Bir Abramović sergisinin çağrıştırdıkları: İnsan kendisiyle ne zaman karşılaşır?

Viyana'daki Albertina Modern’de 1 Mart’a kadar ziyarete açık kalacak Marina Abramović sergisi, sanatçının iki işini öne çıkarıyor: Imponderabilia ve Counting the Rice. Birinde ötekiyle karşılaşmanın, diğerinde tek başınalığın zorunluluğunu görüyoruz. İnsanın hayatına dair en önemli sorumluluğunun yaşamında birliktelik ve bireysellik ihtiyacını gözetebilmesinden geçtiğini düşünürsek Abramović’in sanatı sanki bu sorumluluğun bir hatırlatıcısı gibi.
Bir Abramović sergisinin çağrıştırdıkları: İnsan kendisiyle ne zaman karşılaşır?

Birkaç gün önce çıktığım Viyana seyahatinde Marina Abramović’in sergisine denk geldiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Albertina Modern’de 1 Mart’a kadar ziyarete açık kalacak sergi, Abramović’in yaklaşık 50 yıla yayılan pratiğini kronolojik olarak sunmakla kalmıyor; izleyiciyi sanatçının temel meselesiyle de baş başa bırakıyor: Beden nedir ve neyi taşır?

Abramović’in işleri, bedeni yalnızca görülen bir şey olmaktan çıkarır; izleyiciyi, kendi bedeninin farkındalığına zorlayan bir mekansal ve duygusal düzen kurar. Bu yüzden serginin bütünü için yalnızca “görülen işler” değil, izleyicinin iç dünyasını harekete geçiren bir karşılaşmalar ağıdır desek yanlış olmaz.

Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.

Aposto Premium
Ayda

  • Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
  • Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
  • Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
  • Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.
Aposto Premium üyesi misin? Giriş yap
demet
Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Tuğçe Isıyel

Tuğçe Isıyel, 1986 yılında İstanbul’da doğmuştur. Klinik psikolog, psikoterapist olarak çalışmakta, kurucusu olduğu Polente Psikoloji’de yetişkin ve çiftlerle psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. “Psikanalitik Edebiyat Okumaları”, "Ekopsikolojik Edebiyat Okumaları", "Kitap Eczanesi" isimli atölye çalışmalarını yürüten Isıyel, çeşitli dergilerdeki inceleme, deneme, eleştirilerinin yanı sıra Everest Yayınları'ndan çıkan "Ya Hiç Karşılaşmasaydık" ve 2023 Vedat Günyol Jüri Özel Ödüllü "Parçalı Bulutlu", "Benim Yüzümden" kitaplarının da yazarı.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

OKUMAYA DEVAM EDİN

DuendeDuende
∙

HİKAYE

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Elif Bayram

·

02 Eki 2026

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eki 2026

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Yaren Serra Akgün

·

29 Eyl 2026

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.

Müge Turan

·

28 Eyl 2026

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'