Başarılı millî takımların ortak özellikleri

Millî takımlar, kulüp takımlarına kıyasla ne gibi farklılıklar içerir?
Başarılı millî takımların ortak özellikleri

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

Euro 2020’nin başlamasına bir hafta kala, ülkelerin 26 kişilik nihai kadroları bir bir açıklanırken elbette her birinde benzer tartışmalar yaşanacak. Hangi oyuncu kadroda yer almamalıydı? Hangisine ‘haksızlık’ yapıldı? Bu tip sorular, kadro tercihi dönemlerinde antrenörlerin sıkça karşısına çıkıyor ve esasında çok daha az irdelenen bir başka soruyu gölgede bırakıyor: Millî takımlar, kulüp takımlarına kıyasla ne gibi farklılıklar içerir? Yakın dönemin en başarılı millî takımlarını inceleyerek bazı ortak özellikler bulabilir miyiz?

Uyum

Fransa, 1998’de ilk kez Dünya Şampiyonluğu'na uzanırken takımın forveti Stéphane Guivarc’h turnuvayı gol atamadan tamamlamıştı. 20 sene sonraki ikinci şampiyonluklarında ise aynı pozisyonda Olivier Giroud yer aldı ve bu ilginç rastlantıyı bir adım ileri götürerek turnuvayı isabetli şut dahi atamadan noktaladı. 1998’deki takımda kaptan, 2018’deki takımda antrenör olarak bulunan Didier Deschamps, The Guardian’a üç yıl önce verdiği röportajda “Son kadroyu belirlerken ülkedeki en iyi 23 oyuncuyu götürmezsiniz, bu kesin.” ifadesini kullanıyor. Ona göre esas önemli olan, birbirini en iyi tamamlayan ‘oyuncu grubunu’ belirleyebilmek.

Kulüp takımında gösterilen üst düzey performans, tam da bu yüzden millî takım kadrosunda yer almak için her zaman yeterli olmayabiliyor. Çünkü antrenör, çok daha iyi oyuncuları olmasına karşın, Giroud gibi diğer hücumculara servis yapan bir forvetle oynamak isteyebilir. Daha fazla pasa dayalı bir oyun felsefesini tercih eden Luis Aragonés’in, bu stile uyumsuz bulduğu efsane oyuncu Raúl’u kadroya dâhil etmemesi, bir başka çok bilinen örnek. Nihayetinde millî takım kadrolarını All-Star kadrolarından ayıran temel fark da bu: Seçimleri yaparken tek kıstasınız performansı ödüllendirmek olmuyor.

Giroud


Yerel güç

Almanya, Euro 96’da zafere ulaşırken Bayern Münih’ten 8 ve Borussia Dortmund’dan 5 oyuncuyu kadrosunda bulunduruyordu. 18 yıl sonra Dünya Şampiyonu olduklarında, yine bu iki takımdan toplam 11 oyuncu kadrodaydı. Millî takım omurgasının dönemin öne çıkan birkaç kulüp takımı oyuncuları tarafından oluşturulması, başarılı ülkelerde sıkça karşımıza çıkan bir özellik. 2010 ve 2012’de peş peşe şampiyonluklar elde eden İspanya da Barcelona’dan 7 ve Real Madrid’den 5 oyuncuya sahipti. Dönemin teknik direktörü Vicente del Bosque, 2015’te verdiği bir röportajda bu durumu şöyle açıklıyor: “Millî takım antrenörleri olarak oyuncularla çok az çalışma zamanımız var. Bu yüzden onların kulüp takımlarında yaptıklarını kopyalamamak aptallık olur!”

Kulüpler düzeyinde ortaya çıkan başarılar ile millî takım başarıları, büyük oranda birbirini takip ediyor. Şampiyonlar Ligi’nin 1996-97’deki şampiyonu Dortmund, 2006-07’deki şampiyonu Milan ve 2008-09’daki şampiyonu Barcelona olmuştu. Kulüp takımlarının bu başarılarından birer yıl önce ise Almanya, İtalya ve İspanya millî takımlar düzeyinde şampiyonluğa ulaşmıştı. Diğer yandan bu paralelliklerin oyun felsefeleri açısından da geçerli olduğundan bahsedilebilir. Örneğin 2010’ların ilk yarısındaki İspanya ve Almanya’yı, Pep Guardiola’nın takımlarını anmadan açıklayabilmek pek mümkün görünmüyor. 

Fabregas


Yeni dünya

Türkiye’nin turnuvalarda en başarılı sonuçları elde ettiği 2000, 2002 ve 2008 yıllarında, kadronun çekirdeğini Galatasaray ve Fenerbahçe çıkışlı oyuncular oluşturmuştu. Bu yıllarda iki takımdan sırasıyla toplam 14, 13 ve 14 oyuncu kadroda yer almıştı. 26 kişilik kadrosunda 18 farklı takımdan oyuncu bulunduran ve en fazla oyuncunun Lille’den geldiği şu anki takım, bu yönüyle öncekilerden keskin bir biçimde ayrılıyor. Fakat yerel güçlerin millî takıma artık çok daha az sayıda oyuncu gönderebiliyor oluşu, esasında küresel ölçekte bir trendi temsil ediyor. 2 yıl önce ESPN’e konuşan dönemin İspanya Millî Takımı antrenörü Robert Moreno, en fazla oyuncu alabildiği (4) takımın artık orta sıralardaki Villarreal olmasından şikayet ederken bu durumu “modern futbolun bir yansıması” olarak tanımlamıştı.

Geçmişte Fransa, Portekiz ve Brezilya gibi futbolcu ihracatıyla öne çıkan veya öncelikle zayıf yerel liglere sahip ülkelerde göze çarpan bu millî takım yapılanması, günümüzde iyiden iyiye norm hâlini almış gibi gözüküyor. Bunun başlıca sebebi ise uluslararası oyuncu ticaretinin son derece serbest ve yoğun bir biçimde gerçekleştirilmesi olsa gerek. Örneğin bu turnuvanın favorilerinden Belçika, kadrosunda kendi liginden yalnızca iki oyuncu bulundurmasıyla öncüllerinden bir miktar daha aşırılık barındırıyor. Nitekim 2016 ve 2018 şampiyonlarına en fazla oyuncu gönderen takımlar, tüm bu çeşitliliğe rağmen sırasıyla Sporting ve PSG olmuştu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Punto Punto

BÜLTEN SAYISI

🔙 Egan Bernal'in dönüşü, Başarı çıtası olmayan Devin Booker

Didier Deschamps'ın Fransa'sı, Ergin Ataman'ın inancı, 2021 Giro d'Italia, Valtteri Bottas'ın sağ ön lastiği ve Aston Villa savunması. Cuma spor gündeminiz hazır.

04 Haz 2021

Giro d'Italia

YAZARLAR

Güner Çalış

Güner Çalış, Bornova Anadolu Lisesi ve Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Lise ve üniversite yıllarında çeşitli mecralarda Premier League üzerine yazılar yazdı. Şu anda tıpta uzmanlık eğitimini sürdürüyor.

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?
Punto Punto

HİKAYE

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.

07 Tem 2026

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi
Punto Punto

HİKAYE

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.

Deniz Kaynak

·

02 Tem 2026

Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?