Gürültüden çağdaş seslere yolculuk: Yaren Eren Budak

Yaren Eren Budak'ı çağdaş seslerle kendi ifadesini yaratan bir sanatçı olarak hayatına ekleyebilirsin — o da olasılık yığını içinde kendini bulmaya çalışanlardan.
Gürültüden çağdaş seslere yolculuk: Yaren Eren Budak

Folkvang - Duende - 12 Eylül
Folkvang Akademi ile birlikte

Ruhu olgunlaştıran atölyeler ve seminerler: Folkvang Akademi Gündelik hayatın telaşı derinleşmeye, meselelere farklı açılardan yaklaşmaya, duygusal dünyayı beslemeye yeterince fırsat tanımıyor. Manevi boşlukları doldurarak olgunlaşmanın yolu ise bu alanlara biraz olsun eğilmekten geçiyor. Folkvang Akademi, zihinsel, duygusal ve fiziksel dünyamızı besleyecek disiplinlerde kendini bu alanlarda geliştiren eğitmenlerin tasarladığı seminer, eğitim ve atölyelerle eylül-ekim aylarında da dolu bir program vadediyor. Nedir? Astrolog Yevkine Çilingir tarafından kurulan Folkvang Akademi; astroloji, psikoloji, nümeroloji, felsefe ve mitoloji oturumları, ezoterizm, Şamanizm, okültizm, Simya, metafizik, Tasavvuf, rüya çalışmaları, enerji çalışmaları, dinler tarihi, kristal taş seminerleri, Tarot, gibi farklı alanlarda eğitmenleri bir araya getiren ve düzenlediği periyodik seminer ve atölyelerle “insan ruhunun olgunlaşmasına ışık tutan” bir platform olarak öne çıkıyor. Neden farklı? Folkvang Akademi Astroloji, psikoloji, nümeroloji, merkaba, sembolizm, kristal geometri, tasavvuf, kristal taşlar, mitoloji, dinler tarihi, felsefe, tarot, chi-kung, reiki, şamanik çalışmalar, nefes çalışmaları, Ledün İlmi, rüya çözümlemeleri, aile dizimi, felsefe oturumları gibi konulara odaklanan çalışmaları katılımcılarıyla doğrudan temas hâlinde yürütüyor. Yeni bir bakış açısı sunarak hem somut hem de soyut bilgilerin harmanlanmasını destekleyen Folkvang Akademi; sürekli güncellenen ve yenilenen, teorik ve pratik içerikleri bir araya getiren bütünsel yaklaşımlı seminer ve eğitimleriyle öne çıkıyor. Folkvang Akademi’de sonbahar: Folkvang Akademi’nin eylül ve ekim ayı takvimlerinde Astrolojiye başlangıç, nümeroloji, Kristal bilinç, Esma-ül Hüsnalar, NLP ile düşünceleri yönetme, Yeni başlayanlar için Göbeklitepe, tasavvuf, semboller, Seraphim Blueprint İyileştirmesi, Gizli ilimler, aile dizimi, sarkaç, reiki, rüyalar gibi farklı konularda eğitim ve atölyeler yer alıyor. Bu atölyelerden birine katılmak için Folkvang Akademi’yle Instagram ya da WhatsApp üzerinden iletişime geçmek yeterli oluyor. Eylül - ekim ayları boyunca gerçekleşecek atölye ve seminerler için bu bağlantıyı inceleyebilir, Folkvang Akademi’yi Instagram’da takip edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

KULİS

Yaren ile ilk buluşmamız Nick Cave üzerinden oldu. Evet öncesinde bir araya geldik ama ben onu ilk Nick Cave'le görmeye başladım. Nicedir Nick Cave’i konuşmadım. Hatta bir dönem gün içinde sürekli girip bir şeyler okuduğum The Red Hand Files’a bile girmez oldum. Demek dönüş vakti geldi. Yazıya ara verdim. Girip Nick Cave’in yayımladığı her şeyi didik didik ettim. Birkaç ay önce ona sorulan “The Red Hand Files'ı başarılı buluyor musun?” sorusunu eşi Susie Cave’e yönlendirdiğini ve “Elbette.” cevabı aldığını öğrendim. Devamın da “Burası kilise gibi, dua etmek gibi manevi bir yer. Karakterimin daha iyi, daha şefkatli köşesinde her hafta belirli bir zaman geçirmemi sağlıyor. Oraya yolculuk etmek daha kolay, daha az dirençli hâle geldi. İyileşiyorum.” sözleriyle komünal paylaşımın ona olan etkinlerinden bahsetmiş. Katılıyorum, birlikte iyileşeceğiz. 

Ne diyorduk? İlk buluşma. Yaren’e en sevdiğim Nick Cave şarkısını sorduğumda önce soruyu değiştirdi. En sevdiğinin değil ama en anlamlı bulduğunun Push The Sky Away olduğunu öğrendim. Şarkıyı ilk kez Nick Cave’in 2018’de Küçükçiftlik Park’ta verdiği konser sırasında dinlemiş. “Elleriyle gökyüzünü yukarıya doğru itişini hatırlıyorum. O bana çok dokunan bir his olmuştu. Bazen ben de ellerimle havayı etrafa dağıtasım, şöyle 'Bir dakika çekilin, bana alan açın!' diyesim geliyor. Push The Sky Away, hem bir yandan içimizi daraltıp hem de o ferahlığı da sanki sağlıyor.” sözleriyle şarkının ona ne hissettirdiğini çok güzel anlattı. Tüm sohbete dönüp baktığımda çağın karın ağrısı gibi sesleri, hisleri arasında hep iyiyi bulmaya çalışmışız. Niceleri gibi… O nicelere de bol bol selam gönderdik zaten.

Yaren ve Taner


Yaren’le ilgili ilk araştırma yapmaya başladığımda websitesinde kendini “İstanbullu çellist, laptop icracısı, eğitmen ve müzik okur-yazarı” olarak tanımladığını gördüm. Ben onu çağdaş seslerle kendi ifadesini yaratan bir sanatçı olarak hayatıma ekledim — o da olasılık yığını içinde kendini bulmaya çalışanlardan.

KEŞİF SAHNESİ

Bozcaadada’yız — bir süredir oradayız ama ben sizi şimdi davet ettim. Manzaram çok güzel. Karşımdaki camın arkasında deniz var. Hemen ardında da Bozcaada Kalesi. Derinden gelen dalga sesleri, merakla beklediğim bir filmin açılış sahnesi gibi. Hafızasındaki ilk sesi sordum Yaren’e. Ankara’ya gittik. Bir uçak fabrikasının lojmanına. İş günleri sabah saat 05.30’da çalan siren vari bir sesi hatırladığını söyledi. Mesai başlamadan önce bir çeşit uyandırma işlevi taşıyormuş o ses. 4-5 yaşlarında bir çocuk için babasının evden gidip akşama kadar dönmeyeceği bir ayrılığı… Ve tabii o bilinmezlik içinde yaşanan korkuları. Bugünden farksız. Tam evdeki ortam nasıldı acaba diye düşünürken Yaren “Bizim evde çok fazla müzik dönerdi. Müzisyen olmam tesadüf değil. Hatta biraz da zorunluluk. Elimde başka bir şey yoktu neredeyse,” diyerek zihnimdeki soruyu cevapladı.

Dingin: Yaren’in o günlere dair mutlu hissettiği hatıraların merkezinde konserler var. Çok küçük yaşlardan beri konsere götürüldüğünden bahsederken araya şunu ekledi: “Bugünden o yaşa gidip kendimi tebrik ediyorum. Bağırıp çağırmayan, ortalığı dağıtmayan, onun yerine pür dikkat sahneyi izleyen bir çocuktum.” Daha o yaştan enstrüman çalınıyorsa susulacağını ve dingin bir şekilde performansın dinleceğini öğrenmiş. Dingin kelimesi bana değil, Yaren’e ait. Üstüne düşündüm biraz. Performans dingin kalarak mı dinlenir? Acaba aklında ne vardı? O dönem evin bir yerlerinde bağlama olduğunu öğrendim. Hem babası hem de eve gelenler çalarmış. Uzun yıllar yüzüne bakmasa da bir gün bağlama çalan arkadaşının etrafında toplanan kalabalığı görünce yalnızlığını kırmak için enstrüman kullanabileceği anlamış. Ben de tasolarımın sayısı artınca aynı şey olacak diye düşünmüştüm.

Farklı olan bir şey: Evden çıktık. Yaren’in abi-kardeş olan çocukluk arkadaşlarının yanına gittik. Neden buradayız? Çünkü evin bir yerinde pek de göz önünde olmayan bir org var. Yaren’in sadece oynamak için orgun tuşlarına basması, önce kazara anlamlı bir melodi çıkarmasını ardından da herkesin kulağına hoş gelen sesler yaratmasını sağlamış. O günün önemiyse hafızasında beliren “Bende galiba onlardan farklı olan bir şey var,” düşüncesi. 

Büyük kavgalar: Şimdi de galiba Antalya’ya gittik. Bu kısım sohbette yok. Ben parçaları birleştirdim sadece. İlk "bir şeyler oluyor" dediği zamanları pek anmak istemedi. Nedeniyse basit: “Enstrümana henüz hâkim hissetmemek, yetenekle ve çaldığın şeyle çok büyük kavgalar getiriyor. Bende bir şey var tamam ama tam da kullanamıyorum. Arada, eşikte bir yerdeyim. Çok fazla hata yapıyorum, çok anksiyete yaşıyorum.” Şimdi acaba nasıl bir duygu onun için sahneye çıkmak? Merak ettim. Bazıları ilk günkü gibi kalmış olmalı. Acaba hangileri?

Yaren, kedi ve Bozcaada Rum Mahallesi


Kalp çarpıntıları: İlk kez kendisini müzikal olarak ifade edebildiği grubun Kutu olduğunu söyledi. Utku Öğüt’un Britpop tadında, kendisine özgü müziği onu da içine çekti. Anlatırken yüzünde o günlerin heyecanını görebildim. Nitekim o dönemler Yaren’in elektro çellosunu yeni aldığı, çıkartmak istediği seslerin peşine düştüğü zamanlar. Yavaş yavaş yolu hayal ettiği isimlerle de kesişti. Belli ki kalp çarpıntıları, sabahlanan geceler fazla. Kocaman hayalleri içine alan sonsuz bir gelecek var. Yaş mı? 20’lerin başları. O yaşlarda Yaren peşi sıra gruplardan gelen çellist çağrılarına hep olumlu dönüş yaptı. Bir süre sonra aslında kendi projesi olmadığında bu grupların ona bir ifade alanı açmadığını fark etti. Bu da yavaş yavaş odasına çekilmesini ve tek başına kayıtlar yapmasını sağladı. Zaten o gün bugündür de kendi projesini solo olarak sürdürdüğünün altını çizdi.

Anlatım araçları: Vakti geldi. En başından beri Yaren’in yaşadığı kırılımları seslere taşıyabildiği aklımdaydı. Edip Cansever’in Yengeç adlı şiirindeki (ben podcast’te yanlış söyledim adını, affola) bir dizeden ismini alan Bir Vahşet Gibi Yaratılır Orda Umut'u sordum ilk. Meğer arkası çok derinmiş: “Edebiyatla müzik bende hiç ayrılmadı. İkisi de bence birer anlatım aracı. Karşıya bir şey geçirmek, bir dert iletmekle ilgili ikisi de. Edebiyatla bir dönem haşır neşir olmaktan kaynaklanan dışavurum istediğini müzikte de hissediyorum. Bir dönem çok dertli, çok sıkışık, dünya ile ilgili bir takım problemlerle boğuştuğum anda bir şey yazmak istemekle bir şey çalmak istemek arasında gidip geldim hep.” 

Bir Çağ Eşiği: Felaketlerin sonunun gelmediği bir döngünün içindeyiz. Hep kendime sorduğum bir soru: Hayatım boyunca daha ne kadar felakete tanıklık edeceğim? Cevabı yok. Dünyanın meseleleri Yaren’in de gündeminde, daha doğrusu evinin girer girmez hemen soldaki odasında. Geçen yıl yayımladığı Bir Çağ Eşiği isimli şarkısı belli ki oradan çıktı. “Kişisel çabalarımızla mücadele etmenin neredeyse imkânsız olduğu ve bizi bu yüzden çok çaresiz, güçsüz, zayıf hissettiren meselelerin yaptırdığı bir parçaydı.” sözlerinden hislerimizin uzak olmadığını bir kez daha anladım: ilki Nick Cave’di, ikincisi Bir Çağ Eşiği oldu. Onun hayattan çekip çıkardıklarına, yalnızlığına daha çok eşlik etmek istedim. 

Açık Radyo, Sub Rosa Programı


Sub Rosa: Bugününe gelince bulutlar biraz dağıldı. Hemen dört aydır her pazar günü Zafer Yenal'le birlikte yaptıkları Açık Radyo’daki Sub Rosa isimli radyo programını anlatmaya başladı. Meğerse Sub Rosa, müzikoloji lisans mezunu olmanın, hayatta ilk kez karşılığını bulduğu yermiş. Dinleyici tarafındaki benim içinse aynı kişiler arasında dönüp dolaşan müzikal konuşmalardan sıyrılan, çok sesli ve kayıtlı bir arşiv niteliğine sahip Sub Rosa. Takip ediniz, dinleyiniz.

Özgül ağırlık: Mesele bir yerde çağdaş müziğe geldi. Zaten gelmesi de gerekliydi. Kayıt için buluşmamızdan hemen önce Yaren bana attığı e-postada çağdaş müziği "Haydi oturup biraz saçmalayalım, sınırları zorlayalım gibi olgun olmayan bir heves üzerine kurulu değil çağdaş müzik. Tam tersi, içinde birikmiş acılar, öfkeler ve hazin toplumsal bir hafıza barındırıyor,” şeklinde tanımlayınca merakım iyice kabardı. Zaten birlikte keşfedeceğimiz isim de bu alanın öncülerinden biri olan Alvin Lucier oldu. Hep yakın tarihe bakacak değiliz ya, bu sefer 2. Dünya Savaşı sonrasına gittik. Toplumsal acıların ardından baş edememe hâlinin yarattığı özgül ağırlıkları ve bunun altından kalkmak için başvurulan yöntemleri konuştuk. Belki Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nda söylediği “Gerçekte çekilen acılardan gurur duymak gerekir, her acı bize yüksek bir aşamada bulunduğumuzu anımsatır,” gibi bakamadık acılara fakat açtığı kapıları gördük. O dönemin üretimlerine dair de en iyi tanımı Yaren yaptı: “Cenazede gülme krizine girmek gibi.”

Alvin Lucier, huntercollegeart.org


Deli mi dâhi mi?: Bazı sanatçıların yaşamlarına konuk olmak, onların hayata baktığı yerde belirmek, eserleriyle yönümü bulmaya çalışmak, umut etme ve yaşadığımı hatırlama sebebim. Alvin Lucier’in Yaren’deki yeri de öyle. Fizikle müziğin ilişkisini kurcalarken yaşadığı karşılaşma, Lucier’i tanıdıkça başka bağlarla güçlendi. Kendisi gibi Lucier’in de bazen kelimeleri kekeme ifade ettiğini söylemesinden ve bir sohbetimizde gülümseyerek çello için yazdığı bestelerini anlatmasından bunu anlamak mümkün. Başta da demiştim. Birkaç kalp çarpıntısı yan yana atmayagörsün. 

Kaydın kaydının kaydı: Alvin Lucier’e geri dönelim. Aslında tam olarak ona değil, onun müzikten önce ses üzerine kurduğu ham ve derinlikli kurgulara dönelim. Bir çağ eşiğinde oturan zamansız bir sanatçıyla başbaşayız çünkü. Kendisinin geride bıraktığı en önemli eserlerden biri I Am Sitting in a Room. Bu eseri ve yarattığı dünyayı podcast’te Yaren’den dinlemeni öneririm. Kısaca anlatmam gerekirse Lucier, bir metin ve iki kayıt cihazıyla tekrarlı kayıtlar alarak yaşadığı anı parçacıklara ayırdı. Ortaya lineer ve döngüsel akışta bir yaşam formu çıktı. Tüm kusurlardan arınmış, tekilliğe giden yolda çoğalmayı başarmış, tıpkı Yaren’in müziğindeki hüznün ve mucizenin somut anlatımı gibi.

Anahtar: Bu buluşmanın sonuna geldik. Bir keşif bırakmasını istedim Yaren’den. “Bir tek bunu düşünmeden geldim,” diyerek başladı cümleye ve devam etti: “Rehber dinlesinler. Fikret Kızılok’un Düşler’ini cover’lamak kolay değil bence. Hakkını vermişler diye düşünüyorum. Bu bile Rehber’i keşfetmeye değer.” Buluşmamızdan önceki gün, güneşi uğurlarken benim de aynı şarkıyı dinlemiş olmam tabii ki tesadüf değil. Olsa olsa bir kavuşma. 

Bozcaada Çayır Mevkii'nde gün batımı


Bis: Neticede festivaldeydik ve ikimiz de Bozcaada’ya gelmeden adanın hayatımıza iyi gelmesini dilemiştik. Bence öyle de oldu. Bir şekilde her akşam festival alanında denk gelip uzun uzun dans ettik. Hiç konuşmadan bizi buluşturan müziğe teşekkür edip bol bol gülümsedik ve arkadaşlığımızı kutladık. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Keşif Sahnesi #2: Yaren Eren Budak

Keşif Sahnesi'nin ikinci konuğu Yaren Eren Budak. Müzikle kurduğu bağları ve onu keşfe götüren duyguları konuştuğumuz yolculuğa davetlisin.

12 Eyl 2021

Folkvang Akademi ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Taner Turna

grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR