Albüm incelemesi: Kim Gordon - The Collective

Kim Gordon, ikinci solo albümü The Collective’i Kadınlar Günü’nde yayınladı. 70 yaşındaki Gordon, bu uzunçalarda müzikal anlamda bir cesaret örneği gösteriyor. Tamamen tarzını değiştirip dub, endüstriyel trap ve hiphop arasında gezinen bir albüme imza atıyor.
Albüm incelemesi: Kim Gordon - The Collective

11 Mart - Tekfen Filarmoni - Duende
Tekfen Filarmoni ile birlikte

Merve Dizdar anlatımıyla: Daphnis ve Khloe Nedir? Türkiye’nin köklü sanat kurumlarından Tekfen Filarmoni , 20. yüzyılın önemli bestecilerinden Maurice Ravel’in Daphnis ve Khloe adlı bale müziğinin Türkiye prömiyerine imza atmaya hazırlanıyor. Nerede ve ne zaman? 28 Mart Perşembe 20.30’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı ’nda. Neden gitmeli? Antik Yunan edebiyatının ilk düzyazı örneklerinden biri olarak pek çok sanat dalına ilham olmuş Daphnis ve Khloe ’nin aşk hikâyesini orkestra ve sözsüz koro için notalara döken Ravel’in bu büyülü eseri, daimi Şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni ve Şef Masis Aram Gözbek yönetimindeki MAGMA Filarmoni Korosu ile beraber icra edilecek. Midilli Adası’nın kırlarında büyüyen iki genç aşığın hikâyesi, Türkiye’nin değerli sanatçılarından, 76. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi olan Merve Dizdar tarafından dile dökülecek. Not almalı: Empresyonizme has zengin armoniler sunan bir saat uzunluğundaki bale müziği, Ravel’in en uzun ve aynı zamanda en beğenilen eserlerinin başında geliyor. Dört belirgin motifin işlendiği müziğin tamamının seslendirileceği Daphnis ve Khloe ’nin Türkiye prömiyeri için biletleri burada bulabilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Albüm: The Collective 
Süre: 40 dakika
Plak şirketi: Matador Records
Yayın tarihi: 8 Mart 2024

Kim Gordon, otobiyografik kitabı Girl in a Band: A Memoir’da Sonic Youth’un dağılmadan önce 2011 yılında verdiği son Brezilya konserinden bahseder. Gordon, Thurston Moore’un kendisini aldattığını öğrenir ve 27 yıllık evliliklerini bitirmeye karar verir. Bu aynı zamanda 30 yıllık müzikal birlikteliğin de sonu anlamına gelir. Kitapta o konserdeki hislerinden şöyle bahseder: 

Thurston ve ben bütün hafta boyunca belki 15 kelime konuşmuştuk. 27 yıllık evlilikten sonra aramızdaki şeyler dağılmıştı. Birisi bana Sao Paulo konserinin tamamının internette olduğunu söyledi ama onu hiç görmedim ve görmek de istemiyorum. Seyircinin gördükleriyle benim gördüklerim muhtemelen birbirinden çok farklı olurdu. Grup, Teen Age Riot şarkısıyla kapanışı yaptı. Şarkının ilk satırlarını söyledim ya da yarısını söyleyebildim. Biri, evliliğin uzun bir sohbet olduğunu söylemişti ve belki de bir rock grubunun hayatı da öyledir. Birkaç dakika sonra ikisi de bitmişti. Sahne arkasında, her zamanki gibi hiç kimse bunun son gösterimiz olmasını umursamadı. İstesem de kimseye veda edemeyecek kadar üzgün ve endişeliydim. Sonra herkes kendi yoluna gitti. Thurston zaten bir dizi solo konserinin duyurusunu yapmıştı. Ben de Berlin’deki sanat gösterim için hazırlanmak üzere New York’a gittim ve Sonic Youth artık gelecek planlarımda yoktu.”

Kim Gordon, dünyadaki birçok sanatçıya ilham olan Sonic Youth’ta bas çalıp şarkı söyleyerek 30 yıl geçirdikten sonra bu konserden sonra tamamen kendi yoluna gitti. Bu kırgın bitişten sonra Gordon, Body/Head adlı grubu kurdu fakat ilk solo çalışmasının single’ını 2016’da yayınladı. Bu sırada sadece müzik yoktu hayatında, sergiler de yaptı. 

Gordon, yaşadığı dönemi iyi analiz edip geleceğin sanatına yön veren sanatçılardan. Sonic Youth ile New Wave’i ana akıma taşıyıp yer aldığı her işe benzersiz imzasını atmaya devam ediyor.

Sanatçı, yine sıradışı bir müzik ile karşımızda. Gordon, ikinci solo albümü The Collective’i Kadınlar Günü’nde yayınladı. Yaşa vurgu yapmak istemem ama 70 yaşındaki Gordon, bu uzunçalarda müzikal anlamda bir cesaret örneği gösteriyor. Tamamen tarzını değiştirip dub, endüstriyel trap ve hip hop arasında gezinen bir albüme imza atıyor. The Collective, ilk notasından itibaren dinleyicisini kolundan çekip diğer 11 şarkının içine atıyor. 

Dinlemesi hiç kolay olmayan 11 şarkı

Öncelikle The Collective asla dinlemesi kolay bir albüm değil. Belki de çok az kişi bu çalışmayı başköşesine koyacak. Albüm; Lil Yachty, Kanye West, Yves Tumor ile ortak noktaları olan şaşırtıcı bir uzunçalar. Vokalleri bıçak gibi kesen enstrümanların yer aldığı karanlık ve içgüdüsel bir kayıt... Gordon, albüme dair şunları söylüyor: 

Bu kayıtta, etrafımda hissettiğim mutlak deliliği ifade etmek istedim. Bu, kimsenin gerçeğin ne olduğunu gerçekten bilmediği, gerçeklerin insanları etkilemediği, herkesin kendi fikrine sahip olduğu bir zaman. Sakinleşmek, hayal kurmak, sosyal medya, alışveriş, markalar, her şeyin pürüzsüz olması... Bunlar benim bilinmez bir şeyin peşinden gitmemi sağladı.” 

Bahsettiği paranoya çağının ruh hâli, sözlerle birlikte müzikte de net bir şekilde işitiliyor. Gordon; teknolojiye yabancılaşma, bilgi doygunluğu, aşırı tüketim, erkeklik gibi temaları huzur kaçıran bir meydan okumayla irdeliyor.

Albümün açılışını BYE BYE’la yapan Gordon, müziğin yanında dinleyiciye basit gelen bazı sözleri birleştirmek istediğini belirtiyor. Şarkının en başından itibaren endişe verici bir tonu var. Gordon, kendine özgü monoton ritmiyle kişisel eşyalarının bir listesini okuyor. Önemsiz şarkı sözlerinin yan yana gelmesi, büyüleyici bir tuhaflık hissi yaratıyor. Ortaya TikTok videolarında işiteceğiniz bir şarkı çıkıyor. Hatta sanatçı, bu parça ile TikTok’a “Çantamda ne var videosu bile çekiyor.

Albümün en güçlü yönlerinden biri zıt duyguları aktarma yeteneği. Psychedelic Orgasm gibi şarkılar halüsinasyona neden olacak denli saykodelik ritimlere sahipken, Shelf Warmer’da ince bir huzursuzluk ve yabancılaşma hissi var. Gordon birçok ruh hâli arasında ustalıkla geziniyor ve güçlü bir hikaye anlatıcısı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Jennifer Egan’ın aynı adlı romanından esinlenen The Candy House, teknoloji ve sosyal medyanın çekiciliğine vurgu yapıyor. I’m a Man'de ise zehirli bir adamın kişiliğine bürünüp ironilerle dolu eril bir bakış açısı sunuyor. İki şarkıda da sert gitarlar, bozuk synth'lerle kesişerek yine rahatsız edici bir atmosfer yaratıyor. 

Yeni bir hiphop kariyeri

The Collective, son derece çağdaş bir müziğe sahip ama geçmişin müzikal kodlarını da barındırıyor. Şarkılarda gözden kaçmayacak bir punk ve karşı kültür etkisi var. Fakat albüm boyunca Gordon, çağdaş hiphop'ın unsurlarını endüstriyel noise ve avangard ile harmanlayıp kulaklarınızı acıtacak ses patlamaları işitmenizi sağlıyor. Sanatçı, 11 şarkının hiçbir anında dinleyicisine nefes aralığı vermiyor. 

Bu çalışmayı öncekilerden ayıran noktalardan biri de Gordon’un prodüktör Justin Raisen ile işbirliği. Raisen; Lil Yachty, John Cale, Yeah Yeah Yeahs, Charli XCX, Yves Tumor’un albümlerine imza atmış bir isim. İkili, türler arasındaki sınırların bulanıklaştığı, geleneklere sürekli meydan okunan benzersiz bir evren yaratıyor. Raisen, Gordon’un asi ve ileri görüşlü özünü iyi yakalamış. İkili, her şarkıda başka bir karanlığın kapısını aralıyor. 

Dijital çağa ilişkin kaygılarımıza nasıl bağlandığımızı anlatan albümün ismi, sanatçının geçen yıl New York’taki 303 Gallery’de açtığı, aynı temaya sahip sergideki bir eserden geliyor. Soyut resimlerden oluşan bu sergideki The Collective adlı eser, 27 adet cep telefonu şeklinde kesilmiş dikdörtgenden oluşuyordu. Uzunçaların kapağında da bir cep telefonu görüyoruz. 

Sanatçı, kariyerinin bu döneminde hiphop yaparak kendine yeni bir alan açarken biz de yazıyı Gordon’un kitabındaki şu satırlarla sonlandıralım: 

Bir grupta 30 yıl çaldıktan sonra şunu söylemek biraz aptalca geliyor: ‘Ben müzisyen değilim.’ Hayatımın çoğunda kendimi öyle görmedim. Bazen kendimi küçük harfli bir rock yıldızı olarak düşünüyorum. Evet, sese karşı duyarlıyım, iyi bir kulağım olduğunu düşünüyorum ve sahnede olmanın içgüdüsel heyecanını seviyorum. Görsel ve kavramsal bir sanatçı olarak bile yaptığım her şeyin her zaman bir performans yönü olmuştur. 

Eleştirmen Greil Marcus’un dediği gibi: ‘İnsanlar başkalarının kendilerine inandığını görmek için para öderler.’ Yani, toplum içinde düşme ihtimaliniz ne kadar yüksek olursa, yaptığınız işe o kadar değer verirler. Bir yazar ya da ressamın aksine, sahnedeyken başkalarından ya da kendinizden saklanamazsınız
.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🌯 Az acılı arabeskin yükselişi

Arabesk artık köyden kente gelişin sembolü değil. 2024 model arabesk, artık beyaz yakalı, kentli, okumuş kesimin eğlencesine dahil olan, acısına dost olan bir müzik.

11 Mar 2024

Tekfen Filarmoni ile birlikte
Kim Gordon

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Paweł Pawlikowski: 'Ben 20. yüzyıldan kalma bir sürgünüm'

Cannes’da prömiyerini yapan "Fatherland" ile ikinci En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan Paweł Pawlikowski'yle Thomas Mann’dan savaş sonrası Avrupa’ya, minimalizmden müziğe, entelektüellerin toplumdaki rolünden kendisinin bugünkü dünyada hissettiği yabancılığa uzanan bir sohbete daldık.

Müge Turan

·

10 Eyl 2026

Paweł Pawlikowski: 'Ben 20. yüzyıldan kalma bir sürgünüm'
DuendeDuende

HİKAYE

MUBI Fest'te neler izledik?

İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

07 Eyl 2026

MUBI Fest'te neler izledik?
DuendeDuende

HİKAYE

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Ömer Şentürk

·

07 Eyl 2026

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni
DuendeDuende

HİKAYE

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Sezen Sayınalp

·

07 Eyl 2026

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi
DuendeDuende

HİKAYE

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Eda Solmaz

·

07 Eyl 2026

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu