Ertesi zamanın içinde yaşamak: Béla Tarr'ın vedası

2011’de Torino Atı’nın ardından yönetmenliği bırakan Béla Tarr, 6 Ocak 2026’da hayata gözlerini yumdu. Bu tarih, yalnızca bir yönetmenin ölümünü değil, sinemanın dünyayla kurduğu en sert, tavizsiz ve sabırlı ilişkilerden birinin de son bulduğunu işaret ediyor.
Öte yandan Tarr’ın sinemasını bitmiş ya da kapanmış bir bütün olarak düşünmek de yanıltıcı olur. Başlangıçlar, doruklar ve sonuçlar üzerine kurulu bir anlatı fikrine en başından beri mesafeyle yaklaşan yönetmenin ölümünü yazmak da bir “son” cümlesi kurdurmuyor. Bu daha çok bir günün ertesi gibi: Her şey olmuş bitmiş, büyük sözler dağılmış ama hayat, o inatçı, maddi, kaba hayat, ısrarla sürüyor.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Ömer Şentürk
Editör ve çevirmen. İstanbul'da doğdu, lisans eğitimini Galatasaray Üniversitesi Felsefe bölümünde birincilikle tamamladı. Jacques Derrida'nın konukseverlik seminerlerinde Platon etkisini araştırmak için bir yıl Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi'nde eğitim aldı. Farklı yayınevlerinde çevirmenlik ve çeviri editörlüğü yapmasının yanı sıra Eurosport Türkiye'de yol bisikleti, tenis ve snooker anlatıyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




