Cam Gibi Değil, Kum Gibi: Birlikte neyi mümkün kılabiliriz?

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
15-25 yaş arası gençlerin kültür-sanata erişimini ve aktif katılımını sağlayarak gençlerin iyi olma hâline destek veren Talebeyiz Biz Derneği’nin “Cam Gibi Değil, Kum Gibi” adlı paneli, Bor Sanat destekleriyle, 6 Şubat 2026 saat 18:30’da Minoa Pera’da düzenleniyor. Panel, Kahramanmaraş depremlerinin üzerinden üç yıl geçmişken inatla ve sanatla, yaratıcı eylemlilikten güç alarak insanlığı hatırlamaya davet ediyor.
Geçen yıl DEPO İstanbul’da yapılan Biz hâlâ buradayız… sergisinden bir seçkiyi de izleyiciyle buluşturacak olan program, çoklu krizlerle baş etmede toplulukların rolünü, topluluk kurmanın, sürdürmenin zorluklarını vurguluyor ve tüm bu potansiyeller üzerine herkesi birlikte düşünmeye davet ediyor.
Derneği ve çalışmalarını kurucu ortaklarından Müge Ayan’dan dinledik.

“Cam Gibi Değil, Kum Gibi” adlı panelde sanat yalnızca bir ifade alanı değil, aynı zamanda bir “taşıyıcı güç” olarak tanımlanıyor. Sanat bu süreçte nasıl bir rol üstleniyor?
Gençlerle yürüttüğümüz çalışmalar bize şunu çok net gösterdi: Sanat, yalnızca uzmanlara ait bir alan olarak konumlandırılmadığında ya da kuralları önceden belirlenmiş bir ifade biçimi olmaktan çıktığında kendiliğinden dönüşüyor taşıyıcı bir güce. Gençlerden öğrendiğimiz çok önemli bir şey var: Sanat bu kadar etkili, çünkü doğrusu yanlışı yok diyorlar. Bunu çok önemsiyorum, çünkü gençlerin sürekli ölçüldüğü, değerlendirildiği ve yargılandığı bir dünyada sanat güçlü bir nefes alanı yaratıyor.
İkinci olarak sanat, sözü çoğaltmanın yaratıcı yollarını mümkün kılıyor. İfade alanlarımızın tıkandığı, sivil alanın giderek daraldığı bir ortamda farklı medyumlarla konuşabilmek hayati bir imkan. Yazı, ses, beden, hareket, görüntü… Sanat, tek bir dile ya da forma sıkışmadan söz söylemenin yollarını açıyor. Bu anlamda sanat, bugünün koşullarında yeni bir aktivizm biçimi aynı zamanda.
Son olarak, farklı sanat disiplinlerini sürece dahil ettiğinizde kapsayıcılık alanı da kendiliğinden açılıyor. Herkes aynı şekilde konuşmak ya da üretmek zorunda kalmıyor. Kimi yazarak, kimi çizerek, kimi bedenle, kimi sesle katılıyor. Bu çeşitlilik, hem bireysel ifade alanlarını çoğaltıyor hem de topluluk içinde daha adil ve yatay bir birlikte olma hâlini mümkün kılıyor. Bu yüzden sanat; sözü, ilişkiyi ve dayanışmayı ayakta tutan bir zemin, bir taşıyıcı güç.

“Cam Gibi Değil, Kum Gibi” yaklaşımı kırılganlıkla birlikte dönüşümü de çağrıştırıyor. Bu yaklaşım gündelik hayatta ve toplumsal ilişkilerde nasıl karşılık bulabilir?
Kutuplaşmanın derinleştiği, eşitsizliklerin kalıcılaştığı, otoriterliğin yükseldiği bir dönemdeyiz. Birarada yaşamak her geçen gün daha zor bir meseleye dönüşüyor. Cam gibi birbirimizi kırmadan, kesmeden, kum gibi dağılıp yeniden biraraya geldiğimiz bir birliktelik hâli mümkün mü? Hepimizin aynı fikirde, aynı formda ya da aynı hızda olması gerekmiyor. Asıl mesele, bütün bu olumsuzluklar içinde farklı şekillerde birbirimizle temas etmenin yollarını bulabilmek, farklılıklarla birlikte yaşayabilmenin pratiklerini çoğaltabilmek. “Cam Gibi Değil, Kum Gibi” böyle bir arayışa işaret ediyor. Bu metaforu ilk ortaya atanın da aramızdan 15 yaşında bir genç olduğunu eklemek isterim. Daha adil bir dünya kurgusunun ihtimallerini gençlerle birlikte düşünmek gerekiyor.
Topluluk kurmanın ve sürdürmenin zorlukları panelin temel tartışma başlıklarından biri. Bu zorluklar karşısında sanat ne tür imkanlar yaratıyor?
Dünya hızla değişiyor, eski yöntemler işlemiyor; haliyle birlikte olmanın ve birlikte kalmanın yeni yollarını keşfetmeye ihtiyacımız var. Sanat ve daha geniş anlamda yaratıcılık, yeni ilişkilenme biçimleri kurabilmeyi mümkün kılıyor. Sanatla birlikte, topluluk içinde ortak üretim alanları da açılıyor. Bu alanlar, bizi gündelik hayatta içine itildiğimiz hissizleşme hâlinden çıkararak yaratıcı bir eylemliliğe davet ediyor. Yan yana üretirken, birarada olmanın yeni ve yaratıcı yollarını keşfediyoruz diyebilirim özetle.

Panelde çoklu krizler çağında birlikte kalma iradesi sıkça vurgulanıyor. Sizce bugün birlikte kalmayı mümkün kılan en temel şey nedir?
“Birlikte kalma iradesi” dediğimiz şey, topluluğun en çıplak hâli aslında. Bugün çoklu krizler çağında birlikte kalabilmek; kutuplaşmanın ve içe kapanmanın bu kadar kolay, yargıların bu kadar keskin olduğu bir ortamda, ilişkiyi sürdürme niyetini canlı tutmak anlamına geliyor her şeyden önce. Bu niyet olmadan topluluk da olmuyor zaten. Topluluk olmayı mümkün kılan en temel şey; farklılıklarla, belirsizlikle ve zaman zaman gerilimle var olabilme becerisi sanıyorum.
Moderatör ve konuşmacıların farklı disiplinlerden geliyor olması tartışmaya nasıl bir derinlik katacak?
Moderatör ve konuşmacıların farklı disiplinlerden gelmesi kadar topluluk kurma çalışmalarımıza farklı açılardan tanıklık etmiş uzmanlar olmalarına da dikkat ettik. Panelin moderasyonunu üstlenecek olan sevgili Tilbe Saran, sanatçı kimliğiyle orada olacak elbette. Tilbe Hoca’nın kurucusu olduğu Atölye Portakallık’ta Muğla’daki ve Hatay’daki liseli gençleri biraraya getirdiğimiz çalışmalar da yürüttük ve yürütmeye devam ediyoruz. Ben antropolog olarak sahada biriken deneyimi, gençlerle birlikte geliştirdiğimiz topluluk modelini ve bu modelin arkasındaki düşünsel çerçeveyi paylaşacağım. Ece Z. Taşkın da Hatay’daki Sanat Elçileri topluluğumuzla uzun süredir çalışan bir oyuncu, yönetmen ve eğitimci. Topluluk olmada tiyatronun bambaşka bir potansiyeli olduğunu Ece ile yaptığımız çalışmalarda gördük, Ece’nin perspektifi burada çok kıymetli. Sevgili Burcu Oy ise uzun yıllara dayanan sivil alan deneyimiyle, özellikle deprem bölgesindeki süreçlere hem içeriden hem dışarıdan bakabilen bir değerlendirme uzmanı olarak tartışmacı rolü üstlenecek.
Bu farklı bakışların ve tabii diğer katılımcılarımızın katkısıyla topluluk olmanın zorluk ve potansiyelleri üzerine enine boyuna düşünme fırsatı bulabileceğimizi umuyorum.
Bu panelden izleyicilerin ve özellikle gençlerin hangi sorularla ya da duygularla ayrılmasını umuyorsunuz?
Bir soru ve bir duygu ben bırakayım o zaman. Soru: “Birlikte neyi mümkün kılabiliriz?” Duygu da “umut”. Gerisini katılımcıların kendi dinamiği belirlesin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.

Yıldız Tozu'nda bu haftaki konuğumuz tutkunun, hüznün, kırılganlığın cesur ve sıcak dili; İspanyol yönetmen Pedro Almodóvar. Yeni bir Almodóvar filmine giderken sizi neyin beklediğini hiçbir zaman tam olarak bilemezsiniz. Büyük bir filmle de karşılaşabilirsiniz, küçük bir hayal kırıklığıyla da…

Cannes’da prömiyerini yapan "Fatherland" ile ikinci En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan Paweł Pawlikowski'yle Thomas Mann’dan savaş sonrası Avrupa’ya, minimalizmden müziğe, entelektüellerin toplumdaki rolünden kendisinin bugünkü dünyada hissettiği yabancılığa uzanan bir sohbete daldık.

İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.



