Bayer Leverkusen: ‘Hapçılar’ın intikamı

Almanya'nın ilk "plastik kulübü" olarak yıllarca hor görülen Bayer Leverkusen, Xabi Alonso'nun öncülüğünde tarihî bir başarıya 90 dakika uzaklıkta.
Bayer Leverkusen: ‘Hapçılar’ın intikamı

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

1988 UEFA Kupası finali daha önce Avrupa arenasında bu seviyeleri hiç görmemiş iki takımı, Bayer Leverkusen ve Espanyol’u karşı karşıya getirmişti. Espanyol ilk maçı evinde 3-0 kazandığında birçokları işin bittiğini düşünüyordu. Ancak Erich Ribbeck’in çalıştırdığı Alman ekibi, o zamanlar adı Ulrich-Haberland olan stadyumlarında Brezilyalı Tita, Doğu Alman mülteci Falko Götz (daha sonra Galatasaray’da da forma giydi) ve Güney Koreli Cha Bum-kun’un golleriyle maçı önce uzatmalara sonra da penaltılara taşımış, kupayı da penaltı atışlarıyla müzesine götürmüştü. 

Normal şartlarda bir Alman takımının UEFA Kupası’nı alması tuhaf bulunmazdı nitekim Borussia Mönchengladbach ve Eintracht Frankfurt bunu başarmıştı. Ama o güne kadar hiçbir kayda değer başarısı olmayan, Bundesliga’nın en küçük ve tenha stadına, en cılız taraftar desteğine sahip olan takımı Bayer Leverkusen’e ne oluyordu! Bir şirket tarafından kurulduğu için hep küçümsenerek bakılan “Hapçılar”ın* bunu becermesi en az “1954 Bern Mucizesi” kadar beklenmedikti. 1988 finaliyle Bayer Leverkusen sadece tarihinin ilk kupasını kazanmakla kalmadı aynı zamanda tarihte kendi ülkesinde kupa kazanmadan Avrupa’da kupa zaferi yaşayan da ilk takım oldu.

‘Plastik kulüp’ yaftası

TSV Bayer 04 Leverkusen, 1 Temmuz 1904’te Bayer ilaç ve kimya şirketinin 170 çalışanının, fabrikanın işçilerinin faydalanabileceği bir jimnastik kulübü açılması talebiyle verdiği imzaların ardından kuruldu. Devir, organize spor faaliyetlerinin toplumun farklı sınıfsal katmanları arasında “kulüp” formunda örgütlenmeler aracılığıyla hızla yayıldığı bir dönemdi ve 19. yüzyılda “Leverkusen” adını alan bu genç sanayi yerleşiminin de en ciddi spor imkanları Bayer fabrikasında ete kemiğe bürünmüştü. 

Bayer çalışanları için mütevazı bir zafer olarak kurulan kulübün hikayesi, 1979/80 sezonuyla başlayan Bundesliga macerasıyla farklı bir boyuta taşındı. Kulüp artık sürekli alaya alındığı, zorbalığa uğradığı, dışlandığı bir sınıfın içindeydi. ‘80’ler boyunca Bayer hep geleneksiz bir şirket takımı, bir “plastik kulüp” olarak anıldı ve hor görüldü.

‘90’lar: Fırsat yılları

Kulüp “plastik” de olsa çağın futbolu için doğru adımları atıyor ve Reiner Calmund’un genel menajerliğinde fırsatları iyi değerlendiriyordu. 1990’da Doğu Almanya’nın yıkılmasıyla Ulf Kirsten, Andreas Thom ve Jens Melzig’i kulübe kazandıran Calmund, aynı zamanda Brezilya ve Doğu Avrupa pazarlarıyla da kârlı ilişkiler kurmuştu. ‘90’lar Bayer Leverkusen’in “akıllı kulüp” olarak belli bir seviyeye tırmandığı, orada kalıcılaştığı yıllar oldu. 

1996/97’de Beşiktaş sonrası takımın başına geçen Christoph Daum’un yönetimindeki ekip, Bayern Münih’in 2 puan gerisinde ligi 2. tamamlarken bu, kulüp tarihinde bir ilkti ama son olmayacaktı. Daum’la Leverkusen 1999/00 sezonunda ligin son haftasına, Bavyera ekibi Unterhaching’le berabere kalması hâlinde dahi şampiyon olacağı bir senaryoyla girdi. Ama ne olduysa oldu ve minik Unterhaching maçı 2-0 kazanarak Bayern Münih’e bir şampiyonluk daha hediye etti. 1996-2002 arasındaki 6 sezonda 4 kez ligi 2. tamamlayan Bayer Leverkusen, bununla birlikte 2001/02’de Şampiyonlar Ligi’ni kazanmaya çok yaklaştı. 

Kokain kullandığı ortaya çıkan Christoph Daum’un ardından göreve gelen Klaus Toppmöller’in çalıştırdığı kadro, Liverpool ve Manchester United’ı eledikten sonra finalde Real Madrid’e Zinedine Zidane’ın muhteşem golüyle hatırlanan maçta 2-1 kaybetti. O kadrodan Ze Roberto, Ballack ve Lucio’yu Bayern Münih’e, Yıldıray Baştürk’ü Hertha Berlin’e, Oliver Neuville’i Borussia Mönchengladbach’a kaptırdıktan sonra bir daha bu seviyeleri göremediler. 

Ya Bayer giderse…

2000’lerin 2. yarısıyla birlikte Bayer’in daha ucuz işgücü arayışıyla Leverkusen’deki yatırımlarını kısma planları kulübün de (hatta şehrin) sonu anlamına gelebilirdi. 160.000 kişinin yaşadığı kentte, 16.000 kişinin işine son verilmesi, şirkete ait 9.600 dairenin satılması, yüzme havuzları ve buz pistlerinin kapatılması sonrası sıranın futbola da geleceğinden endişe ediliyordu. Ama kulübün bir şekilde rekabetçi ve ekonomik açıdan sağlıklı kalabilmesi Bayer Leverkusen’i Bayer’in hışmından korudu. 2010/11’de Jupp Heynckes’le Bayer, Bundesliga’daki 5. ve bugüne kadarki son ikinciliğini tattı.

2010’lar, Alman futbolunda Bayern Münih’in ‘70’lerden beri süren hâkimiyetini diktatörlüğe dönüştürdüğü yıllardı. 2012 sonrası Bayern Münih, Borussia Dortmund’un başkaldırılarını tamamen bastırdı ve 11 sezon üst üste şampiyon oldu. Bayer ise bir sezon hariç hep Avrupa kupaları mücadelesinin içinde kaldı. Birçok kez Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etti. Alman futbolu Red Bull Leipzig gibi Bayer’e rahmet okutacak kadar gerçek “plastik kulüp”lerle tanışırken onlar “ehvenişer” kaldılar, BayArena adını alan stadyumlarını 30.000 kişilik kapasitenin üzerine çıkardılar ve her hafta sonu doldurmayı da başardılar. Yine de bu sezona kadar bir şampiyonluk yarışının içine giremediler. Bu kaderi değiştirmek genç İspanyol teknik direktör Xabi Alonso’ya düştü. 

Xabi Alonso damgası

Kariyerinin son 3 sezonunda forma giydiği Bayern Münih’le Alman futboluna adım atan Xabi Alonso, Real Sociedad B takımındaki acemilik yıllarının ardından 5 Ekim 2022’de Bayer’in başına geçti. O direksiyonu ele aldığında ortada 8 maçta 5 kez kaybedip sadece 1 kez kazanmış, puan tablosunun 17. sırasına kadar gerilemiş, kimliğini yitirmiş bir takım vardı. Xabi Alonso ilk sezonunda saha içi sonuçlarını toparlamakla kalmadı, futbolun zirvesindeki takım ve teknik direktörlerin en iddialı stratejilerini ustaca sergileyebildiği bir oyun da kurgulayabileceğini kanıtladı. 

Bugün Xabi Alonso futbolu deyince gözümüzün önüne oyun kurulumunda da savunmaya geçişte de birlikte hareket eden, dar, kompakt kalmaya özen gösteren ama aniden topu yönlendirdiği geniş alanlarda rakiplerini eksik adamla yakalamada mahir, “pozisyonsuz” takım oyuncuları yaratmayı başarmış bir kısa pas makinesi geliyor. Valeri Lobanovski’nin “yıldız oyuncu değil yıldız takım” vurgusu meşhurdur ama işin aslı Lobanovski’nin takımları sıkıcıdır, mekaniktir. 

Buna karşılık Xabi Alonso’nun makinesi eğlenceli, tahmini güç, asla pes etmeyen bir makine. Bu sayede bu sezon tüm kulvarlarda yollarına namağlup devam ediyorlar. UEFA Avrupa Ligi çeyrek finalinde dün West Ham’ı 2-0 yendiler. Almanya Kupası’nda finali 25 Kasım’da Kaiserslautern’e karşı oynayacaklar. 28 maçta 24 galibiyet 4 beraberlik aldıkları Bundesliga’da ise bu Pazar evlerinde Werder Bremen’i yenmeleri hâlinde tarihlerindeki ilk lig şampiyonluğunu kazanacaklar. 

Hoeness’in kehaneti çöp sepetine

Yukarıda da değindiğimiz, şampiyonluğun son haftada kaybedildiği dramatik 1999/00 sezonunda Bayern Münih’in genel menajeri Uli Hoeness, “Bayer Leverkusen’in 100 yıl da geçse ligi kendilerinin önünde bitiremeyeceğini” iddia etmişti. Xabi Alonso, Hoeness’in bu kehanetini Nisan ayında garantilenen görkemli bir şampiyonlukla tarihe gömmeye 90 dakika uzaklıkta. Bayern Münih’in 11 yıllık hegemonyası böylece kesintiye uğrarken Bayer Leverkusen de “plastik bir şirket kulübü”nden fazlası olduğunu 2024 itibarıyla tüm dünyaya kabul ettiriyor.

*Bayer Leverkusen taraftarları zamanla kendileriyle dalga geçmek için kullanılan bu tip ifadeleri benimsemeye başladılar. “İlaç/hap üreticisi” olmalarını, “şirket takımı” olmalarını sorun etmeyi bırakınca maruz kaldıkları zorbalıkların etkisi de azaldı.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Punto Punto

BÜLTEN SAYISI

⚽️ 'Hapçılar'ın intikamı, potada kadın devrimi

Bayer Leverkusen, Bayern Münih’in 11 yıllık hegemonyasına son vermeye 90 dakika uzaklıkta. ABD’de kadın basketbolcular, reyting rekorları kıran NCAA şampiyonasıyla erkekleri gölgede bıraktı.

12 Nis 2024

Wikimedia Commons(CC BY-SA 3.0)

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen

Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?
Punto Punto

HİKAYE

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.

07 Tem 2026

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi
Punto Punto

HİKAYE

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.

Deniz Kaynak

·

02 Tem 2026

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?