şirketi: Reprise Records
Yayın tarihi: 19 Ocak 2024

Green Day üyeleri yarım yüzyılı devirdi. Billie Joe Armstrong, Tré Cool ve Mike Dirnt’in yaşları artık 50’lerde... Grup, Dookie ve American Idiot albümlerinin 20. ve 30. yıllarını kutlarken geçmiş başarılarına yaslanıp iki önemli albümünün yıldönümlerine odaklanabilirdi.
Ancak Kaliforniyalı grup, kendisini nostaljiyle sınırlamak yerine kendi deyimleriyle “alevler içindeki bir dünyanın müziği”ni yapmayı tercih etti ve 14. stüdyo albümleri Saviors’ı yayınladı. Her iki kült albümün de yapımcısı olan Rob Cavallo ile 10 yılı aşkın bir aradan sonra da yeniden biraraya geldiler. Cavallo’nun dönmesiyle Dookie’nin enerjisini, American Idiot’un toplumsal ve politik eleştirilerini yakalamaya yeniden yaklaştılar. Saviors’ın sözleri geleceğe kötümser baksa da punk rock ile pop punk arasındaki müziği oldukça hızlı ve eğlenceli.
Hâlâ politik kalabilen nadir gruplardan
Albüm, The American Dream is Killing Me parçasındaki büyük patlamayla başlıyor. Sözler, sosyo-politik tarafıyla American Idiot’u hatırlatıyor. Green Day, şarkılarında her zaman Amerika’nın başarısızlıklarla dolu tarafını göstermeyi iyi biliyor. Hâlâ net bir siyasi duruş sergilemeye cesaret edebilen nadir ABD’li gruplardan… Bu bile takdir edilesi.
20 öncesiyle karşılaştırıldığında müzik bu kez biraz daha az öfkeli. Armstrong, çıkış şarkısı The American Dream is Killing Me’nin ruhunu şu sözlerle anlatıyor: “Geleneksel Amerikan rüyasının pek çok insan için işe yaramadığı, hatta pek çok insanı incittiğinin bir göstergesi. Green Day’in beynine, grup olarak kolektif ruhuna ve son 30 yıldan fazla süren dostluk, kültür ve miras anlayışına odaklanan bir albüm oldu. Duygusal, kırılgan, komik ve rahatsız edici de... Acıya gülmek, mutluluktan ağlamak gibi kavramları şarkılarımızda işiteceksiniz.”
“People on the street
Unemployed and obsolete
Did you ever learn to read the ransom note?”
Albüm, eski hayranları gülümseten nostaljik bir hisse de sahip. İkinci parça Look Ma No Brains, adeta eski anıları canlandırıyor. Bobby Sox’un girişinde ise Nirvana etkisi hissediliyor. Nakarattaki vokaller bir emo şarkısını andırıyor.
Konserlerin marşı olacak

Green Day
One Eyed Bastard, şüphesiz canlı performanslarının punk marşları arasına girecek. Seyircinin var gücüyle nakarat kısmını söylediğini şimdiden duyabiliyorum: “Ba-da-bing, ba-da-boom!” Öte yandan Armstrong’un kişisel deneyimlerinin izini süren Dilemma, bağımlılık ve akıl sağlığından bahsediyor:
“Welcome to my nightmare
Where dreams go to disappear
Sit around in rehab
Feeling like a lab rat”
Yeni nesle ayrılık acısı şarkısı
Suzie Chapstick, albümde sevdiğim güçlü balatlardan. Armstrong, sosyal medya çağında ilişkilerin yüzeyselleşmesine işaret ediyor. Bir bakıma yeni dinleyicilerine de bir ayrılık acısı şarkısı armağan etmiş oluyor:
“Will I ever see your face again?
Not just photos from an Instagram
Will you say hello from across the street?
From a place and time we used to meet
Sometimes everything just grows apart
Broken pieces from a busted heart”
Uzunçalara adını veren Saviors, güçlü davul ritmi ile hemen dinleyicisini yakalıyor. Yine büyük konser mekanlarında seslendirmelerini bekleyeceğiniz türden bir şarkı bu. 15 şarkılık albüm kapanışı 4 dakikalık en uzun parçaları olan Fancy Sauce ile yapıyor. Tam bir veda şarkısı... İngiltere’de kaydettikleri bu şarkı, İngiliz sound’unu da en çok işittiğimiz parçalardan.
Komik ve rahatsız edici
Saviors’un kapak fotoğrafı Chris Steele-Perkins tarafından 1978’de çekildi. Belfast’taki The Troubles isyanları sırasında Leeson Caddesi’nde elinde bir taşla duran genç bir çocuğu gösteren orijinal fotoğraf, albüm kapağına çocuğun yüzü Photoshop’la değiştirildikten sonra girdi.
Albümde yer alan 15 şarkının hepsi canlı, akılda kalıcı, bazen komik, bazen ironik, hatta alaycı sözleriyle, sürükleyici punk rock marşlarıyla dolu. Bir albümün tamamını dinlemenin oldukça zor olduğu bu dönemde Green Day, bize monoton bir hikaye sunmuyor; bir sonraki şarkıyı merak etmemizi sağlıyor.
Green Day belki müzikal bir devrim yaratmıyor ama güncele tutunuyor. Grup da albümü şöyle anlatıyor:
“Saf ve duygusal. Komik ve rahatsız edici. Acıya gülmek, mutlulukta ağlamak gibi. Dürüstlük ve kırılganlık da var. Hastalık, savaş, eşitsizlik, yoga inzivaları, alternatif sağ, flört uygulamaları, maskeler, ruh sağlığı, iklim değişikliği, oligarklar, sosyal medya bölünmesi, fentanil, kırılganlık... Peki bu dönemde Andy Warhol ne yapardı, John Waters ne yapardı, Quentin Tarantino ne yapardı, en önemlisi bu dönemde Green Day ne yapardı?”
Saviors’ın 30 yıl önceki Dookie’den ve 20 yıl önceki American Idiot’tan bu yana kaydettikleri en iyi albüm olduğu ise kesin. Grubun, Jimmy Fallon ile New York metrosundaki sürpriz performansını izledikten sonra da bu yaz turnelerindeki bir konseri yakalamak isteyeceksiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Metal konserlerine biletler saatler, hatta dakikalar içinde nasıl tükeniyor? Green Day 14. stüdyo albümünde dinleyiciye neler sunuyor?
22 Oca 2024

YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.

“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.




