

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
“Ben keşfe gidiyorum” diye seslendi çocuk. Çünkü merak ediyordu. Merak etmeden keşfetmek olmazdı ki…
“Sen de benimle oyna” dedi bana. Benden oyundaşı olmamı istedi.
Ben de çocuğun teklifini kabul ettim. Beni elimden tutup ormana götürdü. Oyundaşı olmam için. Bir sonraki sefer, yine aynı yere geldiğimizde bu defa o, keşfe tek başına gitti. Keşfettiklerini dinlemek için beni bıraktığı meşenin altında onu heyecanla bekledim. Döndüğünde keşfettiklerini bana anlatabilmek için, gördüğü her şeye bir de benim gözümle baktı.
Amerikalı biyolog ve doğa yazarı Rachel Carson’ın çok sevdiğim bir sözü var: “Bir çocuk doğuştan gelen merak duygusunu canlı tutabilmek için, bunu paylaşabileceği, içinde yaşadığımız dünyanın coşkusunu, heyecanını, gizemini birlikte yeniden keşfedeceği en az bir yetişkinin yol arkadaşlığına ihtiyaç duyar.”
Doğa dostu çocuk kitapları yazarı ve çevre eğitmeni olarak benim için her şey çevremdeki dünyaya duyduğum ve iştahımın hiç kapanmadığı merakımla başladı. Doğru tahmin ettiniz; ben keşfe gidiyorum, diyen o çocuk benim. Çocukluğumdan bu yana en çok kullandığım cümle bu olabilir. Hâlâ gittiğim her şehri, kıyısında yüzdüğüm her koyun ardını, kalbinde zaman geçirdiğim her ormanı keşfe giderim. Keşfetmek, tüm duyularımla orada olmamdır. Büyük kayaların üzerine yatıp avuçlarımla onların emdiği sıcaklığı hissetmek, toprağın değişen kokusuyla onun ne kadar sağlıklı olduğunu anlamaya çalışmak, gözlemlediğim hayvanların hislerine kafa yormak gibi… Ben merak ederken, bu coşkumu nasıl yönlendirebileceğimi bana öğreten birden çok oyundaşım oldu etrafımda. Çünkü onların çocukluğunda da kendi oyundaşları olmuştu yanında…
Çocukken babamdan öğrendiğim bir şey vardı: Kurt gibi ulumak. Bu, bizim küçük oyunumuzdu. Kuş uçan ama kervan geçmeyen her yerde, doğanın koynunda çokça zaman geçirmiş bir çocuk olarak alıp başımı gitmelerim çoktu. Sesimizin birbirimize erişebildiği yakınlıkta olup olmadığımız, birbirimize uluyarak kontrol ederdik. Bir keresinde bir kurt sürüsünün fazlasıyla yakınımızdaki ulumalarını duymuşluğumuzla bu oyunumuzu daha da anlamlı kılmış ve geldiğimiz yolu hızla geri tepmiştik. Demem o ki, kurtları ve ulumayı hâlâ severim; aile içinde doğada zaman geçirirken bir iletişim yöntemi olarak hâlâ kullanırız.

Babamın beni duyabildiği yere kadar uzaklaşmam serbestti. Ben babamı duyuyorsam, o da beni duyuyor demekti. O zamanlar bilmiyordum tabii. Babamın bilinçli bir şekilde yapmasa da içgüdüsel olarak bana aşılamaya çalıştığı şey kendime güvenmeyi ve gözümü dört açmayı, yolumu bulmayı öğrenmemdi.
Çocuğun dünyasında bu ve buna benzer oyunlar, özdenetim duygusunu içten içe bir kale gibi inşa eder. Bir çocuğa güvenmek… Uzun bir cümledir. Ebeveynleriyle sağlıklı güven bağı kurabilen her çocuk, doğada kendini güvende hisseder. Korkmaz. Hiçliğin ya da çokluğun ortasında kendiyle kalabilmeyi; kendi kendine de oynayabilmeyi sever.
Her çocuğun doğayla arasındaki kendi hikâyesini yazmasına izin vermek gerekiyor.
Benim ailem beni buna cesaretlendirmişti. Bana hiç uzaklaşma demediler. Çünkü uzaklaşmayacağımı biliyorlardı. Ben de hiç uzaklaşmadım. Hiç kaybolmadım. Doğada temkinli davranmaktan hiç vazgeçmedim. Sadece bir kere alışveriş merkezinde kaybolmuştum ama orada doğanın aksine her yer ve her şey birbirine benziyordu. Bir daha alışveriş merkezinde keşfe gitmedim. Zaten keşfedecek bir şey yoktu…
Oyundaş olmak, örnek olmaktır.
Bir çocuğa yaşam biçimi olarak doğayı sevmeyi öğretmenin başka bir yolunu bilmiyorum. Çocukların doğadan uzaklaştığını söylediğimiz o ağıtta; biz keşfe gitmekten vazgeçmişken; bizi çağıran doğaya çocukluğumuzdaki gibi dönmüyorsak, arada derede bile olsa, bizim olmadığımız yerde çocukların ne işi varsa…
“Burada keşfedilecek neler var?”
“Burada hangi canlılar var?”
“Buranın en çok nesini sevdin?”
“Burayı bulduğumuzdan daha iyi bir şekilde bırakmak için neler yapabiliriz?” gibi sorgulamalar, ilk keşif deneyiminde keşfe dair merak duygusunu harekete geçirir.
Doğadayken görmek ile bakmak arasındaki farkı, işte o an geliştirmeye başlar her çocuk. Oyun arkadaşlarımızdan biri de doğa olduğunda, gerçek hayatta henüz bilmediğimiz, daha önce oynamadığımız oyunları oynamaya, bilmediğimiz şeyleri denemeye cesaret eden bir çocuk olmaktan doğal olan ne var?
Çocukların bir yer ile bağ kurabilmeleri için çocuğun belli bir zaman aralığında o yerle ev arasındaki mekik dokuması ve o mekâna zaman ayırması gerekiyor. Tanımak için zaman gerekir. Acele etmeden, doğayla yavaş yavaş derin bağlar kurarak ilerlemek bu keşif yolculuğundaki en önemli adımdır.
Aynı yere tüm yıl boyunca gitmek, tüm mevsimlerini, farklı hava durumlarını, doğanın ritimlerini deneyimlemek. Amaç çocuklara bilgi aktarmak değil, içlerindeki doğal olarak var olan merak duygusunu uyandırmak. Çocukların gözleri, onların adımları ve yüreğiyle dünyaya bakabilmek, hissedebilmek için ilk iş, birlikte dört duvarın dışına çıkabilmek. Doğal dünya ile bağ kurabilmeleri için orada olmaları gerekiyor. Doğada. En güzeli de bir oyundaşla…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026








