Medya geleceğini yeniden yazıyor: Channel 1 ve habercilikte AI dönüşümü

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Yapay zeka, dijital çağın dönüştürücü teknolojisi. Geçmişte elektriğin icadı ne anlama geldiyse, yapay zeka da sonsuza dek her şeyi değiştirme kapasitesiyle benzer bir anlam ifade ediyor. Ve bütün sektörler gibi medya endüstrisi de hızla bu yeni alana adapte oluyor.
Netflix, Amazon, Apple, Google, Meta ve son olarak da X gibi teknoloji şirketlerinin büyük bir açlıkla medya sektörüne dahil olması, izleyici/okur davranışlarında zaten önemli değişimlere neden oluyordu. İçeriğin üretimi, tüketimi, kullanımı, dağıtımı ve içerikle etkileşim noktalarında hızlı bir dönüşüme şahitlik ediyorduk. Şimdi yapay zekayla bu dönüşüm, başka bir boyut kazanıyor.
Geçen hafta haberleri yapay zekayla oluşturulmuş “anchor”lara sunduran, gerçeğinden ayırt edilemeyecek görseller üreten yeni bir medya şirketinin tanıtım videosu ortalığı karıştırdı. Biz daha yalan ve manipülasyon algımızı sarsan Cambridge Analytica skandalının etkisinden çıkamamışken yeni bir soru üzerine düşünmeye başladık: “Ya sesler ve görüntülerin yarattığı bu illüzyona böylesine hızlı ve kontrolsüz bir giriş yapmak etik ilkelerimizi tamamen kaybetmemize yol açarsa?”
Buraya geri döneceğiz, ama önce bir adım geriye gidelim...
Her ne kadar pek çok mecra, ekstra ücret karşılığında reklamsız takip seçeneği sunsa da, medya şirketleri ve reklam endüstrisi arasında hâlâ simbiyotik bir ilişki var. AI, özellikle kişiselleştirilmiş içerik önerileri ve izleyici etkileşimi gibi alanlarda medya şirketlerine önemli avantajlar sağlıyor. AI destekli algoritmalar, izleyicilerin tercihlerini anlamak ve onlara uygun içerik önerilerinde bulunmakta kritik bir rol oynuyor. Yapay zeka, tam da bu noktada, izleyicilerin medya tüketim alışkanlıklarını değiştirirken şirketler için de yeni iş modelleri ve gelir akışları yaratıyor.
Florida Üniversitesi Gazetecilik ve İletişim Profesörü Sylvia Chan-Olmsted, yakın zamanda, AI'nın medya sektöründe nasıl kullanıldığını anlamak için kapsamlı bir inceleme yayımladı. Chan-Olmsted'a göre, “Medyanın tüketicilerin günlük yaşamıyla iç içe geçtiği bir dünyada, medya şirketleri de her tüketiciye bağlamında, anında ve her zaman etkileyici bireysel deneyimler sunmak zorunda. Bu yeni gerçeklikte, insan kaynaklarına ciddi bir bağımlılık söz konusu ise çözüm de mantıken bilişsel teknolojilerin benimsenmesinden geçiyor.”
AI, hem çalışma saatlerini azaltmak hem de etkileşimi hızlandırmak için kullanılabilir. Ancak, önümüze çıkan bazı zorluklar da var: Yaratıcı, veriye dayalı, çekici içerikler üretmenin karmaşıklığı ve yapay zekayı mevcut medya ekosistemlerine entegre etmek gibi…
AI ile üretilmiş haber sunucuları
Geçen hafta, “Channel1.ai” adlı yeni bir haber kanalının tanıtımlarıyla çarpıldık. Tanıtım, Şubat ayında yayına başlayacak kanalda haberlerin, neredeyse tamamen yapay zekayla üretilen spikerler tarafından sunulacağını müjdeliyordu. Kanalın iddiası, tanıtımda da gösterilen bu fotografik gerçeklikteki sunucuların son derece yetenekli olduğuydu. Ayrıca projede yer almak isteyen “insan gazeteciler”e de açık bir çağrı yayımlanmıştı.
X’te paylaşılan 20 dakikalık demo video, tipik bir haber kanalı introsunu anımsatacak şekilde açılarak empati kurmanızı kolaylaştırıyor. Ancak video boyunca gerçek görüntülerin arasına yapay zekayla üretilmiş görüntüler ekleniyor; farklı yapay zeka kişilikleri arasında geçiş yapılıyor.
Bir sunucu, Channel 1 yayınlarının "sahte haber olmadığını" kesin bir dille izleyiciye bildiriyor; takım elbiseli bir başka yapay zeka spikeri, Channel 1 haberlerinin dünya çapında “güvenilir kaynaklar”dan toplanıp yeniden paketlenerek her izleyicinin zevk ve ilgi alanlarına göre kişiselleştirileceğini söylüyor. Daha da ilginci, Channel 1, "kameraların yakalayamadığı" olayların görüntü ve videolarını yapay zeka kullanarak üreteceğinden bahsediyor. Bu fikir, gerçek olayları tıpatıp betimlemese de izleyicilerin olayları anlamasına yardımcı olması için yapılan mahkeme çizimlerine benziyor.

Demo programında, Channel 1 çoğunlukla diğer kaynaklardan alınmış gerçek haber görüntüleri ve b-roll kullanıyor. Yapay zeka tarafından üretilen bir görüntü gösterildiğinde, ekranın sağ üst köşesinde çıkan bir uyarıyla bu açıkça belirtiliyor. Konuşmanın çevirisi yapılırken konuşmacının sesinin korunması da oldukça etkileyici. Verilen örnekte, Fransızca konuşan yapay zeka sunucusu, daha sonra kendi sesine çok benzeyecek şekilde sentezlenmiş bir İngilizceye geçiş yapıyor.
Videodaki bir diğer yapay zeka sunucusu, Channel 1'ın "emoji ölçerler" aracılığıyla halkın duyarlılığını anında ölçmek için “benzersiz, yeni bir yol” kullanacağını duyuruyor. Örnek senaryoda, Tesla'nın Cybertruck lansmanı kullanılmış. "X'te Cybertruck hakkında gönderilen son 30.000 tweet'i hızla okudum," diyor yapay zeka sunucu ve tweet'lerde kullanılan tüm emojilerin bir dağılımını gösteriyor. "Araç hakkındaki tepkiler gerçekten çok karışık." Bunun, izleyicilerin algısını dönüştürecek bir ikna mekanizması olarak kullanılması mümkün.
Etik sonuçlar kestirilemiyor
Yapay zeka uygulamalarının medya sektörüne entegrasyonuna iyimser yaklaşanlar olduğu gibi, gazeteciliğe etkisi konusunda endişeler taşıyanlar da var. Medya endüstrisi ve karar alıcıların AI’ın etik sonuçlarını kestirmeye çalıştığı bir dönemde ortaya çıkan Channel 1, denetim konusundaki soru işaretlerini artıyor.
ABD'de iki partili bir grup senatör tarafından desteklen “No Fakes Act” de yapay zeka tarafından üretilen insan temsillerini düzenleme ihtiyacını yansıtıyordu. Sinema oyuncuları birliği SAG-AFTRA gibi kuruluşların desteğiyle bu yasa, bireysel hakları korumayı ve yapay zeka uygulamalarında yaratıcılığı ve yeniliği teşvik etmeyi amaçlıyor.
Ancak medya endüstrisinin yapay zekaya karşı bölünmüş olduğu da çok açık. Netflix gibi kuruluşlar çeşitli kapasitelerde yapay zeka entegrasyonunu keşfederken, CNN ve The New York Times gibi yaygın akım haber kuruluşları içeriklerinde AI erişimini sınırlıyorlar. Bu korumacı yaklaşım, gazetecilik faaliyeti üzerinde kontrolü ve dijital çağda haberlerin güvenilirliğini sürdürme konusundaki geniş çaplı endişeyi de yansıtıyor.
Tam da bu noktada, benim de eğitim aldığım New York Üniversitesi Arthur L. Carter Gazetecilik Enstitüsü'nden Yardımcı Profesör Liza Kaufman Hogan’a görüşlerini soruyorum. Yapay zekanın ürettiği içerikler, görseller ve hatta yapay zeka muhabirleri, gazeteciliğin geleceğinde nasıl bir yer tutacak? Yapay zekanın bize uyum sağlamasından kim sorumlu olacak? Şöyle cevap veriyor:
“Yapay zeka, bir başlığın onlarca versiyonunu sunmaktan meclis konuşmalarını toplayıp transkripsiyonunu yapmaya, büyük veri kümelerini analiz etmekten basit kalıplı haberler yazmaya, gazetecilik yapma biçimimizi hızla dönüştürüyor. Her gün, gazetecilerin verimini artıracak, izleyicilere bilgi verme biçimlerini geliştirecek yeni kullanım alanları ortaya çıkıyor. Yakında okuyucular, büyük veri kümelerinden yola çıkarak kendi haber hikayelerini oluşturabilecek veya bilgileri yapay zeka destekli araçlar kullanarak doğrulayabilecekler.
Bununla birlikte mevcut hâliyle yapay zeka, gazetecilerin temel görevlerinin (hangi haberlerin takip edileceğine karar vermek, kaynaklarla iletişim kurmak ve onlarla konuşmak, araştırma yapmak, kaynakların güvenilirliğini değerlendirmek ve karmaşık hikayeler yazmak) yerini alamaz ve almamalıdır.
Üretken yapay zekanın ve diğer yapay zeka türlerinin kullanılması heyecan verici olduğu kadar ciddi etik kaygılara da kapı açıyor. Mümkün olan en kısa sürede haber kuruluşları ve bağımsız gazeteciler, yapay zekanın kendi standartları ve ilkeleriyle tutarlı şekilde kullanılmasına yönelik yönergeler oluşturmalı."
Değişimi ‘dikkatle’ kucaklamak
Channel 1, yapay zekanın haber merkezlerine nasıl sorumlu bir şekilde entregre edileceği konusunda geniş çaplı bir diyaloğun katalizörü olabilir. Ancak bu ilk örnek değil. 2000 yılında Birleşik Krallık’ta ortaya çıkan ve epeyce abartılan seslendirilmiş bilgisayar animasyonu Ananova'yı da bu vesileyle tekrar hatırladık.

Ananova / Wikipedia
Meraklıları için hemen kısaca hatırlatalım: Ananova, Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Press Association’ın bir birimi tarafından geliştirilmişti. Karakter, bilgisayarlar veya cep telefonları üzerinden haberleri okuyabilen sanal bir spiker olarak tasarlanmış ve Nisan 2000'de piyasaya sürülmüştü. Press Association, kısa bir süre sonra bu birimi, Ananova Ltd. olarak yeniden adlandırarak satışa çıkarmış; Temmuz 2000'de Ananova Ltd., £95 milyonluk bir anlaşmanın parçası olarak Fransız telekomünikasyon şirketi Orange S.A. tarafından satın alınmıştı. 2004'ten itibaren de kullanımdan kaldırılmıştı.
İnsanların kopyalarına olan ilgisi hiçbir zaman bitmeyecek. Bu güdünün nereden geldiğini bile tam olarak kavrayamadan, bunun tüm insanlığa getireceği avantaj ve dezavantajların içinde sıkışmış gibiyiz. Savaşlar, doğal afetler, ekonomik çöküşlerle geçen 2023 boyunca yapay zeka gelişmelerinin hızlanmasını da adeta Black Mirror gibi izledik. Fakat itiraf edelim, bir yandan da bu gelişmelerin nereye varacağını çılgınca merak ediyoruz. Heyecanlıyız.
Yapay zeka hayatlarımızı yönlendirmeye, haber kanallarını, sosyal medya mecralarını dönüştürmeye devam ederken, biz de etik, operasyonel, stratejik boyutlarını konuşmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Medyanın temel değerleri olan dürüstlük ve hesap verebilirlikle birlikte insan dokunuşunun ve yaratıcılığının önemini sorgulamaya da…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Çiğdem Öztabak
İletişimci. Pirix.co kurucusu.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kullanıcılar artık, günün giderek daha büyük bir bölümünü düşünmekten, alışılmışın dışına çıkmaktan ve kendi yolunu çizmekten uzaklaştıran sistemlerin içinde geçiriyor. Fakat uzmanlara göre karşımıza çıkan her engeli aşılması gereken bir sorun olarak görmemek gerekiyor. Hayatın içinde her zaman engeller, bekleme anları ve aksilikler oluyor. Fakat tam da bu sürtünmeler, insanı düşünmeye, mücadele etmeye, problem çözmeye, sabretmeye ve kendi yolunu çizmeye zorluyor.

Yapay zeka devi Anthropic, milyonlarca ikinci el kitabı satın aldı. Ciltlerini hidrolik bıçaklarla kesti, sayfaları yüksek hızlı tarayıcılardan geçirerek dijitalleştirdi ve kağıt kopyaları imhaya gönderdi. Yapay zeka şirketleri, kitaplar yok olsa da metnin milyonlarca insana cevap veren bir sistemin içinde yaşadığını savunuyor. Asıl soru ise şu: İnsanlığın en az 200 yıllık kolektif entelektüel birikimi özel modellere aktarılırken, bunun ne kadarı kamuya geri dönecek ve buna kim karar verecek?

Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.




