Banliyö kabusları: D’Innocenzo Kardeşler


İrlanda’nın renkli festivallerini The Irish Spirit’le keşfedin
Kuzeybatı Avrupa’daki renkli evreninden tüm dünyayı neşeli kimliğiyle selamlayan İrlanda, en çok St. Patrick günüyle tanınsa da dünyanın dört bir yanından gelen insanları kucakladığı pek çok farklı festivale ev sahipliği yapıyor.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Güz, 2018. Sinemada yeni yönetmenler keşfetmenin ve onların peşinden koşmanın hazzı benim için yeni değil. Chicago Film Festivali’nin programında, o yılki Berlin Film Festivali’nin en çok konuşulan ilk-filmlerinden biri ve İtalya Ulusal Sinema Gazetecileri Sendikası’nın her yıl çıkış yapan bir yönetmene layık gördüğü Gümüş Kurdele ödülünün o yılki sahibi Boys Cry’ı gördüğümde heyecanlanmıştım. Üstelik ikiz kardeş yönetmenler Damiano ve Fabio D’Innocenzo, festivalin konuklarındandı.
Hemen filmi izledim, övgülere hak verdim ve yönetmenlerden Fabio D’Innocenzo ve oyunculardan Matteo Olivetti’yle bir araya geldim. Damiano hastalanmış, İtalya’da kalmıştı — bu bana, yıldızlarının hızla yükseleceğine emin olduğum ikilinin sinemasını bir de bir oyuncunun gözünden görme fırsatı sunmuştu.

Boys Cry, 2018
Kaynak: MUBI
Sıfır noktası: Birçok metropol gibi, Roma da turistik reklam filmleri güzellemelerinde göründüğünden ve biz ziyaretçilerinin gözlemlediğinden ibaret değil. D’Innocenzo Kardeşler’in ilk filmi La terra dell’abbastanza / Boys Cry (2018), Roma’nın suç oranının yüksek, çoğunluğun “kayıp gençliğin bir parçası” olarak görüldüğü banliyö mahallelerinden birinde geçiyor. Yaşadıkları mahallede süregelen döngü ve düzenden bir çıkış yolu olduğu düşüncesiyle hayaller kuran iki genç, Mirko ve Manolo, bir gün kazayla birine çarpıp kaçtıktan sonra kendilerini düzenin çarklarından ikisi olarak buluyorlar.
İşledikleri suçtan haberi olan mafya, onları bir anda içine çekiyor, piyonlarından birer tanesine dönüştürüyor. Dünya sinemasındaki örneklerinin aksine, Boys Cry, yaşananların gerçekliği ve olabilirliğini hissettirebilen bir film. Kuşkusuz, doğaçlama diyaloglar, karakterleri ve düzeni tanımaya yardımcı olan kostümler ve aralarındaki kimya tartışmasız uyuşan iki oyuncu performansı, bunu sağlayan unsurlar arasında. Belli ki yönetmen veya senaristlerin anlattıkları dünyayı çok iyi tanımaları ve bizzat o düzenin içine doğmuş olmalarının da katkısı büyük.

Damiano ve Fabio D’Innocenzo
Kaynak: Berlinale
Roma’nın banliyölerinde, yaşam ve ölüm arasında: İkili, ilk filmlerinin başarısının ardından sinemalarına ve banliyö hikâyeleri anlatmaya hız kesmeden devam etti. Pandeminin hemen öncesinde gerçekleşen 70. Berlin Film Festivali’nde, ikinci filmleri Favolacce / Bad Tales (2020), En İyi Senaryo dalında Gümüş Ayı kazandı. Bu kez banliyö hikâyelerinin odağında, gençlerin yeraltı dünyasına olan hayranlığı ve şiddete olan eğilimleri değil, çoğunlukla ABD bağımsız sinemasından ve dizilerinden alışık olduğumuz orta sınıf banliyö yaşamı vardı: her bir hanede farklı dramların yaşandığı, herkesin komşularına gösterdiğinden farklı hayatlar sürdüğü...
Akıbeti bilinmeyen bir çocuğun bulunmuş günlüğünü okuyan bir yetişkinin sesiyle bizi karşılayan D’Innocenzo Kardeşler, bu film boyunca farklı ailelerin hayatlarından sahneler gösteriyor, yetişkinlerin arada kalmışlığının ve hayattan memnuniyetsizliğinin bir sonucu olarak onları taklit eden çocuklarının sürüklendiği şok edici sona doğru gerilimi kademe kademe yükseltiyor.
Sırada ne var? 1-11 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek 78. Venedik Film Festivali’nin geçtiğimiz günlerde açıklanan programında, Jane Campion, Pablo Larraín ve Paolo Sorrentino gibi, bir keşif olmanın ötesine çoktan geçmiş yönetmenlerin arasında D’Innocenzo Kardeşler’i de görmek beni mutlu etti. İkilinin festivalde Altın Aslan için yarışacak yeni filmi, Elio Germano’nun başrolünde yer aldığı America Latina. Bir sonraki filmleri, Jean-Marc Barr’ın başrolde yer aldığı Travel Well, Kamikaze'ninse çekimleri tamamlanmış durumda.
Diyorlar ki… “Biz de tıpkı filmdeki gibi bir mahallede doğduk, büyüdük. Nereye gitmek istediğini biliyorsan, bir yolunu buluyorsun. Büyük işler, büyük şanslar hakkında olmaz diye düşünüyorsun çünkü bunları etrafında görmüyorsun. Ama biz özel ve şanslıydık; tüm bu dinamiğin ortasında hayatta kalmayı, film eğitimi almayı başardık.”
Keşif Sineması, Letterboxd’da. İlk haftasından itibaren Keşif Sineması'nda yer alan yönetmenlerin, yazılarda adı geçen filmlerini bulabileceğiniz, serinin her yeni yazısıyla güncellenen listeyi, buradan takip edebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sondan biraz önce: D’Innocenzo Kardeşler’den banliyö anlatıları; rave'ler, kulüpler ve Daft Punk ikilisinin kaskları arasında bir yerde: French House.
06 Ağu 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




