

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Hannah Arendt'in savaş sonrası döneme dair "dünya sevgisi" fikri, günümüzde iklim kriziyle mücadele eden toplumlar için yeniden anlam kazanıyor. Bireyler, yaşadıkları büyük değişimler ve karşılaştıkları kayıplar karşısında dünyayı anlamlandırmakta zorlanıyor. Sahip oldukları eski anlam kalıplarının artık geçerliliğini yitirdiğini görüyorlar.
Arendt, anlam yaratmanın bu denli bozulduğu zamanlarda sadece bilim insanlarının değil, hepimizin sürece katkı sunması gerektiğini savunur. Etkisini giderek daha da fazla hissettiğimiz iklim krizinin yönetimi de benzer şekilde, yeni bir anlayışın oluşturulmasını ve birlikte aksiyon alınmasını gerektiriyor. Bu aksiyon planının toplumsal dayanışma, sorumluluk duygusu ve yenilikçi yöntemler içermesi önem taşıyor.
İklim krizine karşı "dünya sevgisi" kavramı, sevgiyi ölçmek veya basit kategorilere sığdırmak yerine, onu karmaşık ve çok yönlü bir ilişki olarak ele almayı gerektiriyor.
Stephanie Lemenager, fosil yakıt kültürüne olan bağımlılığın, iklim krizine karşı etkili bir çözüm oluşturulmasını zorlaştırdığını belirtiyor. Shakespeare'in "Sevgi nasıl ölçülür?" sorusu gibi, sevgiyi sayısal ölçütlerle tanımlamak mümkün değil. Sara Jacquette Ray, dünya sevgisini, iklim eylemlerinin gücü olarak vurguluyor. Ken Victor, iklim krizini çözülmesi gereken bir problem yerine, onarılması gereken bir ilişki olarak görmek gerektiğini savunuyor. Leanne Betasamosake Simpson gibi yerli düşünürler ise, "derin karşılıklılık" ve "ilişki" kavramlarına odaklanarak, iklim kriziyle mücadelede kolektif eylemi ve dünyaya duyulan sevgiyi ön plana çıkarıyorlar.
"Restorying" yani hikayeyi yeniden yaratma kavramı, yerli yazarlar tarafından dinamik ve ilişkisel bir anlatı türü olarak kullanılıyor.
Walter Benjamin, savaşın yol açtığı travmaların toplumların sosyal uyumunu sağlayan hikayeleri zayıflattığını savunur. Benjamin'e göre hikayeler diğer hikayelerle diyalog halindedir; aynı zamanda etki üretir ve bir yanıta davet eder. Hikayelerin tekrar edilmesi ve aktarılmaları gerekir. Ancak insanlar, dünyayı artık şaşırtıcı veya büyüleyici bulmamaya başladıklarında, hikaye anlatmayı da bırakırlar. Arendt'in vurguladığı gibi, insanlar, ortak bir dünyada birlikte yaşadıklarını hissetmediklerinde, gerçeklikle bağları zayıflar ve politik eylem mümkün olmaz.
Çevresel adalet, iklim krizinin neden olduğu sistem ve uygulamaları yeniden düşünmeyi teşvik eder. İklim krizine sadece bir problem olarak yaklaşmak, aynı yapılarla devam etmek anlamına gelir ve bu, sorunun kaynağını tekrar üretir. Bu noktada, yazar ve aktivist Astra Taylor’ın "her şey dağılırken bir araya gelmek" fikri, iklim krizine karşı daha ilişkisel bir yaklaşım sunar. Arendt ve Benjamin'in hikaye anlayışları, hem adil iklim eylemleri başlatan hem de soru sorma ve düşünmeye iten hikayelere odaklanır.
COP29 gibi uluslararası girişimlerin hedeflerine ulaşamaması ve aşırı hava olaylarının artması, yeni bir tepkinin gerekliliğini ortaya koyuyor: İklimi yeniden hikayeleştirmek ve dünyayı sevmek!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aşkın ve güzelliğin simgesi olan 'Gül', iklim krizine karşı dünya sevgisi, biyofili kavramı ve doğa ile kurduğumuz bağ, kitap & söyleşi önerileri ve çok daha fazlası...
14 Şub 2025

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







