Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek

Tadej Pogačar, Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.
Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

Col de Sarenne’de Isaac del Toro’nun yüzünde bir bisikletçinin saklayamayacağı türden bir yorgunluk vardı. Dili dışarıda, omuzları düşmüş, önündeki tekerleğe tutunmaya çalışıyordu. Hemen önünde ilerleyen Tadej Pogačar ise hâlâ rahattı. İstese devam edebilirdi, Richard Carapaz’ın peşine düşebilir, Alpe d’Huez’de bir etap galibiyeti daha arayabilirdi. Yapmadı. Hızını del Toro’ya göre ayarladı ve genç takım arkadaşının yanında kaldı.

2026 Fransa Turu’nda Pogačar’ı anlatan en güzel sahnelerden biri buydu. Çünkü Pogačar’ın bisiklet üzerindeki tabiatına aykırı görünüyordu. Onu tanımlamak için yıllardır aynı fiilleri kullanıyoruz: Atak yapmak, hızlanmak, koparmak, kazanmak. Col de Sarenne’de ise yavaşladı. Üstelik bunu yapmanın gerçek bir bedeli vardı.

Pogacar’la antrenmana çıkanlar, onun temposuna birkaç saat dayanmayı bile işkence diye anlatıyor. UAE takımında kimin ona eşlik edeceği zaman zaman nöbetleşe belirleniyor. Tim Wellens yarışın Pogacar’la antrenman yapmaktan daha kolay olduğunu söylüyor. Nils Politt’in tavsiyesi açık: "İlk iki saat sakın kendinizi göstermeyin, tekerinde kalın." 

  • Böylesine hızlı bir bisikletçinin del Toro için yavaşlaması, dışarıdan göründüğü kadar küçük bir jest değildi.

Tüm bunlarla birlikte Tadej Pogačar'ın Fransa Turu, Isaac del Toro’dan ibaret değildi elbette. 27 yaşındaki Sloven, beşinci sarı mayosunu kazanarak Jacques Anquetil, Eddy Merckx, Bernard Hinault ve Miguel Indurain’in yanına yerleşti. Bir başka deyişle bu genç yaşında adını bu sporun en iyileri arasına yazdırdı; yazdırmakla da kalmayıp oraya kazıttı, ezberletti. Fransa Turu boyunca üstünlüğü asla ciddi biçimde sarsılmadı. Rakiplerinin eşikte sürdüğü tempoda Pogačar takım arkadaşlarının arkasında sakin göründü. Saldırdığı zaman yarışın geri kalanı çoğu kez birkaç dakika içinde başka bir düzene geçti. 

  • Bisiklet tarihinde çok az sporcu bu kadar büyük bir üstünlüğü bu kadar olağan gösterebildi. Belki de gösteremedi.

Belki de Pogačar hakkında yazmayı zorlaştıran da budur. Acı çeken sporcuya yaklaşmak kolaydır. Onun yenilgilerinde kendimize benzeyen bir şey buluruz. Pogačar ise çoğu gün bizimle arasındaki mesafeyi büyütüyor. Tırmandığı yokuşta eğimin yüzdesi artarken yüzü değişmiyor; herkes tükenirken ayağa kalkıp hızlanıyor, bitiş çizgisinde çocukça bir sevinçle gülümsüyor. İnsan, açıklayamadığı üstünlüğü bir süre sonra “canavar,” “yamyam” veya “uzaylı” gibi kelimelere teslim ediyor. Sporcunun arkasındaki kişi böylece kayboluyor.

Oysa Pogačar’ın kaybolan tarafı, bu Fransa Turu boyunca sık sık göründü. Del Toro’nun beyaz mayo mücadelesini kendi sarı mayo yolculuğunun tali bir meselesi saymadı. Takım arkadaşlarıyla şakalaştı, rakiplerine hürmet gösterdi, kazandığı etapları önceki yılın ağır havasından farklı bir coşkuyla kutladı. Son gün Montmartre’ta Mathieu van der Poel’le giriştiği mücadelede de yarışın hesap kitap kadar oyun olduğunu hatırlattı. Van der Poel kazandığında mağlubiyetini saklamaya çalışmadı. Onun güzel bir zafer kazandığını söyledi.

Bu rahatlığın ardında yenilgiyle öğrenilmiş bir disiplin de var. Pogačar, 2022 ve 2023 Fransa Turu edisyonlarında Jonas Vingegaard’a kaybettikten sonra çalışma düzenini değiştirdi. Beslenmesine daha fazla dikkat etti, antrenmanını sertleştirdi, doğal yeteneğine yaslanabileceği günlerin bittiğini kabul etti. Col de la Loze’da bacaklarının tabiri caizse beyaz bayrak salladığı, dakikalar kaybettiği 2023 Fransa Turu'nda bile ne olursa olsun orada kalmaya devam etti. Kaybetmek onu oyundan soğutmadı, oyuna daha ciddi hazırlanmasına yol açtı.

Yine de her şey göründüğü kadar kolay değildi. 2025 Fransa Turu'nda dizindeki sakatlığı takımından ve ailesinden uzun süre sakladı. Sonradan zihinsel açıdan çok zorlandığını anlatırken basit bir şey söyledi: İnsan her gün iyi olamazdı ve her gün yüzünde büyük bir gülümsemeyle dolaşmak zorunda değildi. Annesi Marjeta, oğlunun acısından pek söz etmediğini, bir şeylerin yolunda gitmediğini gözlerinden anladığını söylüyor. 

  • Pogačar’ın neşesi sahici olabilir fakat bu asla yorulmadığı veya karanlık günleri olmadığı anlamına gelmiyor.

Belki del Toro’ya gösterdiği yakınlığı anlamlı kılan da bu. Kendi sıkıntısını saklamayı bilen biri, yanındaki insanın sıkıntısını tanıyabilir. Pogačar’ın hayatında bunun başka örnekleri de var. Partneri Urska Zigart, İsviçre Turu'nda düşüp çenesini kırdığında Pogačar planlanan irtifa kampından vazgeçerek onun yanında kaldı. Zigart’ın annesi öldüğünde Pogačar, yol bisikleti takviminin önemli yarışlarından Liège-Bastogne-Liège’e gitmedi. Daha sonra kazandığı Liège zaferlerini onun anısına adadı. Zigart yarışırken yol kenarında bekleyen, kendi programını onun takvimine göre düzenleyen bir sporcu oldu. 

  • Dünyanın en iyi bisikletçisi olmanın, evdeki bütün hayatın kendisine göre kurulması gerektirdiğini düşünmedi.

Pogacar’ın geldiği yer de bu davranışlarda pay sahibi olmalı. Slovenya’nın Komenda yakınlarındaki küçük Klanec köyünde büyüdü. Çocukken tek tekerlekli bisikletiyle, asfaltı bile olmayan bir yoldan büyükannesinin çiftliğine süt almaya gidiyordu. Bisiklet kulübündeki araçlar ona büyük geldiği için bir kış boyunca boyunun uzamasını bekledi. Bugün köyüne döndüğünde insanlarla konuşuyor, ellerini sıkıyor, yüzlerce çocuğun bisiklete bindiği "Pogi Team"i destekliyor. Dünya onu tarihsel bir figür olarak görüyor. Klanec’tekiler için hâlâ sırt çantalı, incecik bir çocuk.

Bu hikayeyi bir erdem masalına çevirmeye gerek yok. Pogačar kazanmayı seviyor ve bazen bu isteğin sınırı yokmuş gibi görünüyor. Beşinci Fransa Turu zaferinin ardından İspanya Turu'nu, üçüncü dünya şampiyonluğunu ve üst üste altıncı Il Lombardia zaferini düşlemeye başladı. Dünya şampiyonu olduğu gün bile uçuş saatini, basın toplantısını ve doping kontrolünü hesaplayarak bir sonraki yarış günü için nasıl daha erken dinlenebileceğini planlıyordu. Evet, yol bisikleti onun için her zaman bir oyundu ama Pogačar bu oyunu rakiplerine her zaman merhametsizce gösterdi.

Zaten Pogačar’ı ilginç kılan, iyiliğinin rekabet arzusunun yerine geçmemesi. O, kazanmak istemeyen uysal bir yıldız değil. Rakiplerini yıpratıyor, yenildiğinde bunun hesabını aylarca çalışarak kapatıyor, önünde hâlâ kazanılmamış büyük bir yarış varsa gözünü oraya çeviriyor. Fakat bütün bu hırs, yanındaki insanı görmesini engellemiyor. Bir rakibin güzel zaferini tanıyabiliyor, bir takım arkadaşının temposuna inebiliyor, sevdiği insan ihtiyaç duyduğunda tüm planını çöpe atabiliyor.

Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.

Col de Sarenne’de del Toro için yavaşlayan adam, birkaç saat sonra yine beş kez Fransa Turu kazanmış bir şampiyon olacaktı. Birini seçmesi gerekmiyordu. Pogačar aynı anda şampiyon, rakip ve dost kalabildiği için çağının öteki büyük sporcularından ayrılıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

YAZARLAR

Ömer Şentürk

Editör ve çevirmen. İstanbul'da doğdu, lisans eğitimini Galatasaray Üniversitesi Felsefe bölümünde birincilikle tamamladı. Jacques Derrida'nın konukseverlik seminerlerinde Platon etkisini araştırmak için bir yıl Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi'nde eğitim aldı. Farklı yayınevlerinde çevirmenlik ve çeviri editörlüğü yapmasının yanı sıra Eurosport Türkiye'de yol bisikleti, tenis ve snooker anlatıyor.

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto
∙

HİKAYE

'Kış Kurdu'nun ıskaladığı hikaye: Novak Djokovic aynada kimi görüyor?

Her şeyi kazanan, bütün rekorları kıran ve rakiplerini geride bırakan biri neden hâlâ bırakamaz? "Novak Djokovic: Kış Kurdu" belgeseli, bu soruyla yola çıkıyor ama Djokovic’in karakterini tüm karmaşıklığıyla ele almak yerine çoğu kez onun kendi anlatısına teslim oluyor. Ortaya, zaferi mutlulukla karıştıran ve bütün dünya yenildiği hâlde rahatlayamayan huzursuz, çelişkili ve zaman zaman insanı öfkelendiren bir adam hakkında fazlasıyla huzurlu bir hikaye çıkıyor.

Ömer Şentürk

·

27 Ağu 2026

'Kış Kurdu'nun ıskaladığı hikaye: Novak Djokovic aynada kimi görüyor?
Punto Punto
∙

HİKAYE

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?
Punto Punto
∙

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto
∙

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto
∙

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?