

Migros Kadın Akademisi’yle hedef 1 milyon kadın
Dünya Ekonomik Forumu, toplumsal cinsiyet eşitliğini toplumların ve ekonomilerin gelişimi açısından temel faktörlerden biri olarak konumlandırıyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2020 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Raporu; toplumsal cinsiyet…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Cinsiyet kavramı çocukluk yıllarımızdan beri hayatımızın merkezine oturtulmuş bir olgu. Bebeklik kıyafetlerimizden bizler için seçilen oyuncakların renklerine dek ailelerimiz âdeta hiçbir belirsizliğe izin vermemek kaygısıyla çiziyor oyun alanlarımızın sınırlarını. Dışına taşarsan öteki yaftalamasıyla ve bir hata varmışçasına düzeltme planlarıyla karşılaşman an meselesi.
Yeni jenerasyon daha bilinçli görünüyor, umarım öyledir. Erkek çocuklarına merak ettiği için alınan Barbie bebekler ya da çocuklara kıyafet seçiminde tanınan özgürlükleri görmek bile umut veriyor. Hele ki bizlerin Barbie bebeklerin renk tonlarının bile tartışmaya açık olmadığı bir dönemde büyüdüğümüzü düşünürsek. Genelde en güzel ürünlerin yer aldığı kurtarıcı kıyafet kategorisi unisex bile yetişkinlik döneminde karşılaştığımız bir tanım. Ne unisex’i, biz henüz mavi mi pembe mi travmasını atlatamadık.
Diverse Works, 2014, Wu TsangKaynak: archive.ica.art
Bu keskin seçim ve yansımaları konusundaki dayatmalar tabii ki hâlâ birçok alanda karşımıza çıkıyor. Geçmişte ultra kısa saç tercihim yüzünden çevrem ve yakın ailemden bile benim için üzülen, net dile getirilmese de iç çekerek neden geleneksel kadın formunu tercih etmediğim yönünde hayıflanan yakınmaları öyle çok duydum ki.
Yıllarca cinsiyetimizin özelliklerini taşımak konusunda manipüle edildikten sonra non binary kavramıyla karşılaşmak, kalıplaşmış sınıflandırmaların dışında gözlem yapmak bende bir rahatlama yaratmıştı açıkçası. Yeri geldiğinde maskülen yeri geldiğinde feminen tarzı çok sevsem de ikisinden de arındırılmış ya da ikisini herhangi biri ağırlıkta olmadan taşıyan bir dünya görmek beni mutlu etmişti. Böyle konular açıldığında gökkuşağından korkanlardan değil ama kendimden dileğim “ileride çocuğunu yetiştirirken tüm bunları unutma” oluyor.
Marie Høeg and Bolette Berg in the boat, 1895-1903, Marie HøegKaynak: queerarthistory.com
Çocukları olacağının haberindense cinsiyetinin ne olacağı haberini daha şaşalı etkinliklerle kutlayan insanlar çoğunluktayken bu kavramı sindirmeye daha çok vaktimiz var gibi görünüyor; fakat unutmayalım ki bizler konuştukça kulaklar aşina oluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Son teknoloji bir buzdolabı, üzerinde 1990'lardan kalma bir magnet: Sembollerin anlattıkları, aşk ve dile getirdikleri, bağımlılıklar ve alışkanlıklar üzerine.
12 Mar 2021

YAZARLAR

Burcu Dimili
İletişim danışmanı, editör, sanat yazarı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




