Felaket anlarında sosyal medya kullanma rehberi

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Bir haber okuyorum. Orman yangını Çeşme’nin bazı köylerine ulaşmış. Bir köyün ismi dikkatimi çekiyor. Çünkü orada yeğenim yaşıyor. Hemen kendisine telefon açıyorum. Panik içinde değilim. Hatta aptalca iyimserliğim var. “Yerleşim yerine yakın değil, merak etme dayı” diyeceğini, “Aman dikkatli olun” gibi temennilerle, hâl hatır sormalı bir konuşma yapacağımızı düşünüyorum.
Öyle olmuyor. Yeğenim ağlamaklı bir sesle konuşuyor. Köylerinin tahliye edildiğini, girişlerin kapatıldığını söylüyor. Şaşırıyor, saçma sapan rahatlatma cümleleri kurmaya çalışıyorum. Endişeli bekleyiş başlıyor. Artık sadece bir izleyici değilim ama olayın içinde de değilim. Olayı gerçekten yaşayanlarla uzaktan izleyip yorum yapanlar arasında kalan bir yer olduğunu keşfediyorum.
İştahla paylaşılan yangın görüntüleri beni öfkelendiriyor. Oysa takip listemdekilerin bu paylaşımları samimi bir üzüntü veya öfkeyle yaptığını biliyorum. Sosyal medyanın ilk yıllarında, yani telefon kameralarına çok alışkın olmadığımız dönemde şahit olduğum bir olay aklıma geliyor.
Tarabya’da, o zamanlar oturduğum evin sokağındaki ahşap bir evde yangın çıkmış. Mahalleden bir çocuk telefon kamerasıyla yangını çekerken yanan evde oturan başka bir çocuk öfkeyle ona saldırıyor. Arkadaşının, acısını gösteri hâline getirmesi ona çok dokunmuş belli ki. Belki haksız yere, yangın felaketindeki kimi sosyal medya paylaşımları da ben de aynı duyguyu uyandırıyor.
Böyle durumlarda insanın oturduğu yerden yapabileceği şeyler sınırlı. Kimi zaman bir paylaşım çok iş görür ama kimi zaman da hiç paylaşım yapmayarak akışı daha önemli paylaşımlara bırakmak faydalıdır. Bu nedenle, geçmişte defalarca yapmış olsam da felaket anlarında sosyal medya kullanımıyla ilgili güncellenmiş yeni bir rehber hazırlamaya karar veriyorum. Felaketler nasıl kendini tekrarlıyorsa rehberler de tekrar tekrar yazılıp okunmalı bence.
1. KTDK cetvelini uygulamak
Sosyal medyada gördüğümüz her haber için üç adımlı bir kontrol cetvelimiz olmalı. Kaynağını, Tarihini, Duygularını Kontrol et. Bunu KTDK diye kısaltabiliriz.
Haber hangi kaynaktan gelmiş, başka güvenilir kaynaklarda da var mı, tarih ve saat belli mi, bizde korku, öfke ve panik gibi belli duygular oluşturmak için özellikle tasarlanmış olabilir mi? Bir an durup, sadece bu sorular üzerine düşünmek bile fark yaratabilir.
2. Dikkat döngüsünü unutmamak
ABD’de kasırga felaketleri üzerine yapılan son araştırmalarda net görülen bir gerçek var. Felaket anlarında can güvenliğiyle ilgili önemli mesajlar, duygusal olarak daha dikkat çekici paylaşımların gölgesinde kalıyor. Yani siyasi tartışmalar, felaketten etkilenen hayvanların üzücü görüntüleri gibi aciliyeti daha az olan paylaşımlar, hayat kurtaracak mesajlardan daha fazla görüntülenip paylaşılıyor.
Bu dikkat dağıtıcı döngüye katkıda bulunmadan önce düşünmek şart. Çünkü önemsiz bir hikayeye harcanan her dikkat döngüsü, hayat kurtaracak bir mesaja harcanmamış döngü olabilir.
3. Bilgi boşluğuyla mücadele etmek
Felaket anlarında sosyal medyadaki yanlış bilginin asıl kaynağı resmî ve doğrulanmış iletişimin eksikliğidir. Buna “bilgi boşluğu” denir. Daha felaket sürerken ve yapılacak şeyler varken başlayan kısır tartışmalar bu bilgi boşluğunu derinleştirir. Felaket sürerken asıl yapılacak şey, resmî kurumları, bu boşluğu doğrulanmış, propaganda veya manipülasyon içermeyen bilgiyle doldurmaya zorlamaktır.
4. Aşırı duyarlılık tuzağına dikkat etmek
Hemen beliren ve hızla sönen trend-topic duyarlılıklara karşı dikkatli olmak şart. Örneğin geçmiş yıllardaki yangınlarda hızla ağaçlandırma kampanyaları başlamıştı. Eşzamanlı olarak uzmanlar ise hemen ağaçlandırmanın ormana daha çok zarar verebileceğini, ilkin doğanın kendi kendini yenilemesine izin verilmesi gerektiğini savunuyordu.
Bu sadece bir örnek. Sahte bağış kampanyaları ve dolandırıcılık vakaları da bu zaafımızı hedefliyor. Olayın duygusallığıyla başlayan aşırı duyarlılık bazen tuzağa düşmemizi sağlayabilir.
5. Eski bilgileri güncellemek veya silmek
Biz her ne kadar sosyal medya paylaşımlarımızı kronolojik yapsak da algoritmalar bunu böyle yorumlamaz. Algoritma için hangi ileti daha fazla dikkat çekiyorsa o üsttedir. Bu nedenle paylaştığımız an doğru ve güncel olan bir bilgi, bir yardım çağrısı güncelliğini kaybettiği an artık yanlış bilgidir.
Bu da zaman ve enerji kaybı yaratabilir. Paylaşımlarımızı geriye doğru düzenli silmek veya güncellemek felaket anlarında önemli bir reflekstir.
6. Haberi haber kuruluşundan almak
Sadece bir sosyal medya hesabından ibaret olan haber kuruluşlarına güvenmeyin. Böyle hesapların künyeleri, marka kimlikleri, haber merkezleri ve dolayısıyla okura karşı bir sorumlulukları yoktur. Daha fazla etkileşim alıp etki alanlarını büyütme peşinde olan bu hesaplar yerine haberi, haber kuruluşundan almak felaket zamanlarında daha önemlidir.
Ayrıca haber kuruluşları, haberle ilgili son güncellemeleri aynı bağlantı üzerinden yaparak paylaşımların devamlı güncel kalmasını sağlayabilir. Bu nedenle, salt metinden oluşan postlar yerine link içeren postları paylaşmak daha güvenlidir. Bir çeşit haber kuruluşu niteliği taşıyan güvenilir “doğrulama platformları”nı sık sık ziyaret etmek de felaket dönemlerinde kritiktir.
7. Travmatik içerik paylaşmaktan kaçınmak
Felaket anlarında mağdurlar ve aileleriyle empati kurmak da önemli. Düşüncesizce yapılan paylaşımlar, zaten felaketin ağır etkileriyle boğuşmaya çalışan insanların travmasını derinleştirebilir. Siyasi ajanda veya etkileşim alma gibi motivasyonlar olabilir ama bunların hiç istemeyeceğimiz sonuçlar yaratabileceğini de unutmamak gerek.
8. Platformların güvenlik özelliklerini kullanmak
Facebook’un felaket bölgelerinde uyguladığı “Güvende olduğunu bildir” özelliği, hızlı yardım için Google haritalar bağlantıları ve yerleşik hashtag’ler doğru ve acil bilginin yayılmasına katkıda bulunabilir. Böylece felaket anlarında çok kritik olan telefon hatlarını gereksiz meşgul etmemek ve cihaz şarjlarını korumak mümkün olabilir. Ayrıca kritik yardım hashtaglerini bir telefon hattı gibi düşünüp boşa kullanmamak da önemlidir.
9. Felaket kaydırmasının (doomscrolling) farkında olmak
Sosyal medya platformları, algoritmalarıyla en çok dikkat çeken içerikleri tekrar tekrar önümüze getirir. Bu da kimi zaman olayların etkisini birkaç kat büyük yaşamamıza neden olabilir. Korku arttıkça kendimizi güvensiz hisseder ve kaydırmaya devam ederiz. Bunun adı felaket kaydırmasıdır (doomscrolling) ve psikolojik sonuçları olabilir.
Uzun vadede, daha önce sağlık çalışanları üzerinde görülüp tanısı koyulan merhamet yorgunluğu yani daha da duyarsızlaşma ve tükenmişlik yaratabilir. Bu kaydırma hâlinin bir sendroma dönüştüğünü fark edip bir yerde durdurmak önemlidir.
10. Hızla sembolleşen olgulardan ve muhalefet esnaflığından uzak durmak
Olgular ve yanlış uygulamalar üzerine muhalefet yapmakla, muhalefet yapmak için olgu yaratmak arasında fark var. Kurumlara güvensizlikten dolayı hızla kurulan neden-sonuç ilişkileri ve bu yönde yapılan paylaşımlar bir yere kadar haklı olabilir. Ancak uzun vadede sorunun gerçek çözümünden de uzaklaştırabilir.
Yangın söndürme filolarının yetersiz olması, gerekli tedbirlerin önceden alınmaması, özelleştirmelerin olumsuz etkileri elbette konuşulmalı ama iklim değişikliği, küresel ısınma gibi daha geniş çerçevedeki nedenleri göz ardı ediyorsak bu, ağaçlara odaklanırken ormanı unutmak gibi bir etki yaratabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
HMD, yapay zeka asistanına erişim sunan bir tuşla donatılan retro Nokia telefon serisini tanıttı. Serideki sohbet robotu odağı, bir kez daha yapay zekanın dokunabildiğimiz versiyonunun nasıl görüneceğine yönelik soruları gündeme taşıdı.
05 Ağu 2026

Kullanıcılar ChatGPT, Claude ve Gemini’a aynı soruları sorduklarında çoğu zaman benzer doğrulukta yanıtlara ulaşsa da deneyim aynı hissettirmiyor. Dil modelleri arasındaki performans farkı daraldıkça rekabetin odağı, IQ'dan duygusal zekaya (EQ) ve davranış tasarımına kayıyor.

Google’ın yapay zeka özetleri yayıncıların arama trafiğini azaltırken, yapay zeka dedektörleri de insan eliyle yazılan metinleri yanlışlıkla makine üretimi olarak işaretleyebiliyor. İnternetin yayıncı, arama motoru ve okur arasındaki eski dengesi çözülürken yeni dönemin temel sorusu şu: Bir metnin kim tarafından ve nasıl üretildiğine dair güven nasıl tekrar inşa edilecek?

Sam Altman, yakın zamanda katıldığı bir podcast programında yapay zeka yarışında bilimkurgu romanlarına konu olacak bir aşamaya gelindiğini duyurdu. Fakat OpenAI CEO’su, "Artık teknolojik tekilliğin (singularity) içindeyiz" dediğinde aslında yalnızca yapay zekanın geldiği noktayı tarif etmiyor, onlarca yıldır laboratuvar tartışmalarında ve gelecek tahminlerinde bahsi geçen bir kavramı da bugünün gündemine taşıyordu.

Sosyal medya ve akıllı telefonların olmadığı bir dünyayı hiç tanımamış olan genç nesiller, bugün kablolu kulaklıklar, retro oyun konsolları, CD’ler ve analog kameralara büyük bir rağbet gösteriyor. Dikkat süresini tekeline almayacak ürün ve hizmetler peşinde koşan bu kuşak, “yavaş teknoloji” olarak anılan bir akımı sessiz sedasız yükseltiyor.




