Beyaz yakadan influencera: Tükenmişlik sendromu el değiştiriyor

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Sosyal medyanın yükseliş yaşadığı ve bir gelir kapısı hâline geldiği yıllara şahitlik ettiyseniz plazaları terk edip influencer olma hayaliyle sosyal ağlara koşan beyaz yakalıları da hatırlarsınız. Yaklaşık 10 yıl önce yüzlerce beyaz yakalı, haftada 50 saat çalışmanın getirdiği bir tükenmişlik duygusuyla “Hayalimdeki hayatı yaşamak istiyorum” dedi ve influencer olmaya yöneldi. Bu geçişi, “Kurumsal hayatı neden bıraktım?” ya da “Bu ışıltılı hayatı ben seçtim” videoları takip etti.
Fakat dışarıdan bakınca pırıl pırıl gözüken o dijital hayatın arka planı, tahmin edilenden daha karanlık çıktı ve tükenmişlik sendromu el değiştirmeye başladı. Bir dönem tükenmiş beyaz yakalıların kaçış noktası olarak görülen influencer dünyası, kendi tükenmişlerini yarattı. İçerik üreticiler, algoritmanın temposuna yetişmeye çalışırken kendi ritmini kaybedince sosyal medya, detoks gönderileri ve “Ara veriyorum” temalı hikayelerle dolup taştı.
Rakamlar: Kitleleri “etkileme” misyonundan türeyen ve bugün içerik üretimiyle gelir elde etmeyi mümkün hâle getiren influencerlık mesleği, yalnızca orta yaştaki plaza çalışanlarının rüyalarını süslemiyor. Araştırma şirketi Morning Consult’ın 2023 yılında yaptığı bir anket, Z kuşağı üyelerinin %57’sinin influencer olmak istediğini ortaya koyuyor. Bu veri, influencerlığın zannedilenden çok daha fazla rağbet gören bir kariyer alternatifi olduğunu da kanıtlıyor.
Awin ve ShareASale tarafından geçen yıl yapılan başka bir anket ise influencerların %73’ünün ara sıra da olsa tükenmişlik sendromu yaşadığına işaret ediyor. Tükenmişlik duygusuna katkı sağlayan platformlar arasında Instagram başı çekiyor. Platform, içerik üreticilerin %88'i tarafından tükenmişliğe en çok katkıda bulunan mecra olarak gösteriliyor. İlk 3’te Instagram’ı sırasıyla TikTok ve Facebook takip ediyor.
- Ayrıca içerik üreticilerin %70'i, sosyal medya platformlarında sürekli değişiklik yapılmasını tükenmişliğin başlıca nedeni olarak nitelendiriyor.
- Katılımcıların %64’ü, kendini diğer içerik üreticilerle karşılaştırmanın tükenmişlik duygusunu körüklediğini belirtirken %43, olumsuz yorumların stres seviyelerini artırdığını dile getiriyor.
- İçerik üreticilerin %50'si alternatif gelir kaynaklarına yönelerek, %49'u belirli paylaşım zamanları veya günleri belirleyerek, %36'sı ise tatil veya izin günleri planlayarak tükenmişlik sendromuyla başa çıkmaya çalıştığını söylüyor.
Bununla birlikte: 2024 yılında influencerlar üzerinde yapılan bir araştırma da uzun süreli sosyal medya kullanımı ve olumsuz duygular arasında önemli bir ilişki olduğuna işaret ediyor.
Tükenmişliğini dile getiren içerik üreticilerin sayısı artıyor
Son yıllarda çok daha fazla sayıda içerik üreticisi, tükenmişlik duygusuyla mücadelesine ilişkin ayrıntıları sesli bir biçimde dile getirmeye başladı. Dışarıdan oldukça ışıltılı görünen bu mesleğin arka planı, daha önce çok daha az açıklıkla paylaşılıyordu. Genellikle işe bağlı stresin yarattığı zihinsel ve fiziksel yorgunluk hâli olarak nitelendirilebilecek tükenmişlik sendromu, pek çok içerik üreticide kaygı, depresyon ve yeme bozukluğu gibi semptomlara yol açtı.
Örneğin: YouTube’da 397 milyon abonesi olan MrBeast, Şubat ayında Steven Bartlett’ın sunduğu bir podcast yayınında “Ruh sağlığım bir öncelik olsaydı bu kadar başarılı olamazdım” ifadelerini kullandı.
- Eşzamanlı olarak özellikle iyi yaşam, moda ve güzellik kategorilerinde içerik üreten birçok influencer, bir tükenmişlik duygusuyla baş etmeye çalıştığını açıkladı.
Dahası: ABD’de influencer tükenmişliğiyle mücadele için “CreatorCare” adlı bir telefonla sağlık hizmeti bile başlatıldı. Revive Health Therapy ve Creators 4 Mental Health’in ortak olarak geliştirdiği hizmet, içerik üreticisi olarak çalışan kişilere onlar için özel olarak tasarlanmış terapi hizmetleri sunuyor. Gerçek insanlar tarafından verilen seansların ücreti, 60-180 dolar arasında değişiyor.
Influencer tükenmişliği neden tetikleniyor?
Çoğu zaman influencerlık, gerçek bir meslek olarak algılanmıyor ve içerik üreticiler birer profesyonel gibi görülmüyor. Toplumun büyük bir bölümü, influencerlığın gerçek bir iş olmadığını ve hatta içerik üreticilerin yalnızca eğlenerek “kolay para” kazandığını düşünüyor. Mesleğe yönelik profesyonel algı eksikliği, tükenmişliği tetikleyebilecek birçok unsuru da beraberinde getiriyor.
Uzmanlara göre özellikle gözden kaybolma korkusu, sürekli olarak akışı beslemenizi talep eden bir sistemde başlı başına tükenmişliği tetikliyor. Fakat influencer tükenmişliğinin arkasında esasında 5 ana neden yatıyor.
1) Sürekli içerik üretme baskısı: Birçok influencer, geniş kitlesini, yüksek etkileşim sayısını ve dolayısıyla kazandığı geliri korumak için her gün yeni bir içerik paylaşma mecburiyeti hissediyor. Sosyal medya algoritmaları da içerik üreticileri görünür kalmak için sürekli paylaşım yapmaya zorluyor. Üstelik algoritmalar ve trendler, sürekli değişirken içerik üreticiler, bu değişimlere ayak uydurmak ve kendi içeriklerini trendlere uygun hâle getirmek zorunda kalıyor. Tüm bu parametreler, içerik üretim sürecini bir stres kaynağı hâline getiriyor.
Beynin sosyal onay olarak algıladığı ve dopamin salınımı yaptığı beğeni, yorum ve mesaj gibi etkileşim araçları da içerik üreticileri sürekli paylaşımda kalmaya itiyor ve platforma bağımlı hâle getiriyor.
2) İş-yaşam dengesinin olmaması: Pek çok meslek grubunda çalışanlar, işten çıkıp eve geliyor ve iş gündemini ertesi sabaha kadar arkasında bırakabiliyor. Fakat içerik üretiminde mesai kavramı tamamen ortadan kalkıyor. İçerik üretici, 7/24 bildirim almaya devam ederken gelir kaynağı olarak paylaştığı hikaye, gönderi veya videoları bir performans göstergesi olarak görmeye başlıyor. Kişisel ve profesyonel yaşamın tamamen iç içe olması da kişide büyük bir stres ve tükenmişlik yaratıyor.
Ayrıca birçok influencer, işinin doğası gereği evden çalışıyor. Çalışma alanı ve yaşam alanı arasında fiziksel bir ayrım olmaması, kişiyi daima çalışma modunda hissettiriyor. Benzer şekilde içeriklerin günlük aktiviteler ve kişisel ilişkilerden yola çıkarak oluşturulması da profesyonel ve kişisel yaşam arasındaki sınırları zayıflatıyor.
3) Linç kültürü: Dijital dünyada linç kültürü de bir çeşit mobbing hâline geliyor. Nefret, hakaret ve tehdit içerikli yorum ve mesajlar, içerik üretici için toksik bir iş ortamı yaratıyor ve tükenmişlik duygusunu tetikliyor. Negatif etkileşimler, influencerların mental sağlığı ve öz saygısına ciddi oranda zarar veriyor.
4) Gelir istikrarsızlığı: Birçok içerik üreticisi, esasen kendi işini yapıyor ve geleneksel istihdamdaki yasal korumalar, özlük hakları ve yan haklardan mahrum kalıyor. Üstelik içeriklerin daha fazla kitleye ulaşması noktasında büyük oranda algoritmalara güveniliyor. Trendlerin hızla değiştiği veya sosyal huzursuzluğun yoğun olduğu dönemlerde düşen etkileşim, finansal istikrarsızlığa yol açabiliyor ve içerik üreticinin hayat standardını düşürebiliyor. Bu durum, kişide büyük bir maddi kaygı ve stres yaratarak tükenmişlik duygusunu tetikleyebiliyor.
5) Yapay mutluluk: Sosyal medya, ağırlıklı olarak kullanıcıları mutlu oldukları anları paylaşmaya teşvik ediyor. Gerçeği yansıtmayan ve yapay bir mutlulukla yapılan paylaşımlar ve filtreler, içerik üreticide bir çeşit duygusal boşluk yaratabiliyor.
Influencerların kaçış planı var mı?
Birçok influencer, yatırım danışmanlığı, yaşam koçluğu, içerik danışmanlığı, medya uzmanlığı, çevrimiçi eğitim, pazarlama yönetimi veya marka kurma gibi alternatif kariyer kanallarına yöneliyor. Bu kanalların birçoğu, esasında influencerları yeniden 9-6 çalışan beyaz yakalılar hâline getiriyor.
Örneğin: İçerik üreticiliği yapan Jayde Powell, aynı zamanda sosyal medya pazarlama stratejisti olarak da çalışıyor. Neredeyse her gün LinkedIn’de bir video paylaşan Powell, sürekli olarak çevrimiçi olmanın negatif etkilerini hissettiğini söylüyor.
“Her sabah uyanıp ilk iş telefonuma bakmanın doğru olduğunu düşünmüyorum” diyen Powell, 2021’den bu yana sürekli ekrana bakmaktan tetiklenen migren ağrılarını hafifletmek için mavi ışık filtreli gözlükler kullandığını dile getiriyor. Powell ayrıca, sosyal medyaya ve çevrimiçi etkileşimin yarattığı dopamine bağımlı olduğunu da itiraf ediyor.
Her ay bir kez terapiste giden Powell, seanslarında çoğunlukla tükenmişlik, alanında fark yaratma konusunda duyduğu baskı ve kamuoyu baskısı gibi kariyeriyle bağlantılı konuları konuştuğunu söylüyor.
Tükenmişlik döngüsü neden bitmiyor?
Bugün influencerların 10 yıl önce beyaz yakalıların yaşadığına benzer bir tükenmişlik duygusu yaşaması ve geleneksel alternatiflere yönelmesi açıkça gösteriyor ki tükenmişlik döngüsü sona ermiyor. Zira sistem, kişileri değiştirse de dinamiği aynı bırakıyor. “Üret, sergile, onay al, daha çok üret” döngüsü, mecradan bağımsız olarak hem sosyal medya platformlarında hem de fiziksel dünyada işlemeye devam ediyor.
Perspektif: Onay ve performans kültürüne bağlı üretim modeli, mesleği ne olursa olsun kişinin tükenmesine yol açıyor. Bu nedenle plazalardaki yorgun bedenler, bugün neşeli videoların arkasındaki yorgun zihinler olarak vücut buluyor. Uzmanlar, kendi ritmine bağlı kalmak, algoritma yerine anlam odaklı içerik üretmek ve dijital dünyaya sınır koyabilmenin, tükenmişlik döngüsünü birey bazında sonlandırmanın en işlevsel yolları olduğuna işaret ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Doğa Yurduneri
İş Dünyası ve Teknoloji Editörü

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Son günlerde yapay zeka modellerinin yaygın kullanıma açılmak için yeterince güvenli olup olmadıklarını anlamak üzere yapılan testler, başlı başına bir güvenlik riskine dönüşüyor. Şirketler tarafından bir prestij göstergesi gibi sunulan kaçış vakaları, test ortamları ve prosedürlerinin de en az modeller kadar hızlı güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Yapay zeka üretimiyle insan üretimini birbirinden ayırmak giderek zorlaşırken Spotify’dan Anthropic’e teknoloji şirketleri, etiketler ve filigranlarla kökeni yeniden görünür kılmaya çalışıyor. Ancak bu önlemler kolayca aşılabiliyor; üstelik bir içeriğin yapay zeka ürünü olduğunu öğrenmek ona biçtiğimiz değeri de değiştiriyor. Belki de asıl mesele artık sahte içeriğe kanıp kanmayacağımız değil, otantikliği nasıl tanımlayacağımız olacak.

Yapay zeka şirketleri için rekabet, artık yalnızca kimin daha güçlü bir model geliştirdiği üzerinden yürümüyor. Milyonlarca insanın günlük yaşamına giren bu şirketler, teknoloji laboratuvarlarından tüketici markalarına dönüşürken insanların yalnızca ürünlerini kullanmasını değil, markalarıyla bağ kurmasını da istiyor. Fakat OpenAI’ın ilk influencer gezisine gelen tepkiler, bu stratejinin beklenen etkiyi yaratmadığını ortaya koyuyor.

2000'lerin en büyük sosyal ağlarından MySpace'in bugünkü sahipleri Tim ve Chris Vanderhook, platformu yeniden canlandırmak istediklerini açıkladı. Bu açıklamanın heyecanla karşılanması, teknoloji tarihine ilişkin kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: İnsanlar gerçekten eski sosyal ağları mı özlüyor, yoksa internetin artık var olmayan bir hâline mi özlem duyuyor?

Şu anda dünya genelinde 50’nin üzerinde şirket, insansı robot geliştiriyor. Yıllardır temel varsayım, bu denli gelişmiş bir robotik cihazın erişilebilir fiyatlara piyasaya sürüldüğünde büyük bir tüketici talebiyle karşılaşacağı yönündeydi. Fakat ev robotları, giderek daha uygun fiyatlı hâle gelirken bu varsayımı da yeniden düşünmek gerekiyor: Bedava dağıtılacak olsa bile evimizde gerçekten bir insansı robot istiyor muyuz?




