Bir gastro felsefemsi tartışma: Tarhana çorbası içenden felsefeci olur mu?

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Kelimelerle ilişkimizi, onları ilk kez nasıl duyduğumuzun belirlediğine inanırım. Çoğu kez hatırlamayız elbette. Ancak bir kelimeyi ilk kez nasıl duyduğumu ya da o kelimenin ilk kez nasıl ilgimi çektiğini çok iyi hatırlıyorum.
Yıl 1991. Henüz 12 yaşına girmek üzereyim. Türkiye’nin kamusal alandaki ilk trollerinden (trolün daha eski olumlu anlamıyla) olduğuna inandığım Mustafa Topaloğlu’nun bir şarkısı patlıyor. Şarkının adı "Felsefe Yapma". "O da neymiş" deyip hemen Google'lamanın o zamanki şekli olan ansiklopedilere başvuruyor; Meydan Larousse’lardan giriyor, Ana Britannica’lardan çıkıyorum. Nihayetinde felsefenin aşağı yukarı ne olduğu hakkında—yaşımın sınırlılıkları dahilinde—küçük bir fikrim oluyor. Topaloğlu, hiç değilse bir çocuğa, çaktırmadan bir kelime öğretmiş oluyor.
- Bunu yaparken bir toplumun felsefeyle ilişkisini de şahane bir şekilde özetliyor ama onu o zamanlar çok idrak edemiyorum. Mustafa Topaloğlu şarkıda “Aklın varsa kendine sakla felsefe yapma” diyerek sokaktaki insanın düşünen insana bakışını da ortaya koyuyor çünkü. Tabii o zamanlar sosyal medya olmadığı için kamuoyunda nasıl tartışıldığı konusunda çok bilgimiz yok.
Bana kalırsa Dücane Cündioğlu’nun başlattığı “Tarhana çorbası içip dürüm yiyenler felsefeden anlamazlar” şeklinde özetlenecek polemik, Topaloğlu’nun şarkısının daha entelektüel bir düzlemde yeniden yorumu. Tabii araçlar ve şartlar farklı. Bu noktada “Araç, iletidir” diyen Marshall McLuhan’ı da anmadan geçmeyelim.
Tarhanadan dürüme bir cımbız meselesi
Öncelikle tartışmanın iyi niyetli olmayan bir cımbızlamadan çıktığını, yani bağlamından koparılan bir cümleden doğduğunu söylemeliyiz. Dücane Cündioğlu, 28 Mayıs tarihinde Youtube’a yüklediği, 2 saat 5 dakikalık “Niçin bizden yetkin felsefeciler çıkmıyor?” başlıklı videonun bir yerinde, “Tarhana çorbası içiyor adam, her tarafı Heidegger olsa ne olacak; dürüm yiyor adam, Hegel anlatsa ne olacak? Mübalağa ediyorum ha bunları sakın ciddiye almayın” şeklinde bir laf ediyor. Sosyal medyanın doğası gereği bu mübalağa ciddiye alınıyor. Profesyonel düzlemde danışmanlık yapan bir iletişimci olarak, bu video yayımlanmadan önce görüşüme başvurulsa tam olarak şöyle derdim:
“Açıkçası tam da bunu ciddiye almayın diye üzerine bastığınız şeyi ciddiye alırlar ve bu çok konuşulur. Niyetiniz polemik çıkararak bu konunun tartışılmasıysa doğru yoldasınız, yok ‘Aman başıma iş almayayım, uğraşamam’ diyorsanız bu kısmı çıkaralım.”
Dücane Bey’in niyetini okumak gibi bir niyetim yok. Her iki tarafta da olabilir. Ancak polemik çıktıktan sonra çektiği “Tarhanacılar, dürümcüler ve baba katli” başlıklı cevap videosundaki öfke dozu biraz kafamı karıştırdı. Çünkü bana kalırsa bu videodan sonra çıkan tartışma, olsa olsa Dücane Cündioğlu’nun felsefenin kimi koşullarda olanaksızlığıyla ilgili ironik sözlerinin bir sağlaması olarak okunabilir.
Cevap videosunda daha rahat ve öfkeden uzak bir ton olsa bunu hiç şüphe duymadan böyle okurdum. Fakat Cündioğlu’nun tartışma sonrası X’te konunun daha iyi anlaşılması için yaptığı “Hamburger yiyip kola içenler nasıl Kur’an’ı anlayamazlarsa, tarhana çorbası içip dürüm yiyenler de felsefeden anlamazlar” paylaşımı da üzerine gelince kafam iyice karıştı. Hem videodaki öfke hem de bu nafile olduğunu düşündüğüm ek paylaşım, Cündioğlu’nun çıkan tartışmadan çok da keyif almadığını hissettiriyor. Yanılıyorsam o benim tarhanalığım.
Bağlam çöküşünü hatırlamak
Dücane Cündioğlu’nun sözlerinin yaratacağı etkiyi hesaplayamadığı varsayımından gidelim. Burada yaşanan şeyin adı context collapse. Türkçeye “bağlam çöküşü” olarak çevirebiliriz. Özetle, belli uzmanlık seviyesinde, belli bir hedef kitleye hitap edecek, belli bir bağlam içinde gelişen olgunun, farklı hedef kitlelere de ulaşmasıyla ortaya çıkan duruma deniyor. Özellikle doğası gereği herkesi birbirinin bağlamına mahkum eden sosyal medya sonrası daha çok konuşulmaya başladı.
Terim, Erving Goffman ve Joshua Meyrowitz’in internet öncesi çalışmalarından ortaya çıkmış olsa da Michael Welsh’in 2008 yılında yaptığı bir konuşmayla dijital çağ bağlamında kullanıldı ve Danah Boyd’un 2000’li yılların başında Myspace ve Friendster gibi öncü sosyal medya sitelerine atıfta bulunan makalesiyle yeniden dolaşıma girdi. Dücane Cündioğlu’nun tarhana-dürüm polemiği de bu olgunun muazzam bir örneği olarak karşımızda duyuruyor.
İroni kelimesinin Türkçe bir karşılığı var mı?
Dücane Cündioğlu, tartışmaya cevaben çektiği videoda "ironi" kavramına da değinmiş. 2,5 saate varan cevap videosunda yer yer bir çocuğa anlatır gibi konuyu anlatmaya çalışıyor. Tepki gösterenlerin büyük çoğunluğunun bu videoyu izlemeyeceği ve ironi kavramı üzerine düşünmeyeceği açık.
- İnternet ve sosyal topluluklar başladığından beri içeride olan biri olarak söyleyebilirim ki bu ironi meselesi, ülkemizde sanal veya gerçek toplulukların yumuşak karnı. Zaten Türkçede tam bir karşılığı olmaması da bu görüşü destekliyor.
Vefa Taşdelen, Hece Dergisi’nde 2007 yılında yayımlanan bir makalesinde bu konuya değinmiş. Eski Yunancadan Fransızcaya, oradan da diğer dillere sızan bu kelime eski Yunancada “tartışmada rakibini oyuna getirmek için bilmiyor gibi görünmek” anlamına geliyor. Felsefe sözlüklerinde “Sokratik Yöntem” olarak da anılıyor. Taşdelen, makalesinde ironi kelimesini, Türkçede kendisine en yakın istihza, kinaye, tariz gibi kelimelerle karşılaştırıyor. Ancak gizli ve ince alay anlamına gelen istihzanın da; üstü kapalı, imalı söz anlamına gelen kinayenin de; iğneleyici sözlerle alay etme anlamına gelen tarizin de ironinin tam karşılığı olmadığı sonucuna varıyor.
İroni hepsinden bir şeyler içerse de daha sofistike bir yerde kalıyor. İroninin Türkçede tam bir karşılığı olmaması, aslında ironiyle ilişkimizi de bir şekilde tanımlamış oluyor. Hele ki sosyal medya gibi bağlam çöküşünün kaçınılmaz olduğu bir ortamda ironi, iyice bıçak sırtı bir kavrama dönüşüyor. Ahmet Haşim’in "O Belde" şiirindeki “Melali anlamayan nesle aşina değiliz” dizesinin eski bir sosyal medya kelime oyunu olarak “İroniden anlamayan nesle aşina değiliz”e dönüşmesi boşuna değil ama artık o nesle iyice aşinayız maalesef. Bilakis ironiden anlayanların nesli çoktan tükendi de denebilir.
Tarhana çorbası felsefenin ta kendisidir
Yine de yazının sonunda ciddiyeti bir kenara bırakıp ironinin sularına yelken açmaktan kendimi alamayacağım: Bence tarhana çorbası felsefenin ta kendisidir. Çünkü hikayesiyle olsun, kurutulma ve pişirilme yöntemiyle olsun tarhana içinde bir bilgelik, bir önerme barındırır.
Dürüm konusunda o kadar iyimser değilim ve Dücane Cündioğlu ile aynı fikirde olabilirim. Gündelik, pratik bir fikir dürüm. Yemekler dökülüp saçılmasın diye yufkaya sararsın ve olaylar gelişir. Bu kadar basit. Dürümün hiç felsefeye uygun olmadığı tezine itiraz eden olursa da tartışırız. İyi dürümcüler biliyorum. Dürüm yerken tartışırsak daha iyi olur. Doritoslu çiğköfte dürümü filan değil has Adana Dürümü kastediyorum bu arada. Dürümün kendisi olmasa da Adana Kebap da çok felsefi bir şeydir ayrıca.
Günün sonunda Cündioğlu’nun başlattığı tartışma, kamuoyunda özlem duyduğum o eski gündemlerimizi hatırlattığı için bana iyi bile geldi. Siyasi gündem o kadar tatsız ve üzüntü verici ki hâlâ böyle şeylerin konuşuluyor olması insanı anlık da olsa rahatlatıyor.
Hem kim bilir nasıl Mustafa Topaloğlu’nun “Felsefe yapma” şarkısı çocukluğumda beni “felsefe” kelimesi ve kavramıyla tanıştırdıysa, bu tartışma da kuşkusuz sesini çok duymadığımız birilerinin bu konular üzerine düşünmesini sağlamış olabilir. Topaloğlu’nun aynı şarkıda söylediği gibi “Uzaydan gelmedik ki dünyalıyız biz.” Belki bir gün aynı bağlamda da buluşabiliriz. Kısmet diyelim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





