Bir şehri pamuklara sarıp saklamak: Delal Arya’yla 90’ların İstanbulu

Çocukluğu ve ilk gençliği 80’lerin ve 90’ların İstanbul’unda geçen Delal Arya, çocuk kitapları ve gezi yazarı. Can Çocuk’tan çıkan Pera Günlükleri, Yedi Denizlerde ve Öteden Beri adlı fantastik macera dizisi kitaplarıyla tanıdığımız Delal, Afrika’ya giden bir konteyner gemisi veya vahşi hayvanlarla dolu, karlı bir ormanın içindeki kulübe gibi egzotik yerlerde yazmayı sevse de, şu anda eşi ve ikizleriyle birlikte Kuzey Amerika’da yaşıyor.
Eksi 40’ları bulan soğuğuyla meşhur Minnessota’ya bağlanıp Delal ile çocuklar için kaleme aldığı kitaplarını ama en çok fantastik edebiyatının hammaddesini oluşturduğunu söylediği, bir zamanların İstanbul’unu konuştuk:
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

İrem Çağıl
1981 yılında Ankara'da doğdu. Ortaokul ve lisede Fransızca eğitim aldı. Mimarlık ve görsel tasarım üzerine Ankara ve Milano'da lisans/yüksek lisans yaptı. Bir süre İstanbul'da mimar/tasarımcı olarak çalıştıktan sonra kurumsal hayatı bıraktı. Avrupa ve Asya'yı bisikletle ve yürüyerek katettiği çok sayıda geziden sonra Sinek Sekiz adında küçük ve bağımsız bir yayınevi kurdu. Burada yayın yönetmenliği ve editörlük yaptığı 15 sene boyunca ekoloji, cinsiyet eşitsizliği, alternatif eğitim gibi konularda, literatürün temel kitapların Türkçe'ye çevrilmesi, dağıtılması yanında yoğun bir şekilde kırsal kalkınma alanında çalıştı. 10 sene güney Ege'nin küçük bir köyünde yaşadıktan sonra 2024 yılında kızıyla birlikte İspanya'ya taşındı. Valencia'da yaşıyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
OKUMAYA DEVAM EDİN
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




