Beden değiştirmiş ruhlar

Türkiye futbolu her zaman yetenekle tanımlandı. Galler de Ada futbolunun geleneğinden geliyordu. Bakü’deki maç ise tam tersiydi.
Beden değiştirmiş ruhlar

18 Haziran - Oris - Punto
Oris ile birlikte

Oris’le kendi yolunu çiz İsviçre'nin kuzeybatısında bulunan nefes kesen güzellikteki Hölstein , yeşilin ve mavinin en güzel tonlarını bir araya getiren huzur dolu bir kasaba. Adını bu güzel kasabanın yakınında bulunan ırmak ve vadiden alan Oris , Hölsten kasabasını çevreleyen doğadan ilham alarak ürettiği mekanik saatleriyle 1904’ten bu yana fark yaratıyor. Oris Paul Cattin ve Georges Christian tarafından İsviçre’nin Hölstein kasabasında kurulan ve geleneksel saat yapım tekniklerini geliştirerek farklı stillerle bir araya getiren Oris , teknolojiyi ve insanı merkez alan bir marka. Ürettiği tüm saatlerin teknolojilerini ve tasarımlarını en ince ayrıntısına kadar düşünerek hayat verirken saatçilik dünyasına benzersiz saatler armağan eden Oris’in en önemli misyonu, sadece saat üretmek değil, saatçilik dünyasında her zaman yeni bir standart belirlemek. #GoYourOwnWay “Go Your Own Way” felsefesi, Oris’in bağımsız ruhlu müşterilerini kendi yollarını çizmeleri konusunda cesaretlendiren özgürlüğün ifade ediliş şekli olarak karşımıza çıkıyor. Oris, her yıl gerçekleştirilen #GoYourOwnWay projeleriyle kendi alanlarında profesyonel kişilere özel koleksiyonlar üretirken saat severler için özgün çözümler sunuyor ve tutkusunu tüm dünyayla paylaşıyor. Bu projeler, aynı zamanda Formula, dalış, müzik, havacılık ve sinema sektöründen pek çok ünlü kişinin de desteğini alıyor. Bu projeler sayesinde sınırlı sayıda üretilen eşsiz saatler satılırken elde edilen tüm gelir dünyayı ve çevreyi güzelleştirmek için harcanıyor. Böylece Oris, saat koleksiyonerleri ve yaşamımız arasında güçlü bir bağ kuruyor. Zamana yenik düşmeyen yüksek fonksiyonlu, yüksek kaliteli saatler üretme inancı doğrultusunda kendi yolunu çizmeye devam eden Oris’in saat koleksiyonlarını keşfetmek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

Kutay Ersöz

Türkiye’nin İtalya mağlubiyeti, ‘büyük’ takımlar karşısında tutan sistemin işe yaramadığı bir kaza olarak görülebilirdi. Fransa ve Hollanda maçlarını kazandıran oyunun İtalya karşısında ana plan olması anlaşılmaz değildi.Fakat Galler karşısında daha farklı bir görüntü bekleniyordu. Maç öncesinde Şenol Güneş de ilk 11’deki stoper değişikliğini “Oyuna top sokmak için düşündük” cümlesiyle açıklayınca sinyal güçlenmişti. 

Oysa işler ilk andan itibaren ters gitti. Kaan ve Çağlar ikilisi oyun kurma konusunda beklenen katkıyı veremedi. İtalya karşısındaki başarısızlığı, rakibin yoğun baskısına bağlamak mümkündü ama Galler’den böyle bir baskı da gelmedi. Buna rağmen stoperler top kullanma işini, aralarına giren Okay’a bıraktı. Ayrıca iki bek oyuncusu da hücum konusunda tereddütlüydü. Ozan Tufan da Okay’a yakın duran bir köprü olmayı tercih edince; 10 oyuncunun altısı yarı sahada mahsur kaldı.


Hücumda ise Burak Yılmaz, Galler savunması arasında bir esirdi. Yanına hiçbir takım arkadaşı yaklaşamadı. Cengiz üretken gözükse de çizgiden çok kopamadı. Kenan Karaman ise halen millî takımdaki rolünü bulamamış gibi. Savunmaya yardım eden bir kenar oyuncusu mu, yoksa Burak Yılmaz’ı destekleyen bir ikinci forvet mi? Milanlı Hakan ise millî takıma hiç davet alamadı! Bu kopukluğun yanı sıra takım arkadaşına pas alternatifi oluşturmak da Türk oyuncuların görev tanımında yoktu. Top ayağında olmayan oyuncuların hareketsizliği, topa sahip olan oyuncuların sık sık çaresiz kalmasına neden oldu.

80’lerin Ada futbolu

Tüm bunlar maçı Türkiye açısından beklentilerin dışına taşıdı. Hücumda 1.94’lük santrforla oynayan Galler’di ama eski model bir Britanya takımına dönüşen Güneş’in öğrencileri oldu. Oyun kuramama sorunu kendini gösterdi, bu da uzun topları kaçınılmaz kıldı. Fakat bir Britanya takımı kadar fiziksel güce sahip olamayınca, atılan toplar da soruna çözüm olamadı. İş sadece kenar ortalarına kaldı. Türkiye’nin rakip kaleye yolladığı şutların önemli bir bölümü kafalardan çıktı. 

Ayrıca hem topla oynamayı çok seven hem de topa baskı yapmak için saldıran Türkiye takımlarından (2000-2002-2008) farklı bir şekilde; top yapamayan, baskı yerine alanı korumayı tercih eden (bunu da başaramayan) ve devamlı yaslanan bir Türkiye izledik.

Türkiye, 2002 ve 2008’deki Türkiye gibi değildi. Zaman zaman savunmasının önüne gelip oyun kuran Bale’in liderliğindeki Galler ise topla oynama becerisiyle adeta 2002 model Türkiye’den izler taşıdı. Bir ‘dev’ değildi ama sahada ne yaptığını bilen ve çok çalışan bir takımdı.

43. dakikada gelen Galler golü psikolojiyi de başka bir noktaya taşıdı. Güneş’in öğrencileri iki dakika daha dayanabilseydi belki daha farklı bir ikinci yarı izleyebilirdik ama o golün 43’ten önce de filelerle buluşabilirdi.

Ramsay


Beklentinin yarattığı hayal kırıklığı

İkinci yarıda Türkiye’nin kurduğu yalancı baskı Galler’in izniyle gerçekleşti. Üstelik Galler tehlike yaratmaktan da vazgeçmedi. Bale’in kendi yaptırdığı penaltıyı kaçırması onun klasına yakışmasa da son anlarda attırdığı gol belki de gruptaki averaj hesaplarının bile değişmesini sağlayacak.

Saha içindeki sorunlar çözülebilir ama öncelik averajın iki maçta -5’e gelmesini sağlayan psikolojik gelgit olmalı. Üstelik bu gelgit, sadece saha içinde de yaşanmıyor.

Oyuncuların 90 dakika içinde yaşadığı çöküşler gibi, Türkiye futbol ortamı da beklentilerin yüksekliği nedeniyle yaşanan yenilgileri kabullenmekte zorlanıyor. Belki de üst turlara giden yol, beklentileri düşük tutmakta yatıyordur. Maçın yıldızı Bale, karşılaşmanın ardından “Turnuva öncesinde bize 4 puan verilseydi hemen kabul ederdik“ dedi. Oysa Türkiye’de dört puana burun kıvıracak çok kişi vardı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Punto Punto

BÜLTEN SAYISI

🌥 Dallas’ta yeni bir gün, Djokovic'in ayak sesleri

Luka Dončić, Şenol Güneş, Novak Djokovic, Valtteri Bottas ve Stephon Gilmore. Cuma spor gündeminiz hazır.

18 Haz 2021

Oris ile birlikte
NBA

YAZARLAR

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek

Tadej Pogačar, Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.

Ömer Şentürk

·

28 Tem 2026

Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek
Punto Punto

HİKAYE

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?
Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?