EURO 2024'e doğru: İlkler, 'en'ler, unutulmazlar

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Almanya’nın ev sahipliğinde düzenlenecek 17. Avrupa Futbol Şampiyonası’nın (EURO 2024) başlamasına 1 hafta kaldı. 14 Haziran Cuma günü Münih’te oynanacak Almanya-İskoçya maçıyla başlayacak turnuva 14 Temmuz’da son bulacak. 24 takımlı turnuvada Türkiye de 6. kez mücadele edecek. Bu hafta diğer büyük uluslararası turnuvalara göre nispeten genç bir turnuva olan EURO’ların tarihinde gezineceğiz, 'en'leri hatırlayacağız, unutulmazları bir kez daha onurlandıracağız.
Mütevazı başlangıç
Avrupa’da, Güney Amerika’da 1916’dan beri düzenlenen bir kıta turnuvası düzenleme fikri bölgeyi kasıp kavuran savaşların da etkisiyle çok geç ete kemiğe büründü. 1950’lerde bu amaç yeniden gündeme geldiğinde İngiltere, Batı Almanya, İtalya gibi devler fikre sıcak bakmamış 1960’ta düzenlenen ilk turnuvanın elemelerine katılmamışlardı. Basketbol turnuvalarındaki Final Four sistemiyle oynanan ilk EURO’nun eleme turlarında İspanya, çeyrek finalde SSCB ile eşleşmesi üzerine politik kaygılarla maça çıkmayı reddetmiş, böylece SSCB, Fransa’daki ilk turnuvaya katılma hakkını elde etmişti. İlk turnuvada SSCB ve ev sahibi Fransa’nın yanı sıra Yugoslavya ve Çekoslovakya vardı. Şampiyon ise finalde Yugoslavya’yı uzatmada 2-1 yenen SSCB olmuştu.
Franco’nun intikamı
İlk turnuvada sosyalist bir ülkeye karşı oynamamak için çekilen Diktatör Franco’nun İspanyası, SSCB’nin şampiyonluğunun yarattığı propaganda gücüne imrenerek EURO 1964’e ev sahibi oldu. İspanya, EURO 64’ün yarı finalinde Macaristan’ı, finalinde ise SSCB’yi 2-1 mağlup ederek şampiyonluğa ulaştı. Dönemin Real Madrid’ine “en büyük elçimiz” diyen Franco, böylece millî takımın başarısıyla “futbol üzerinden propaganda”nın tadına iyice vardı.
- Perspektif: Bu turnuva, İspanya İç Savaşı’nın faşistlerin zaferiyle tamamlanmasının 25. yılında oynandığından Franco rejimi için ayrıca önem taşıyordu.
Tarihe geçen penaltı
1968’de İtalya, 1972’de Batı Almanya’nın şampiyonlukları sonrası 1976’da turnuvanın adresi Yugoslavya’ydı. Yarı finalde dönemin bir başka önemli gücü, 1974 Dünya Kupası finalisti, Johann Cruyff’lu Hollanda’yı 3-1 mağlup eden Çekoslovakya, finalde bu kez dünya şampiyonu Almanya’yı 2-2 biten maçın sonunda seri penaltı atışlarıyla mağlup etti. Almanya, Uli Hoeness’le 4. penaltıyı kaçırdıktan sonra topun başına geçen Antonin Panenka, efsane kaleci Sepp Maier’i gafil avlayan, o güne dek büyük bir turnuvada hiç görülmemiş vuruş stiliyle futbol tarihine geçti. Bugün hâlâ bu penaltı stili onun adıyla anılıyor.
Modern futbolun kurucuları karşı karşıya
Batı Almanya’nın ev sahipliğinde düzenlenen EURO 1988’e gelindiğinde artık turnuva, 4’erli gruplarda mücadele eden 8 takım tarafından oynanıyordu. 1970’lerde Total Futbol’u dünyaya armağan eden Cruyff’lu, Neeskens’li, Rensenbrink’li kadroyla şampiyonluk göremeyen Portakallar, bu kez Marco Van Basten, Ruud Gullit, Frank Rijkaard, Ronald Koeman’lı ekibiyle yarı finalde ev sahibini eledikten sonra finalde SSCB’nin karşısına çıktı.
- Arka plan: Valeri Lobanovski yönetimindeki SSCB ile Rinus Michels yönetimindeki Hollanda’nın kapışmasının şöyle de bir önemi vardı. İki ekol, 1970’lerin başında gelişen bilimsel metotların, profesyonelleşmenin (SSCB’de futbolcular sadece “sözde” amatördü) ve bazı iddialara göre performans artırıcı ilaçların etkisiyle oyuncuların fizik gücünü hiç olmadığı kadar yükseltmenin ve bunu etkili pres yöntemleriyle harmanlamanın yolunu bulmuştu. Modern futbolun Avrupa’nın batısında ve doğusunda farklı ekollerle doğmasını sağlayan bu adımlar, iki teknik direktörün adını dünya futbol tarihini değiştiren hocalar olarak tarihe kazıyordu.
Münih’teki finalde sahnede Hollanda’nın yeni yıldızları vardı.1987’de birlikte AC Milan’ın yolunu tutan Gullit ve Van Basten’in golleri şampiyonu belirledi. Van Basten’in 54. dakikada Dasayev’i çaresiz bıraktığı muhteşem volesi ise birçokları için turnuva tarihinin en güzel golü oldu.
En sürpriz şampiyonlar
EURO 1992'de Danimarka önce Fransa’yı yenerek gruptan çıkmayı başardı sonra da son şampiyon Hollanda’yı ve finalde son dünya şampiyonu Almanya’yı mağlup etti ve tarihin en sürpriz şampiyonluklarından birini elde etti.
- Arka plan: İsveç’in ev sahipliğindeki EURO 1992’ye, Yugoslavya’nın iç savaş nedeniyle diskalifiye edilmesi sonrası çağrılan Danimarka, 1986 Dünya Kupası’nın “dinamit” gibi futboluyla herkesi kendine hayran bırakan Danimarka’sı değildi. Öyle ki takımın en yetenekli oyuncuları, Michael ve Brian Laudrup kardeşler, Richard Moller Nielsen’in aşırı defansif oyunu nedeniyle millî takımda oynamayı reddetmişti. Ekibin aniden EURO 1992’ye çağrılmasıyla Brian kadroya katılmış, Michael ise tatiline devam etmişti.
Sürpriz şampiyonlukların bir diğeri için EURO 2004’e gitmemiz gerekiyor. Tıpkı '92 Danimarka gibi savunma taktikleriyle öne çıkan Otto Rehhagel’in çalıştırdığı Yunanistan, katılımcı sayısı 16 olduğu için, çok daha uzun bir yoldan giderek zafere ulaştı. Gruptan çıkması dahi beklenmeyen ekip, çeyrek finalde Fransa’yı, yarı finalde Çek Cumhuriyeti’ni, finalde ise Portekiz’i 1-0’lık sonuçlarla mağlup etti.
Türkiye’nin karnesi
Avrupa Futbol Şampiyonası’na ilk kez Fatih Terim liderliğinde 1996’da katılan ay-yıldızlılar o turnuvada gol dahi atamadan, 3 yenilgiyle elenmiş ama önemli bir tecrübe kazanmıştı. 2000’de Mustafa Denizli’nin çalıştırdığı kadro, kalitesi ve uluslararası saygınlığı artmış bir ekipti. İlk puanını İsveç’e, ilk galibiyetini Belçika’ya karşı alarak gruptan çıkan Türkiye, çeyrek finalde Portekiz’e yenilerek elendi.
2008’de Almanya’da düzenlenen turnuva, tam anlamıyla mucizeler şöleniydi. Yeniden Fatih Terim’in idaresi altındaki millîler, Portekiz’e yenildikten sonra İsviçre’yi son dakikada Arda Turan’ın golüyle mağlup etti ve gruptaki umutlarını diri tuttu. Çek Cumhuriyeti’ne karşı 2-0 geriye düşüldüğünde herkes “buraya kadar” dedi ama son 15 dakikaya Arda Turan ve Nihat Kahveci (2) ile sığdırılan goller tarihî bir geri dönüşü sağladı. “Ufak çaplı mucize”ler çeyrek finalde Hırvatistan karşısında devam etti. 119. dakikada Ivan Klasnic’in golüne 120+2’de Semih Şentürk’le yanıt veren Türkiye, müsabakayı penaltı atışlarıyla kazandı. Yarı finalde çok sayıda eksikle çıkılan Almanya maçında ise bu kez son dakikada gülen rakip olacaktı.
Şampiyonanın 24 takımla düzenlenmeye başladığı EURO 2016’yla birlikte Türkiye için de turnuvaya katılım kolaylaştı. Ancak millîler EURO 2016’da da, EURO 2020’de de beklenen performansı gösteremedi ve 2 turnuvada oynadığı 6 grup maçında sadece 1 kez kazanabildi.
En çok kazananlar, en çok gol atanlar
Turnuva tarihinin en başarılı takımı Almanya toplamda 6 final oynadı ve 3 şampiyonluk yaşadı. Almanya’yla eşit sayıda şampiyonluğu olan İspanya ise tek final yenilgisini 1984’te Michel Platini’li Fransa’ya karşı aldı. İtalya ve Fransa’nın ikişer şampiyonluğu bulunuyor. Almanya’dan sonra finalde en çok kaybeden takım(1964, 1972, 1988) ise SSCB.
Şampiyona tarihinin en çok gol atan oyuncusu 14 golle Cristiano Ronaldo. Bir turnuvada en çok gol atan oyuncu ise 9 golle Michel Platini. 25 maça çıkan Ronaldo aynı zamanda bu alanda da rekorun sahibi. Portekizli yıldız bu turnuvada rekorlarını ilerletmeye çalışacak.
- Dahası: Daha fazla rekor için OPTA’nın hazırladığı sayfaya bakabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
EURO 2024'e bir hafta kala Avrupa Şampiyonaları tarihini arşınlıyoruz. NBA finallerinde Boston Celtics-Dallas Mavericks eşleşmesini değerlendiriyoruz.
07 Haz 2024

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026



