Anavarza’da uzak zamanın yakın nöbeti: ‘Rüyalarımda kralın kızını görüyorum’

Adana’nın Dilekkaya köyünde Şükriye Arıkanlı, her sabah eline süpürgesini ve plastik hortumunu alıp aile evinin avlusundaki Roma lahitlerini temizliyor. Bu, annesi Hatun Dilci ile babası Amber Dilci’nin definecilere karşı tüfekle koruduğu Anavarza Antik Kenti için onlarca yıldır süren bir aile nöbetinin bugünkü hâli. Yaşar Kemal’in de bir dönem konuk olduğu bu evde gerçek, efsane ve binlerce yıllık tarih iç içe yaşarken Şükriye Hanım’ın aklında artık başka bir soru var: Gençlerin terk ettiği köyde, kendisinden sonra Anavarza’ya kim sahip çıkacak?
Anavarza’da uzak zamanın yakın nöbeti: ‘Rüyalarımda kralın kızını görüyorum’

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Fotoğraflar: Can EROK

Zamanların üst üste katlandığı bir yerdeyiz. Toprakların en bereketlisiyle sarılmış, güneşin ısısını cömertçe savurduğu, ağaçlarla çevrili bir avluda sessiz bir ritüel sergileniyor. Her sabah gün doğumuyla beraber eline plastik hortumunu alan Şükriye Hanım, iki katlı beyaz aile evinin bahçesinde yer alan binlerce yıllık Roma lahitlerini ve diğer tarihî eserleri temizlemeye başlıyor.

Bu görkemli lahitlerden birinin köşeleri koç başlarıyla süslenmiş, çevresi aslan kabartmaları ve aşk tanrısı Eros’la örülmüş. Şükriye Hanım, hiç tanımadığı insanlara ait olan bu lahdi her gün önce sarı bir süpürgeyle süpürüyor, sonra uzun bir hortum kullanarak temiz suyla özenle yıkıyor. Tarih, burada vitrin arkasında konuşlu steril bir nesne değil; ait olduğu yerde yaşamaya devam ediyor.

Adana’nın Kozan ilçesine bağlı Dilekkaya köyünde yaşayan Şükriye Arıkanlı, bu görevi ailesinden devralmış. Büyüdüğü evin hemen yanı başında yer alan Anavarza Antik Kenti’yle arasında oldum olası derin bir bağ olduğunu söylüyor. Bu bağ, antik kente çocuğuna bakar gibi bakan, onu definecilerden ve kaçakçılardan on yıllar boyu koruyan anne babasından yadigar.

Şükriye Hanım’ın annesi, arkeoloji dünyasının Nene Hatun’u olarak tanınan Hatun Dilci. Avşar yörüğü olan Hatun Hanım’ın hayatı, 1964 yılında ev yapmak isterken buldukları balıklı mozaik ile birdenbire değişmiş. Durumu yetkililere bildirdikten sonra evi başka bir noktaya yapmak için temel kazınca bu sefer bu topraklar, onları başka bir sürprizle karşılaştırmış. Bu defa halk arasında bilinen adıyla Kralın Kızı mozaiğini bulan çift, iki tavuklarını satıp durumu yine yetkililere bildirmek üzere Adana’ya yola çıkmışlar. 2019 yılında rahmetli olan Hatun Hanım, mozaiği bulduklarını bildirince, valinin, eşi Amber Bey’i alnından öptüğünü anlatırmış.

Resmî adı denizler tanrıçası Tethys’in mozaiği olan, ancak halk arasında Anavarza kralının kızı Prenses Aya’nın trajik aşk üçgenini resmettiği söylenilen ve MS 4. yüzyıla tarihlenen eseri bulmaları üzerine, yetkililer efsane olacak bu çifte resmî bir bekçilik görevi teklif etmişler. Teklif o teklif. Hatun Hanım ve Amber Bey, görevi o kadar büyük bir ciddiyetle yürütmüşler ki, definecilerle çatışmaya da girmişler; evleri yakılmaya çalışılmış, hayvanları zehirlenmiş, köy sakinleriyle ters de düşmüşler. Şükriye Hanım, onlarca yıl boyunca geceleri babasının, gündüzleri ise annesinin antik kenti korumak için tüfekle sipere yattığını anlatıyor.

Şükriye Hanım’ın abisi olan Yücel Dilci ise çocukluğundan maceralı bir anı paylaşıyor. Bir gün antik kentin 200 metre üzerinde bulunan kale bölgesinde definecilerin olduğunu fark eden Hatun Hanım, görevini ifa etmek üzere Yücel Bey’i de alıp yanlarına gitmiş. Orada haldur huldur kaçak kazı yapan erkeklere sorular soran Hatun Hanım, “Dikkatli olun, buralarda gözüpek bir bekçi hanım var” demiş. Defineciler gülmüşler ve aldırış etmeden antik kenti talan etmeye devam etmişler. Hatun Hanım biraz sonra tüfeğiyle yanlarına gidip arkalarından ateş edince, “mirket gibi” topraktan kafalarını çıkarıp, tüm aletlerini geride bırakıp topukları arkalarına değe değe kaçışmışlar.

“Annem definecileri tespit eder, başlarında tüfekle beklerdi, babam da Kozan’a kadar 30 kilometre jandarmaya haber vermek için yayan yürürdü.” diye hatırlıyor Şükriye Hanım o günleri. “Evde sürekli Anavarza konuşulurdu” diyen Şükriye Hanım için antik kent, bir aile bireyi kadar yakın. Bahçelerinde bulunan Kralın Kızı mozaiği ise ayrı bir önem taşıyor.

Şükriye Hanım, sıklıkla rüyalarında kralın kızını gördüğünü, yıllar önce şehir dışına gittiğinde bir gece göremediği için huzursuzlanıp geri Adana’ya döndüğünü paylaşıyor. Annesi de bu mozaiğe bir o kadar bağlıymış. Mozaik, evlerinin avlusundan kaldırılıp şehirdeki müzeye götürüldüğünde, Hatun Hanım o kadar üzülmüş ki günlerce ağlamış ve sonunda yoğun bakıma kaldırılmış. Durum böyle olunca, mozaiğin bir replikası yaptırılıp bahçelerindeki aynı yere yerleştirilmiş.

Şükriye Hanım, günlük ritüelinde bu replikayı da plastik hortumla iyice yıkıyor, üzerindeki koruma camını siliyor ve evine gelen turistlere hem mozaiğin hikayesini hem de anne-babasının antik kenti korumak için yıllarca verdikleri amansız mücadeleyi anlatıyor. Mor çiçekli uzun dikenlerin süslediği antik kent için Dilekkaya’yı ziyaret eden turistler, Şükriye Hanım’ın evini de tarihî gezilerinin bir parçası yapıyorlar. Arkadan ailenin küçük köpeği havlarken Şükriye Hanım, ziyaretçilere avludaki bazıları üzerine yazılar işlenmiş antik taşları, lahitleri ve sütun parçalarını gezdirmekten büyük keyif alıyor.

Ancak uzak zamanlar arasında bir rehber görevi gören Şükriye Hanım, başıboş kalmış Anavarza’nın büyüleyiciliğinin hak ettiği ilgiyi görmediği kanısında; aynı zamanda resmî kazıların geçen yıl durdurulmuş olmasına üzülürken gizli kazılar yapmaya devam eden definecilerden geriye kalan talan sahnelerine de alışamıyor.

Bahçelerini aşan o geniş ova, Anadolu tarihinin devasa metropollerinden biri olan, tarihin derinliklerinde “yenilmez şehir” adıyla da bilinen, Ceyhan Nehri yakınında kurulmuş efsunlu antik kente açılıyor. MS 2. yüzyıldan itibaren “metropolis” ve tapınak bekçisi anlamına gelen “neokoros” unvanlarıyla taçlanan bu kadim şehir; Helenistik, Roma, Bizans, Arap, Ermeni ve Osmanlı medeniyetlerinden izleri bugüne taşımaya devam ediyor. 

  • Usta edebiyatçı Yaşar Kemal’in “Üstündeki eskimiş, dökülmüş örenleri, yıkıntılarıyla, Anavarza gemisi her zaman durgun bir denizde hiç sallanmadan ağır ağır ilerler" sözleriyle anlattığı bu şehir, aslında Efes Antik Kenti’nden bile daha geniş bir yerleşkeye sahip.

Çukurova’nın üzerinde yükselen kayalıklarda konuşlu Orta Çağ kalesi, üç girişli anıtsal zafer takı, bin beş yüz metrelik surları, stadyumu, tiyatrosu ve farmakolojinin babası kabul edilen (ve Lokman Hekim ile aynı kişi olması ihtimali tartışılan) Dioskurides’in adımladığı sütunlu caddeleriyle Anavarza, tarihindeki depremlerin ve zamanın yıkıcı akışına direnen görkemli bir imza. Şükriye Hanım’ın da hayatını şekillendiren bu antik dev, 2014’ten beri UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde sessiz ama mağrur bir sakin olarak bizlere başka bir zamandan fısıldamaya devam ediyor.

Anavarza, sadece köy sakinlerini ve ziyaretçilerini değil, edebiyatseverleri de büyülüyor. Eserlerinde Çukurova’nın hikayelerini anlatan Yaşar Kemal, Anavarza’yı resmettiği paragraflarında bölgenin sömürüye direnen insanına, biyoçeşitliliğine ve iklimine ayna tutarken bizzat burada edindiği gözlemlerden yola çıkıyor. Kemal, Yılanı Öldürseler romanında her yanı emek ve canlılık barındıran bu topraklarda gözü, burnu ve ruhuyla duyumsadıklarını şöyle anlatıyor: 

“Bu koku Anavarza kayalıklarının kokusuydu. Arılar, kertenkeleler, keklik yavruları, yuvaları, kartal yuvaları, çıngıraklı yılanlar, ok yılanları da böyle kokarlardı. Hoş, ballı, bayıltıcı bir kokudur bu bahar güneşinde.”

Şükriye Hanım ve Yücel Bey, Yaşar Kemal'in gelip aile evlerinde bir süre konakladığını ve İnce Memed’in bir kısmını burada yazdığını anlatıyorlar. Evin üst katında kaldığı uçuk mavi duvarlı odada, bir edebiyat efsanesiyle aynı pencereden baktığınızı düşünüp heyecanlanıyorsunuz. Dünya tarihine geçen eserinin bir bölümünün yazıldığı beyaz ahşap masa ise, evin en kıymetli parçalarından. Şükriye Hanım, Yaşar Kemal’i kalemleri ardı ardına tüketerek yazarken hatırlıyor, Yücel Bey ise “Bunca yıllık hayatımda Yaşar Kemal gibi bir insan görmedim. Gerçekten çok başka birisiydi.” diyerek onu gözlerinden taşan bir sevinç ve gururla yad ediyor.

Bu evde anılar, muzip ve maceralı olduğu kadar bölgenin zorluklar karşısında direnme geleneğini de yansıtıyor. Binbir zorluğu atlatmış Hatun Hanım’ın ailesinden geleceğe dair beklentisiyse oldukça net: Ne olursa olsun Anavarza’yı bırakmayın. Ancak bugün bu istek, bürokratik olduğu kadar sosyoekonomik engellere de takılma riskiyle karşı karşıya.

Şükriye Hanım, yıllardır resmî bir bekçilik unvanı almayı beklemesine rağmen bu görevi alamamanın üzüntüsünü taşıyor. Köyde yaşadığı geçim sıkıntılarına rağmen, annesinin ona emanet ettiklerini bırakıp da gidemiyor. Gelinen noktada artık kendisi için umudu tükenmiş olsa da küçük oğlu adına bekçilik dilediğini söylüyor.

Oğullarının köyde kalıcı iş imkanları bulamaması onu çok düşündürüyor. “İkisi de giderse tüm bunları ileride kime bırakacağım?” sorusu, günlük ritüelinin arka planında durmadan yankılanan bir soru.

Oğulları, neredeyse hiç gencin kalmadığı Dilekkaya köyünde yaşayarak hayatlarını kazanmanın ve bu mirasa sahip çıkmanın yollarını arıyorlarsa da henüz bir çözüm bulabilmiş değiller. Bu durum, dışarıda iş imkanları aramalarına sebep oluyor.

Tarihe adanmış bir ailenin nöbetini yarın kimin devralacağını bilen yok. Şimdilik, bölgenin hafızası olan Şükriye Hanım, süpürgesi ve hortumuyla uzak zamanın yakın nöbetini sürdürürken gerçek, efsane ve bir ailenin vazife bilinci bu avluda sessizce yan yana yaşamaya devam ediyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

YAZARLAR

Nimet Kıraç

Bağımsız gazeteci. Türkiye’nin dört bir yanından ve Afganistan, Filistin, İsrail, Lübnan, Ukrayna, Rusya, Pakistan, Polonya, Yunanistan gibi dünyanın çok sayıda sıcak noktasından Gazete Oksijen için bildirdi. New York Times gazetesi için Türkiye’de aylarca süren araştırma haberlerinde, dosyalarda ve sıcak haberlerde muhabirlik yaptı. Haber yazıları, fotoğrafları ve videoları, Financial Times, CNN International, Al Monitor ve Euronews gibi uluslararası mecralarda yer aldı. İnsan, hayvan ve çevre hakları konularında sosyopolitik perspektifli yazılar yazıyor ve belgeseller hazırlıyor. George Washington Üniversitesi mezunu. Adanalı.

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli
∙

HİKAYE

Dünyanın en iyi barları #1: Fransa, Güney Kore, İtalya, Arnavutluk

Dünyadaki en iyi barları 2009 yılından beri sıralayan The World’s 50 Best Bar listesi Michelin Guide, Gault & Millau ve La Liste gibi rehberlerden çok daha ulaşılabilir, özelleştirilmiş lüks bir deneyim sunuyor. Fransa, Güney Kore, İtalya, Arnavutluk'tan bu listeye giren dört bar...

Talha Ö.

·

27 Eyl 2026

Dünyanın en iyi barları #1: Fransa, Güney Kore, İtalya, Arnavutluk
SoliSoli
∙

HİKAYE

İki kıta arasında 25 yıl: Orhan Refik Gorbon ile Bosphorus Cup’ın hikayesi

25 yıldır Boğaz’ın rüzgarını yarışın parçası yapan Bosphorus Cup’ın kurucusu Orhan Refik Gorbon ile İstanbul’un denizle ilişkisini ve yelken kültürünün değişen yüzünü konuştuk. İki kıta arasında geçen bu hikayede, bir şehrin denizle kurduğu bağın nasıl bir yarışa dönüştüğünü dinledik.

Orhun Canca

·

20 Eyl 2026

İki kıta arasında 25 yıl: Orhan Refik Gorbon ile Bosphorus Cup’ın hikayesi
SoliSoli
∙

HİKAYE

Eylül sakinliğinin bir adım ötesi: Dünyanın en sessiz adaları

Kalabalıklardan, sıcaktan ve gürültüden kaçınmak isteyenlerin tatil zamanı Eylül geldi. Bu dönemde tatiler çıkan kişi sayısının giderek artması Süper Eylül trendini de beraberinde getirdi. Peki dinginlik arayışını bir ileri safhaya taşıyanlar nerelere gidebilir? Örneğin dünyanın en sessiz adalarına. Uydu ve harita verilerini kullanarak yapılan analiz sonucu belirlenen dünyanın en sessiz adaları.

Deniz Aytekin

·

13 Eyl 2026

Eylül sakinliğinin bir adım ötesi: Dünyanın en sessiz adaları
SoliSoli
∙

HİKAYE

Binalar neden artık eskisi gibi 'süslü' değil?

Tarihin ve toplumsal olayların binaları nasıl değiştirdiğini ve geçmişin detaylı mimarisinden bugünün daha sade yapılarına nasıl geldiğimizi Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık kurucu ortağı Kerem Erginoğlu ve SO? Mimarlık ve Fikriyat kurucu ortağı Sevince Bayrak’la birlikte inceledik.

DAC İstanbul

·

13 Eyl 2026

Binalar neden artık eskisi gibi 'süslü' değil?
SoliSoli
∙

HİKAYE

Kopenhag ve Malmö: Bir köprünün iki ucunda pub ve bar rotası

Carlsberg’in dev üretim merkezinden Mikkeller’in craft biralarına, üç yüz yıllık barlardan aquavit ve gløgg’a: Öresund’un iki yakasındaki Kopenhag ve Malmö’yü barları, biraları ve yerel içkileri üzerinden keşfetmek isteyenlere dört günlük bir rota.

Talha Ö.

·

06 Eyl 2026

Kopenhag ve Malmö: Bir köprünün iki ucunda pub ve bar rotası