Yayıncılığın çifte krizi: Google’a veda ihtimali masada, özgün insan içeriği kaosu kapıda

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Bir ulusal mecrada yayımlanan ilk yazımı ve eşzamanlı yürüyen reklam yazarlığımı baz alırsak en az 26 yıldır yazarak hayatımı kazanıyorum. Yazarlık benim hobim değil mesleğim.
- Yazı konusu ararken ve masaya ilk oturduğumda biraz gergin olurum. Konuyu bulup ilk cümleyi yazdıktan sonra bu gerginlik azalmaya başlar. İşin tutkuya ve mesleğe dönüşen kısmı, yazı bittiğinde o gerginliğin yerini büyük bir rahatlamaya bırakmasını deneyimlemek bence. Diyebilirim ki o gerginlik ve ardından gelen rahatlama olmasa yazmanın da anlamı olmaz.
Şimdilerde bu döngüye yeni bir katman eklendi: “Ben bu yazıyı nasıl yazmalıyım ki, bir yapay zeka modelinin yazdığı sanılmasın?” katmanı.
Belli bir üslubu, ritmi olan yazarlar için bunun dert olmaması gerek ama ister istemez oluyor. Son zamanlarda tam bu nedenle yazı yazma sürelerim uzadı. Peki bütün bu gerginliğe ve emeğe rağmen, kendi yazdığınız yazının bir yapay zeka dedektörü tarafından “insan üretimi değil” diye yanlışlıkla etiketlenmesi yahut acımasız okur tarafından “Yapay zekaya mı yazdırdınız?” diye aşağılanması ihtimaline ne dersiniz? Her ikisi de mümkün. Yazıdaki fikre katılmayan kimi okur bile ilkin oradan saldırıyor.
Dahası, yazıyı yazdınız ve içinde önemli bir sorunun cevabını verdiniz diyelim, bir kullanıcı bu soruyu arattığında Google, yazınızdan bunu çekip alıyor ve tıklamaya gerek kalmadan "AI Overview" kısmında, yani sayfanın en üstünde sunuyor.
Bir yanda okuru çalan Google, diğer yanda kendi yazdığını kanıtlamaya çalışan yazar. Bu iki kriz ilk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünebilir ama aynı hikayenin birbirini tamamlayan iki sayfası bana kalırsa. Elbette pek çok okur da artık Google’a değil, doğrudan yapay zeka modellerine soruyor ama olayın o kısmı başka bir yazının konusu.
İnternetin sessiz sözleşmesi biterken
Filmi geriye saralım. İnternetin son 20 yılı; yayıncının içerik ürettiği, Google'ın trafik yönlendirdiği ve yayıncının reklam/abone kazandığı sessiz bir finansman sözleşmesine dayanıyordu. Yukarıda bahsettiğim Google AI Overview ya da başka bir deyişle yapay zeka özeti özelliği şimdilerde bu yirmi yıllık sözleşmeyi bozdu.
Arama motoru artık bir yönlendirme kapısı değil. Cevabın kendisini veren bir durak. Araştırmalar da sayfada bir yapay zeka özeti belirdiğinde bağlantıya tıklama oranının yüzde 15’ten yüzde 8’e düştüğünü doğrulamış. The Verge’ün genel yayın yönetmeni Nilay Patel bu gidişatı 2024 yılında görmüş ve adını Google Zero koymuştu (Google Sıfır). Yani arama motorunun dışarıya trafik göndermeyi bıraktığı gün diye tanımlayabiliriz.
'Google Sıfır' günü yaklaşırken
İşte o “Google Sıfır” günü bazıları için çok daha yakın artık. The Wall Street Journal haberine yansıyan Semrush verilerine göre, Business Insider ve CNN için yönlendirme trafiği ayrı ayrı %31 oranında düşmüş. Son 12 ayda Wall Street Journal, Reuters ve Washington Post gibi dev mecraların yönlendirme trafiği %18-44 arasında çakılmış; hatta Vikipedi bile ziyaretçilerinin %15'ini kaybetmiş.
Burada insanın canını sıkan başka bir tuzak daha var. Google’ın tarayıcı botları hem geleneksel arama indeksini besliyor hem de şirketin yapay zeka modellerini eğitmek için içerik topluyor.
- Buna karşı çıktınız ve "Hayır, içeriğimi yapay zekana yem etme!” diyerek botları engellediniz diyelim. Bu mümkün. Ancak işte o zaman da içerik arama sonuçlarından büyük ölçüde siliniyor.
Evet, Google 2023 yılında yapay zeka eğitim botunu engelleme seçeneği sundu ama bu yapay zeka özetleri (AI Overviews) bölümü için geçerli değil. İçeriğiniz orada özetlenmesin istiyorsanız seçenekler net ve ölümcül: Ya içeriğinizi bedava taratmaya razı olacaksınız ya da internette görünmez hâle geleceksiniz. Seçim sizin. Elbette bu seçenekler dışında çıkış yolları arayanlar da var.
En sert tepki USA Today’in de yayıncısı olan Gannett Medya’dan gelmiş. Şirket hem Google’ın reklam teknolojilerindeki tekeline karşı bir dava yürütüyor hem de CEO’su Mike Reedar acılığıyla Google botlarını tamamen engelleme seçeneğinin masada olduğunu ilan ediyor. Aynı Wall Street Journal haberine göre People Inc. CEO’su Neil Vogel de oldukça net: Vogel, Google erişimini kapatmayı ve botları engellemeyi ciddi bir seçenek olarak değerlendirdiklerini belirtiyor.
Burada daha ilginç olan Reddit’in durumu. Platform, geçmişte Google ile yıllık yaklaşık 60 milyon dolarlık bir veri lisans anlaşması imzalamıştı. Google bu veriyi, arama sayfasındaki yapay zeka özetleri bölümünde doğrudan cevap üretmek için kullanınca, Reddit sitesinin trafiği de düştü. Şimdi Reddit, para aldığı bu anlaşmayı yenilememeyi düşünüyor. Çünkü anlaşmanın bedeli, kendi varlığını tehdit eder seviyeye ulaşmış durumda.
Google’ın "ya herro ya merro" yani "ya yapay zeka özetine yem olursun ya da aramadan silinirsin" zorlamasına karşı düzenleyici bir tepki de var neyse ki. İngiltere Rekabet ve Pazarlar Kurumu, Haziran 2026’da bu konuda tarihî bir yükümlülük getirdi. Buna göre kurum, yayıncılar, arama sıralamasından silinmeden yapay zeka özelliklerinden muaf tutulması gerektiğini belirtti. Diğer yandan küresel altyapı ve siber güvenlik platformu Cloudflare de bu zorlamaya karşı harekete geçti ve hem arama hem de yapay zeka eğitimi yapan çok amaçlı tarayıcıları varsayılan olarak engelleme kararı aldığını duyurdu.
- Bu çok önemli. Tek bir yayıncının Google’ı engellemesi genellikle işe yaramıyor. Çünkü onun bıraktığı boşluğu hemen rakipleri dolduruyor. Cloudflare gibi bir altyapı kuruluşunun bu işi üst katmanda engellemesi, Google üzerinde etkili olacak bir yaptırım.
Ne olursa olsun tüm bu döngü tek bir şeyi işaret ediyor: Arama trafiğine bel bağlamayı bırak ve okurunla, izleyicinle, takipçinle doğrudan ilişki kur. Bu da Aposto gibi bültenleri, abonelikleri, kapalı toplulukları, ister istemez ödeme duvarlarını gerektiren bir dönüşüm demek. Yani Google’ın kestiği musluğun yerine, okurun kendi rızasıyla geldiği bir mecra olmak demek. Yoksa maliyetleri düşürmek adına yapay zeka içeriğine bel bağlanırsa bu bir kısır döngü yaratır. Çünkü elde kalan tek varlık güven.
Okur bir bültene abone olurken güvenini ifade eder, bu da o mecranın editörlerine, yazarlarına olan güveni kapsar. O yayının ardında insan zihni, deneyimi ve sesi olduğuna inandığı için para öder veya ücretsiz de olsa aboneliğini sürdürür. Burada asıl dramatik olan nokta şu: Yayıncının trafiğini çalan teknoloji, aynı anda bu güvenin zeminini de çürütüyor. Yazının başında bahsettim, artık kimse neyin insanlar tarafından neyin yapay zeka tarafından yazıldığına tam olarak emin değil. Kriz burada başlıyor.
Substack’te yapay zeka dedektörü uygulaması
Yazarların doğrudan okurlarına ulaştığı Substack işte tam da bu güven çürümesine karşı harekete geçti. Temmuz 2026 itibarıyla Pangram ile bir AI içerik tespit entegrasyonu yaptığını duyurdu. Substack CEO’su Chris Best bu sistemi "güven vergisi" diye tanımlamış. İçeriği otomatik olarak da taratmıyor. Metnin yapay zeka tarafından üretildiğinden şüphelenen okura tarama seçeneği sunuyor. Yazarlara da üretim süreçlerini şeffaf olarak açıklayabilecekleri bir "nasıl üretiyorum" sekmesini bir seçenek olarak sunuyor. Dileyen yazar, yapay zeka dedektörünü tamamen de kapatabilir ki zaten 100 kelimenin altındaki metinler için otomatik olarak kapalı.
Dedektörler ne kadar güvenli?
Substack’in bu hamlesi iyi hoş da bu yapay zeka dedektörlerine ne kadar güvenebiliriz? Bağımsız araştırma kuruluşu Epoch AI bu sorunun cevabını aramış. Piyasanın üç büyük dedektörü Pangram, GPTZero ve Originality.ai’yi test etmişler.
- Özensizce üretilmiş ham yapay zeka içeriklerinde dedektörler neredeyse kusursuz çalışmış, kaçırma oranı binde yedilerde kalmış. Zaten bu tarz içeriği okur da gayet iyi seziyor artık.
Fakat yapay zeka modellerinden belli bir yazarın üslubunu taklit etmesi istendiğinde işler karışmış. Kaçırma oranı %18’e kadar çıkmış. Asıl dramatik tablo ise akademik metinlerde olmuş. Kuralcı, standart, bizim tabirimizle sıkıcı bilimsel yazımda kaçırma oranları %29 seviyelerine tırmanmış. Substack’in anlaştığı Pangram örneğin, bir yapay zeka modelinin akademik üslupla ürettiği metinlerin %48’ini yani neredeyse yarısını gerçek insan üretimi sanmış. Yapay zekaya metin ürettirip kendi yazmış gibi sunanların yakalanmama şansı hâlâ yüksek.
Peki ya madalyonun diğer yüzü? Tüm bu dolandırıcılığın içinde oturup kendi emeğiyle yazı üretenler için riskler ne? Bir defa dedektörler bir metnin kaynağını doğrulamaktan çok istatistiki olarak şaşırtıcılık, cümle ritminde değişkenlik arıyorlar. Bir metin, ne kadar "şaşırtıcı" ve kalıp dışı ritme sahipse, o kadar insan üretimidir gibi bir kanaate varıyorlar.
Burada akla gelen ilk soru şu: Peki her yazar o kadar şaşırtıcı olmak zorunda mı? Stanford Üniversitesi’nin bir çalışması bu sorunun üzerine gitmiş. Özellikle anadili İngilizce olmayan yazarların tamamen kendi ürettikleri metinler, %61 gibi yüksek bir oranda yapay zeka üretimi diye işaretlenmiş. Yani sistemin öyle bir matematiği var ki, düzgün yazan insanları cezalandırıp, yapay zekayı ustaca kullananları ödüllendirebilir.
Bunun ne gibi sonuçları olabileceği üzerine düşününce kabuslarla dolu senaryolar aklıma geliyor. Hatalı etiketlemeler sonucu gerçek yazarların cadı avına kurban gidebilmesi kadar aynı hatalı etiketlemelerle hiç hak etmedikleri hâlde yazar sanılacak kişiler de yükselebilir. İkinci ve bence daha üzücü sonuç, gerçek yazarların kendi organik üretimlerini yapay zeka metni sanılmaması için bozma eğilimine girmesi olur.
Yazının girişinde yazı yazma sürelerim uzadı derken kastettiğim biraz buydu. Metinlerimi kasıtlı olarak bozmuyorum elbette ama üzerinden defalarca geçip haddinden fazla kişiselleştirdiğim oluyor. Yazılar bazen bunun için uzuyor. Burada korkutucu olan şu: Dedektörler geliştikçe taklit teknikleri de gelişecek ve her ihtimalde gerçek yazarların işi daha da zorlaşacak.
Bence burada tek çıkış yolu okurla doğrudan ilişki kurmak. Bültenler ve kapalı topluluklar bu konuda biraz daha şanslı. Çünkü hem yapay olanı kaçırma hem de gerçek olanı yanlış etiketleme oranlarına bakınca dedektörlere güvenmek şimdilik imkansız. Olsa olsa editöryal şüphe için küçük bir ön fikir verebilir dedektörler.
Bence asıl güvence metni sonradan taratmaktan çok üretim sürecini şeffaf olarak gösterebilmek olacak. Örneğin, bu yazının fikri kafamda hangi haberi ya da haberleri okuduktan sonra oluştu? Hangi platformlardaki hangi araştırma çerçevesinde, hangi belgeleri inceledim ve tüm bunları nasıl yazıya dönüştürdüm? Tüm bunlar yazının sonunda beyan edilebilir. Dahası, yapay zeka kullanıldıysa bile, Mart ayında “Yazarlık bir tür yönetmenliğe mi dönüşecek?” başlıklı bir yazıda tartıştığım gibi hangi aşamalarda kullanıldığına ilişkin açık ve dürüst ön beyanlar da gündeme gelebilir.
Tüm bu trafik tartışmaları ve yapay zeka içerik dedektifliği sonsuza dek sürmeyecek elbette. Geleceğin interneti muhtemelen bu tartışmaları sindirecek ve iki katmanlı bir yapıya evrilecek. Bir yanda makineler tarafından üretilen, iyice değersizleşmiş jenerik bir içerik okyanusu olacak. Değersiz ama tamamen faydasız değil tabii. Sonuçta rutin haber ve yazıları insanlar üretmek zorunda değil.
Ancak diğer yanda ise daha değerli, çokça ücretli ve süreci şeffafça beyan edilmiş insan yazarlığı ya da gazeteciliği yer alacak. Trafik bedava ve içerik sonsuzsa, güven bir o kadar kıt ve değerli bir parametre olur nihayetinde. Oradan da okuruyla arasına ne arama motoru ne de dedektör koyan, “Bütün bunları ben ürettim ve işte böyle ürettim” diyebilen bir yayıncılık sağ çıkar.
Tabii okurun hâlâ öyle bir talebi olacaksa… Terry Eagleton’ın kulakları çınlasın, bu konuda "iyimser olmayan bir umudum" var hâlâ. Ayrıca beğenmediğimiz her yazıyı yapay zeka yazmış olamaz öyle değil mi? İnsanların da kötü yazmaya hakkı var pekala.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sam Altman, yakın zamanda katıldığı bir podcast programında yapay zeka yarışında bilimkurgu romanlarına konu olacak bir aşamaya gelindiğini duyurdu. Fakat OpenAI CEO’su, "Artık teknolojik tekilliğin (singularity) içindeyiz" dediğinde aslında yalnızca yapay zekanın geldiği noktayı tarif etmiyor, onlarca yıldır laboratuvar tartışmalarında ve gelecek tahminlerinde bahsi geçen bir kavramı da bugünün gündemine taşıyordu.

Sosyal medya ve akıllı telefonların olmadığı bir dünyayı hiç tanımamış olan genç nesiller, bugün kablolu kulaklıklar, retro oyun konsolları, CD’ler ve analog kameralara büyük bir rağbet gösteriyor. Dikkat süresini tekeline almayacak ürün ve hizmetler peşinde koşan bu kuşak, “yavaş teknoloji” olarak anılan bir akımı sessiz sedasız yükseltiyor.

Çin geçen hafta, medyaya “Çin’den yapay zeka aşklarına yasak” tarzı başlıklarla yansıyan bir düzenlemeyi uygulamaya koydu. Düzenlemenin hedefi gayet net: Kişinin kişilik özelliklerini, düşünce kalıplarını ve iletişim tarzını taklit ederek sürekli duygusal etkileşim sağlayan hizmetler. Peki yasanın arkasındaki gerekçe neydi, dünyanın geri kalanının bu yasağı takip etmesi olası mı ve tabii artık bir halk sağlığı sorununa dönüşen "yalnızlık salgını"nın önüne bu şekilde geçilebilir mi?

OpenAI, güvenlik testi sırasında kapalı bir test ortamından (sandbox) kendiliğinden çıkan iki yapay zeka modelinin internete erişim sağlayarak açık kaynak kodlu yapay zeka yazılımlarının açık kütüphanesi Hugging Face'in sistemlerine sızdığını açıkladı. Peki bu olay gerçekten yapay zekanın bilinç kazandığını gösteren bir dönüm noktası mı?

Yapay zekayla konuşurken onların yalnızca son cevabını görürüz. Sohbet robotlarına güç veren büyük dil modellerinin o yanıta nasıl ulaştığını, hangi ihtimalleri elediğini ya da cevabını oluştururken "zihinlerinde" nelerin canlandığını bilmeyiz. Anthropic’in yaptığı yeni bir çalışma ise ilk kez bu "kara kutunun" içinde neler yaşandığını ortaya koyuyor.




