Deniz çayırları, kabak çiçekleri ve ağlayan kediler: Tatilciler ne getiriyor, ne götürüyor?

Datça’nın sapa yolları, Bodrum’un çarpık yapılaşması ve Urla’nın artan fiyatları karşısında Ayvalık, İstanbul için bir alternatif, tatil için gözde bir nokta olarak öne çıkıyor. Ancak turizm ve iç göç, deniz patlıcanından flamingolara, "beach club"lardan pazar tezgahlarına yerliler aleyhine yıkıcı bir değişimi de beraberinde getiriyor.
Deniz çayırları, kabak çiçekleri ve ağlayan kediler: Tatilciler ne getiriyor, ne götürüyor?

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Rüzgar o kadar şiddetli ki her evden titreyen camların sesi geliyor. Bu seslere bir de miyavlama karışıyor. Bir saat, iki saat derken döküldük sokağa sesin kaynağını arıyoruz. Nihayet, yıkılan iskelenin tahtaları arasına sinmiş, canını dişine takmış yavru kedi bulunuyor. 

Bu yazıya niye dinmeyen rüzgarla, ağlayan kediyle başladım? Onu da yazının sonunda anlatırım. 

Hummalı bir koşturmaca var. Hemen sahil yanına kurulmuş ama bir türlü yakınındaki sitelerle anlaşamamış bir “beach” kulübünün yok edilişine tanıklık ediyoruz. Aslında son güne kadar hazırlıklar devam ediyordu, pofuduk yastıklar bile gelmişti ama daha ortalık yaz şarkılarına gömülmeden mahkeme kararı çıktı. Sarımsaklı sahil şeridinde olağan bir gün. Çayını, çekirdeğini alıp yıkımı izlemeye gelenler yorum da yapıyor:

“Buranın denizi iyi değildi, bak 200 metre sonra kum başlıyor, burada taş ve yosun dolu.” 

İşletmenin sahibi, Sultan filmindeki Türkan Şoray gibi, bu yorumları duydukça ufak bir cinnet geçiriyor ve “Al işte ben yıkıyorum, size bırakmıyorum işimi” dercesine eline geçeni atıyor. Ruhsatı Çevre Bakanlığı’na, kullanım hakkı normalde halka ait olan bu miniminicik yer ne zaman kiralandı, neye göre kiralandı, bu kiradan kimler faydalandı, kimler rahatsız oldu da bugüne gelindi, biz izleyiciler için hep muamma. 

Altınova sakini kepçe operatörü, “Abi ben yıkıyorum da sanki ben mi gireceğim bu denize” diyerek tartışmaya son noktayı koyuyor. 

Sahi, bu denizlere kim giriyor? Ben de merak ediyorum bu sorunun cevabını.

Yerli olmanın dayanılmaz angaryası

Geçenlerde kopan “Yazlığa ya da tatile gitmek sınıfsal mıdır, değil midir?” tartışmasının altında, çok değil 20 yıl öncesine kadar tatilin bir kültür olarak çok da çaba sarf edilmeden gerçekleştirilebileceği iddiası vardı. Çocukluğunda iyi-kötü yazlık yüzü görenlerle kamp kantinlerinde patates yiyenlerin şevkle savunduğu “Bir zamanlar her kesim için tatil bir ihtimaldi” iddiasının nasıl sonuçlandığı bu yazının konusu değil ama “yerlilerin”,“şehirlilerin” anladığı manada tatilden pek faydalanamadığı aşikar. 

Bir kere süren işler, devam eden hayat buna elvermiyor. Yaz günlerine atılan kısa molalar yerliler için geçerli değil. Mesailer var, tarla tapan boş mu kalsın, sonra her gün deniz kenarına para mı dayanır? Plaj desen o bile para. Dünyanın en güzel kıyılarına sahip Türkiye’nin sakinleri, bir yandan sahillerin hemen hepsini Pacman gibi yiyen sermayeyle mücadele etmek zorunda, bir yandan denetimsizlik elinde can veren güzellikleri savunmak mecburiyetinde. 

Çok değil, daha birkaç gün önce Balıkesir’in Erdek ilçesinde yazlıkçıların koruma altındaki deniz çayırlarını kesmesi, soruşturmayla sonuçlandı. Müsilaj önleyici sayılan, üstelik kendini yenilemesi en az 10 yılı bulan çayırları iş makineleri getirtip yolduran yazlıkçılar, bu yaptıklarının ne kadar ciddi bir çevre suçu olduğunu yeni öğrenmiş görünüyor. Peki onları durduracak, “Bu deniz çayırları koruma altındadır” diyecek biri yok mu?

Belli ki yeterli değil, çünkü Ayvalık da uzun zamandır deniz patlıcanı kaçakçılarıyla uğraşıyor. Denizlerdeki oksijeni temizleyen ve “denizin akciğerleri” olarak görülen deniz patlıcanları yurt dışında alıcı buluyor. Daha bu yıl, Mart ayında yapılan operasyonda 4 bin adet, yani yarım ton deniz patlıcanı yakalandı. Üstelik Ayvalık ve civarındaki deniz ve koyları tehdit eden yalnızca kaçakçılar değil. 

Bayram tatilinin ardından, içlerinde tatile ilişkin herhangi bir soru işareti kalmasın diye bütün tuşlara aynı anda basanlar, geride bıraktıklarıyla pek ilgilenmiyor. Deniz suyuna alerjisi olduğu için denize giremeyen ama sabah plajlarda dolaşıp bir gece önce atılanları toparlamayı kendine iş edinen Ahmet Aytül, plajda bulduğu çöpler envanterine bu yıl yenilerini eklemiş: Akü, kırık tabak, mayo, güneş kremi, deodorant, ayakkabı ve tabii pet şişenin elli tonu ve kırık şişeler diye uzayıp giden kasvetli bir liste.  

Bu koşullar altında yaklaşık 30 yıldır Altınova-Ayvalık dolmuş şoförlüğü yapan Gülgün Tanrıkul, bayram sonrası “Denize gidecek misin” sorusuna, “Belki biraz erken paydos ederim bugün, Bilentur ya da Altınova’ya bakılabilir” diyor. Dolmuş içinde, denize girilir mi girilmez mi tartışması başlıyor. Badavut’un geldiği nokta, gelen karavanların tuvalet atıklarını da koya bırakması gibi sorunlar, en çok asabiyet yaratan konulardan. 

Tabii olayın tam bu noktasında “Nankörler” tartışması başlıyor. Kim bu nankörler? Turistleri beğenmeyen yerliler. 

Oysa, yerlileri beğenmeyenlerin ortaya çıkardığı sorunlar da pek yabancı değil bize. Mesela, Bodrum’un 30 yılda yaşadığı değişim. Ya da Datça’ya izafe edilen “Acelen varsa Datça’da ne işin var” hikayesi. Şehirlilerin yeni bir şehir bulma isteğiyle geldikleri yerin dokusu uyuşmuyor. Fakat her durumda yaşanan, yerliler aleyhine yıkıcı bir değişim.  

Ayvalık’a görevli gelen ve devlet memuriyetini sürdürmek zorunda olan Sibel, en yakın evi Gömeç’te bulmuş. Burada ev kiraları çoktan 20’li rakamları bulduğundan memur bütçesiyle hayatını idame ettirmesi mümkün değil. Bugüne kadar Ayvalık merkezde kirada oturan yerliler için de mümkün değil. Burada yaşayanlar yerlerini giderek yeni gelenlere terk edip çevreye dağılıyor.

Buraya 20-30 yıl önce gelenler için de böyle bu. Kendileri Ayvalık’ın dokusuna çoktan uyum sağlamışken, yeni tür misafirlerle başa çıkmakta zorlanıyorlar. Sürekli evinin önünde fotoğraf çektirmek isteyenler artık kapısını çalıp evinin içinde de fotoğraf çektirmek isteyince farklı bir yere taşınan Ayşegül gibi. “Daha neler” dediğimiz pek çok şey yaşanıyor. Ve tansiyon artıyor.   

Kabak çiçeği ve kabak tadı verenler

Ekonomi, üretim maliyetleri, ilaçlama fiyatları dört bir yandan sıkıştırırken, İstanbul ya da Ankara’da görülen “Pazar da pahalı artık” durumu, elbette Ayvalık, Sarımsaklı ya da Altınova’yı da etkiliyor. Bir zamanlar yılda dört kez ürün veren ve domatesi ayrı, patatesi ayrı, çileği ayrı ünlü Altınova’da da, Sarımsaklı’da da durum böyle. 

Haziran başında 5 lira olan maydanozlar, Haziran sonunda 7 liraya çıkınca tezgah başında şikayetler arttı. Bamya, barbunya gibi mevsimin gözdesi sebzeler zaten 100 liralarla anılıyor—hatta 150— kabak çiçeği gibi burayla özdeşleşmiş sebzelerin torbası 40-60’a gidiyor. Bu tartışmaları da beraberinde getiriyor tabii. Satanlar rahatsız, alanlar rahatsız. “Bir poşet çiçek bu para olur mu?” diyen alıcıya pazarcı patlıyor: “O çiçek sabah gün doğmadan toplanır, çiçek alınan kabak büyümez, bir de kimseye beğendiremezsin” diye sitem ediyor. Alıcıysa, “Biz şehirliyiz diye keriz sanmayın bizi” cevabı veriyor.  

Aklı selim olanlarsa, “Ee çiftçi de haklı” diyor. Haklı tabii, mesela 2023 zeytin taban fiyatı 47 lira. Oysa bu yıl maliyetler o kadar artmış ki, taban fiyatın da tavan fiyatında da üreticinin attığı taşa değmeyeceği, zeytinyağının litresinin rahat rahat 500 liraları bulacağı hemen tüm zeytinyağı satıcılarının ortak ifadesi.

  • Herkesin birbirine bilendiği bütün sorunların gelip dayandığı nokta, ekonomik istikrarsızlık, yerel ve genel idare sorunları, şehir hayatının getirdiği bunalım ve daha küçük yerlere önlenemeyen göçün doğal sonucu alt ve üst yapı krizleri. Ayvalık özelinde Balıkesir genelinde aşikar olan şu ki, hem tarımsal ekonomisi hem turizm getirisi hem de yaşam cazibesi olan yerler hepsini aynı anda sunamıyor, saplar samanlara karışıyor. 

Tatilde yer yer 1 milyon nüfusu bulan, gelişi ve gidişi tek yön olduğu için trafiği muhakkak tıkanan, kalabalıktan sokakları yürünemez hâle gelen Ayvalık için elbette yapılacak düzenlemeler bir rahatlama sağlayabilir ama zaten sorun da o düzenlemeleri kimin yapacağı. 

Perşembe pazarına, bir de yağmur eklenince, kahvede şöyle bir konuşma başlıyor: 

“İstanbul olmasaydı, Ayvalık bir hiçti.”

Ve böyle yüksek perdeden söylenen sözle başlayan tartışmanın devamında, Datça’nın sapa yolları, Bodrum’un çarpık yapılaşması ve Urla’nın artan fiyatları karşısında, Ayvalık’ın İstanbul için bir alternatif olarak öne çıktığı ama "yerel halkın nankörlüğünün" bu konuda büyük engel olduğu sözleri sarf ediliyor. Ayvalık çarşıda dükkanı bulunan bir esnaf bir süre dinledikten sonra, sakin ve net bir tonla soruyor: 

“Siz Ayvalık’ın tarihini biliyor musunuz? Edremit körfezi güzel ama aynı zamanda bereketli de. Buralar turizm olmadan evvel yüzyıllarca dünyaya tarım ürünlerini gönderdi. Belki de bu bereketi siz bitirdiniz, hiç düşündünüz mü?”

Yerinden edilen kirpiler

Hemen bayram sonrası bir kedi yavrusu düşüyor önümüze. İzmir-Çanakkale yolunun hemen yanında, kendinden beklenmeyen desibelde bir sesle çağırıyor bizi. “Ya bu yavru nasıl karşıya geçti acaba” diye düşünürken, daha akşamına alt komşum Ali Abi, “Karşıya geçmemiştir, alıp oraya bırakmışlardır” diyor. 

“İnsan niye yavru kedi bıraksın” deyince de “Altınova’yı görmedin mi?” diye ekliyor. Gördüm. Ortalık sahipsiz cins köpek dolu. İki gün sonra yaban domuzu iniyor siteye. Sürekli sağda solda yangın çıkıyor. Yaşam alanları giderek daralıyor, hayvanların da, bizim de. Üstelik aralıksız esen poyraz, bir araba camından atılan izmariti çoğaltmakta cömert davranıyor. 

Tuz gölünü mesken tutan flamingolara geliyor sıra. Biri yazmış “Burada flamingoları mutlaka görmelisiniz” diye. Şimdi sık sık “flamingoları nasıl görürüz” sorusunu duyar olduk. Bu da hızla yayılır ve biz de onların nasıl yerinden edildiğine an be an tanıklık ederiz. Ben bütün bunları düşünür, kafamda döndürürken, canını dişine takmış bir kedi sesi başlıyor sokaktan. Yine Ali Abiyle sökülüp dökülüp kedi avına çıkıyoruz. Nihayet minicik yavruyu buluyoruz denizin kenarında. Anası nerede, bu nerede? Bu kedinin burada işi ne? 3 harfli marketlerden birinin dibinde yapılan minik yuvaya kadar geliyoruz. Anne orada. Çalışan kız diyor ki: 

“Aaa bu kediyi almışlar mı, dün sordular da daha sütten kesilmedi dedim. Bak dinlememişler.”

Evet dinlemiyorlar maalesef, çünkü sayılı gün ömürden geçiyor. Bizim ömrümüzden geçmesin diye başka ömürleri tahrif etmenin hesabı da sorulmuyor belli ki.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

Tartışmasız zafer: İspanya, Dünya Kupası şampiyonu
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Suha Çalkıvik

·

19 Tem 2026

Fikret Kızılok’tan Murathan Mungan’a hüzünlü bir bağlacın öyküsü: ‘AMA’
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

18 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta