Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
“15 Mart'ta işe döndüm. Dünya Kupası’ndaki asıl işim 60 saniyelik videolar hazırlamak olacaktı. Ancak 31 Mart gecesi Türkiye playoff’u geçip 2026 Dünya Kupası’na katılma hakkı kazanınca planlar değişti. Bana D grubunu takip etme görevini verdiklerinde çok heyecanlandım. Ama fikstür elime gelince bir de ne göreyim! 8-9 gün evden uzakta ve çocuğumdan ayrı kalacağım.”
ABD merkezli spor haber sitesi The Athletic’te spor yazarlığı yapan Aslı Pelit’in 2026 Dünya Kupası macerası 1 Nisan günü böyle başladı. Bir yandan üçüncü kez dünya kupasını yerinde takip edecekti, diğer yandan Türk millî takımını stadyumda izleyecekti. Ki Dünya Kupası’nı yerinde izlemek ve aktarmak bir spor yazarı için kariyer zirvelerinden biridir her zaman. Ancak bir sorun vardı: Bunları yaparken henüz altı aylık olan bebeği Milo'yu New York’taki evinde bırakmak zorunda kalacaktı.
Aslı’yla 15 yıl önce ilk tanıştığımızda zaten futbolla son derece haşır neşirdi. 2000’li yıllarda Latin Amerika’nın yolunu tutmuştu ve sadece Türkiye’de değil dünyada da erkeklerin egemen olduğu futbol medyasında kendini kanıtlamaya çalışıyordu. O dönemde TRT'ye Güney Amerika’nın büyük futbol yıldızlarını anlattığı 10’ların Kıtası adlı belgeseli hazırlıyordu.
The Athletic günleri
Aslı Pelit, 2014 Dünya Kupası’nı Brezilya’da gazeteci olarak yerinde takip ettikten sonra ABD’ye yerleşti. Daha önce üniversite eğitimini aldığı New York’ta spor muhabirliğine başladı. Üç yıl boyunca spor ekonomisi sitesi Sportico’da muhabirlik ve yazarlık yaptı. Geçen yıldan beri de New York Times grubu bünyesindeki The Athletic haber sitesinde kadın futbolu yazarlığı yapıyor.
Aslı, geçen yıl Mayıs ayında The Athletic’te işe başladığında da Kupa’da kendisine görev verilmesini bekliyordu elbette. Zaten The Athletic’in turnuvayı 150 muhabir ve yazarla takip etmeyi planladığını da hatırlatalım. İşte tam da o sıralarda hamile kaldığını öğrendi:
“O an takvime baktım ve panikledim! Ayağıma kadar gelen Dünya Kupası’nı kaçıracaktım. Sonra bir hesap yaptım: Doğumdan sonra kaç ayda ayağa kalkarım ve kendime gelirim? Kupa’ya yetişecektim!”
Miami'de prova
Aslı, New York Times grubunda çalıştığı için ABD standartlarına göre uzun sayılacak beş ay hamilelik iznine çıktı. Geçen yıl 28 Kasım'da da anne oldu. Doğumdan yaklaşık üç ay sonra editörlerine işe döneceğini söyledi. Türk Millî Takımı’nın durumu belli olunca yukarıda bahsettiğim görevlendirme ve planlama yapıldı. Türkiye’nin maçlarını takip edecekti. Ancak bu, planlamanın sadece gazetecilikle ilgili kısmıydı. Aslı’nın bu sefer kızı Milo’nun bakımıyla ilgili geçici bir düzen kurması gerekiyordu.

Aslı Pelit, Los Angeles’taki ABD-Türkiye maçını medya tribününden izlerken.
Dünya Kupası öncesinde Türk Millî Takımı'nın Miami’de Venezuela ile oynadığı hazırlık maçına gitti. Miami'de geçirdiği üç günde adeta bir prova yaptı. 6 Haziran Cumartesi günkü maç için iki gün önceden annesini ve Milo'yu yanına alarak Miami’ye gitti. Mayıs ayı ortasında emzirmeyi bırakmıştı. Bu da beslenme konusunda onları biraz rahatlattı.
- Miami’de maç önü basın toplantısına vardı, antrenmanı takip etti, maçı stadyumda izledi ve maç sonrası basın toplantısına katıldı. O bunlarla meşgulken otelde kalan annesi Milo ile ilgilendi.
Tüm bu süreçteki ilginç olaylardan biri de orada başına geldi. Maçtan önceki gün basın toplantısı için stadyuma girerken güvenlik görevlisi onu durdurdu ve “İçerideki herkes erkek. Rahat edebileceğinize emin misiniz?” diye sordu. Aslı’ya göre ABD’de, hatta Güney Amerika’da da yadırganacak bir soruydu bu aslında.
“Çünkü Arjantin gibi ülkelerde de çok sayıda başarılı, tanınmış kadın spor yazarı ve televizyon yorumcusu var. O görevli tüm gazetecilerin erkek olduğunu görünce beni uyarmak istedi herhalde…”
Sıra geldi Kupa'ya
İşin daha zorlu kısmıysa Dünya Kupası maçlarıyla beraber başladı. Şöyle bir plan yaptı: Türkiye'nin Vancouver’da oynayacağı ilk Avustralya maçına gitmeyecekti. 19 ve 25 Haziran’daki Paraguay ve ABD maçlarını ise stadyumda takip edecekti. Bu sebeple sekiz gece ve dokuz gün Milo’dan ayrı kalması gerekecekti.
“Bir ara eşim Jonathan’a da bilet almayı düşündük. Milo'yla San Francisco’ya gelip kalırsa sadece dört gün uzak kalırdım onlardan. Sonra Milo’nun yerini ve düzenini bozmak istemedik. Annemin New York’a gelip bakımı devralmasına karar verdik. İlk üç gün çok da etkilenmedim ayıptır söylemesi. Hakikaten San Francisco’da Paraguay maçı öncesi antrenmandayım. Türk taraftarlarla röportaj yapıyorum, hep meşgulüm. Hiç vaktim yok çocuğa ne oluyor demeye…”
“Dünya Kupası’ndan sonra şöyle diyorum ‘iyi ki annem var’. Zaten annem olmasaydı spor gazetecisi de olamazdım. Bugüne kadar yaptığım bütün işleri ona anlattığımda, mesela program yapacağım dediğimde ‘Tamam çocuğum nasıl yardım edebilirim?’ dedi bana hep…”
Aslında bir nevi tüm spor yazarlarının ortak sorununu yaşadı yani Aslı. Yıl boyunca bir takımı takip eden spor yazarları çocuklarının ilk adımını kaçırır, doğum günlerini ve mezuniyetleri ıskalar, beraber tatiller ertelenir… Üstelik maç-otel-maç döngüsünde kaynar gider bütün bunlar. Ne zamanki turnuva veya maç biter, haberler yazılıp teslim edilir, işte o zaman ev, aile, eş ve sevgili hatırlanır. Aslı için de Türkiye’nin 1-0 kaybettiği Paraguay maçı sonrası tam böyle oldu:
“Türkiye maçı kaybetti, artık gruptan çıkamayacağı belli oldu. Otele döndüm ve bir anda kafama dank etti! Tam o sırada bir video da gelmez mi? Milo ilk kez tek başına ayağa kalkmış. ‘Aman tanrım, çocuğumun hayatındaki en önemli anlardan birini kaçırdım’ diye bir kötü hissettim kendimi, bir üzüldüm.”
Hayal kırıklığı
Türk Millî Takımı’nın büyük bir hayal kırıklığı yaşadığı ve yaşattığı, son grup maçını bile oynamadan elendiği maçtan sonraki ortama da şahit oldu Aslı. Futbolcular ve teknik ekibin üzgün olduğunu gözlemlemiş ama olumsuz bir tavırla karşılaşmamış:
“Zaten bugüne kadar bana yer verilmediği için köşeme çekip kabul etseydim gazeteci olamazdım. O yüzden ben o yeri açmak için hani parmak kaldırıp soru sormak istediğimi gösteririm her zaman. Sağ olsun basın danışmanı arkadaşlar herkese bir soru hakkı verdi. Belki Türk gazetecilerin alıştığı bir ortamdır bu. Ama ben soru sormak için oraya gönderiliyorum. O yüzden de işimi yapmak zorundayım.”

Aslı Pelit, Türkiye-Paraguay maçını The Athletic’ten meslektaşı Charlotte Harpur’la takip edip yazdı.
Aslı’nın dokuz günlük Batı yakası seyahati ABD-Türkiye maçıyla devam etti. Her ne kadar Türkiye iddiasını yitirmiş de olsa Los Angeles’taki maçı da takip etmekle yükümlüydü. Dünyanın en modern spor tesislerinden Sofi Stadyumu’nda bu prestij maçını izlerken şunu aklına getirdi: İki ülkenin âdeta uçlarda yaşayarak millî takımlarını önce havalara çıkarıp sonra yerden yere vurması. İki ülkenin de tüm umudu sanki 26 gencin omzuna yüklenmişti:
“Türkiye bir fetih havasında millî takımı kupaya uğurlarken ABD’liler de iki galibiyetten sonra şampiyonluk havasına girdi. Sonunda iki ülke de hayal kırıklığı yaşayınca tepkiler aşırı oldu. Hatta Türkler son maçtan önce tribünden elini ayağını bile çekti… Elenmenin etkisiyle binlerce Türk futbolsever ABD maçı biletlerini muhtemelen ev sahibi seyircilere sattı. O maçta az sayıda Türk seyirci gördüm. Halbuki Paraguay maçına hem kalabalık hem hazır gelmişlerdi.”
Eve dönüş
ABD maçından sonraki sabah ilk uçakla New York’un yolunu tuttu Aslı. O cuma günü tek amacı akşam evde olup Milo’yu uyutabilmekti. Uçaktan indiğinde New York trafiğinde biraz cebelleşse de uyku saati gelmeden yetişti ve kızını uyutabildi. Çocuğundan uzak kaldığı günler böylece sona erdi. Bununla birlikte Türk Millî Takımı takibi de bitti.
“Eminim ki Türkiye gruptan çıkıp ilerlese diğer maçları da takip edebilirdim. Belki her maça değil ama eğer 2002’deki gibi külkedisi hikayesi olsaydı çoğu maça beni gönderirlerdi yine…”
Türkiye elendi ama Aslı’nın turnuvada işi sona ermedi. Dünya Kupası’nın hiç dinmeyen temposunda yazmaya devam etti. Efsanevi Amerikalı kadın futbolcu Mia Hamm’le röportaj yaptı, Arjantinli antrenörleri yazdı, Brezilyalı ünlü aktör Wagner Moura’yla bir video söyleşide biraraya geldi.
Milo ilk kez maçta
Dünya Kupası’nın onun için bir unutulmaz anı da artık yedi aylık olmuş kızı Milo’yu ilk defa maça götürmesiydi. Evde sürekli açık televizyonda Dünya Kupası maçlarıyla haşır neşir olan Milo’nun kısmetine son derece fiyakalı Norveç-Brezilya maçı çıktı.
“Çocuğumu bir maça götürmek en çok istediğim şeydi. Sağ olsun bir arkadaşım gidemeyeceği için biletlerini verdi. Hem de maça bak! Ama Milo o yoğun trafikte o kadar kötü oldu ki hastalandı. İlk yarıda stada giremedik. Neyse ki ikinci yarıda içeri girebildik ve en azından bir fotoğraf çekebilecek kadar kalabildik.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Alp Ulagay
Spor yazarı ve gazeteci. 2018’den beri Londra’da yaşıyor. Futbol, bisiklet, tenis, atletizm ve basketbol gibi pek çok dalda uluslararası spor haberciliği yapıyor.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.

Çok bilinen tabirden biraz uzaklaşacak olursak mesele artık futbolun politik olup olmadığı değil, bu zaten net. Şu dönemde mesele futbolun hangi politik gerçekliği yeniden ürettiği. Eğer futbol gerçekten küresel bir dilse bu dilin adaletle konuşması gerekiyor. Eğer futbol gerçekten birleştiriyorsa bu birlikteliğin hak temelli olması gerekiyor.
01 Tem 2026




