

Sürdürülebilirlik alanında bir ilk: Dell Latitude 5000 serisi “İlk sürdürülebilir bilgisayar” olma özelliğini taşıyan Dell Technologies ’in Latitude 5000 serisiyle tanışmaya hazır mısınız? Biyoplastik Bilgisayar Daha yaşanılabilir bir dünya için BM’nin (Birleşmiş Milletler) sürdürülebilirlik hedefleri kapsamında inovatif atılımlarına devam eden Dell Technologies’in sürdürülebilirliğe yenilik katan Latitude 5000 serisi ; Yenilikçi bir tasarım sunarak dönüştürülmüş karbon fiberden üretiliyor. Kapağında yüzde 21 oranında biyoplastik kullanılan ilk dizüstü bilgisayar olma özelliği taşıyor. Elektronik ürünlerin çevreyle uyumunu ölçeklendiren EPEAT sertifikasına sahip. Gold tescilli ürünleriyle Dell Latitude serisi, EPEAT’ın 2021 yılında gerçekleştirdiği değerlendirmede sürdürülebilir sistemlerde öncülüğünü koruyor. Bilgisayarların kutularında yüzde 100 geri dönüştürülebilen malzeme kullanılıyor. Dahası: Dell Technologies ürünlerinin yüzde 85'e yakını tüketici sonrası geri dönüştürülmüş plastik içeriyor. Gezegeni daha yaşanabilir kılmak için her fırsatı değerlendirerek üretimde karbon ve su emisyonlarını azaltan Dell Technologies, bu sayede bir yıl boyunca 5564 eve enerji tasarrufu sağlayarak 226 olimpik havuzu doldurmaya yetecek suyu koruyor. Stil performansla buluştu Geniş ekranlı, dar çerçeveli ve taşınabilir hafif bir tasarıma sahip olan Latitude serisi; Performansı üstün kılarak termal soğutma yenilikleriyle donatıldı. ComfortView Plus sayesinde canlı renkleri deneyimlemeye imkân tanıyan zararlı mavi ışık emisyonlarını azaltıyor. Dell ExpressConnect 11. nesil Intel® Core™ vPro® işlemcisi, 4G LTE mobil bağlantı ağı ve geniş seçenekleriyle her an üstün bir performans sağlıyor. USB Type-C tek kabloyla bir dizi bağlantı esnekliği getirerek istenilen her anda çalışma performansını kesintisiz bir deneyime yükseltiyor. Sürdürülebilirliğe yeni bir pencere açan Dell Latitude serisini keşfetmek için burayı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Spotify’ın içerik üreticisi Joe Rogan’ın podcast bölümlerinde Covid-19 hakkında dezenformasyon paylaşması ve yaptığı ırkçı “şakalar” sonrasında verdiği imtihan, aslında podcast içeriklerinin günden güne ne kadar ön plana çıktığının bir kanıtı. Her ne kadar Spotify zorlu günler geçirse de dijital dünyanın parsellenmekte geç kalınmış alanı podcast, rağbet görmeye devam edecek gibi duruyor.
Podcast neden yükselişte?
Yıllardır büyük teknoloji şirketlerinin ve dolayısıyla hükümetlerin radarına takılmadan kendi ekosistemini oluşturan podcast dünyası, nihayet şirketlerin de odak noktası haline geldi. Çoğu podcast dinleyicisi, bu içeriklere önceden iPhone’larının içinde bedava olarak gelen podcast uygulaması üzerinden erişebilirken artık bazı podcast’leri dinlemek için başka platformlara taşınmak zorunda kalıyor. Çünkü şirketler aynı Spotify ve Joe Rogan arasındaki anlaşma gibi kendi özel içeriklerini çıkarmak istiyor. Örneğin kullanıcılar artık girişimcilerle röportaj yapılan “How I Built This” isimli podcast serisini dinlemek için Amazon’un müzik uygulamasını indirmek ve kullanmak zorunda. Hatta LinkedIn daha dün kendi podcast ağını kurduğunu duyurdu. Birçok medya kuruluşu ve içerik platformu bu tip özel içerikler üreterek kullanıcıları kendisine çekmeye çalışıyor. Nitekim podcast artık bu şirketler için bir büyüme stratejisi haline gelmiş durumda.
Podcast’lerin odak noktası haline gelmesinin arkasındaki temel nedenlerden biri de görsel içerik tüketiminin zirveye ulaşmış olması. Zira herkes günlük hayatında ya bir şey izliyor, ya Zoom’da bir toplantıda oluyor, ya da video oyunları oynuyor. Bunu fark eden şirketler içerik tüketimi için bu sefer gözleri değil kulakları hedef alıyor.
“Tüketicinin gözleri için olduğundan daha çok vakti kulakları için var. Kullanıcının dikkat payları açısından bakıldığında, daha çok sayıda tüketicinin bir şeyler dinlemek için daha fazla zamana sahip olacağını ve podcast’lerin kalıcı olacağını düşünüyoruz.” — Kintan Brahmbhatt, Amazon Music Podcast Müdürü
Tabii ki kalıcı olması beklenen ve şirketlerin gelirlerini artırma odaklı yöneldikleri podcast içeriklerinde reklamcılık da önemli bir yere sahip. Bu bağlamda şirketler reklam analitiklerini geliştirmek ve verimli hale getirmek istiyorlar. Örneğin Spotify, geçtiğimiz günlerde Chartable ve Podsights isimli reklam teknolojisi şirketlerini satın aldı. Spotify, böylelikle reklam verenlere reklamlarının kaç kişiye eriştiği, kimlerin bu reklamlara tıkladığı ve tıklamanın ardından ürünü satın alıp almadığı gibi ayrıntılı bilgiler vermeyi hedefliyor.
Büyüme sancısı: Moderasyon

The Joe Rogan Experience üzerinden
Her popülerleşen şeyde olduğu gibi podcast içerikleri de yavaş yavaş mercek altına alınıyor. Joe Rogan olayından sonra podcast içeriklerinin denetimi ve moderasyonu platformların değinmesi gereken sorunlar hâline geldi bile. Joe Rogan’ın Spotify’da içerik üretmesine aracı olan Dawn Ostroff, içeriklerin denetimi ve düzenlenmesiyle sansür arasında ince bir çizgi olduğunu ve kolay bir çözümün olmadığını belirtiyor.
Ancak diğer medya türlerine göre daha serbest ve özgürlükçü olan podcastler, içerik denetimi ve düzenlemesi konusunda sınıfta kalıyor. Bu hem podcast ekosisteminin ucu bucağı olmamasından, hem de bir ses dosyasını yazıya dönüştürüp analiz etmenin zahmetli ve genelde isabetsiz olmasından kaynaklanıyor. Nihayetinde konuşma esnasındaki vurgulamalar, türeyen yeni terim ve jargonlar, farklı ağız, lehçe ve dillerden kelimelerin kullanılması ile sohbetin bağlamına göre kelimelerin anlamlarının değişmesi de işi iyice zorlaştırıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şirketler metaverse'teki yerlerini alıyor, podcast kültürü geçici bir heves olmadığını kanıtlıyor.
24 Şub 2022

YAZARLAR

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Emojiler, ilk bakışta internet ekosisteminin evrensel bir dili gibi görünse de hangi emojiyi kullandığınız, sizinle ilgili sandığınızdan çok daha fazla şey söylüyor. Bazen bir emoji, doğum tarihinizi yazmanıza gerek kalmadan hangi kuşağa ait olduğunuzu rahatlıkla ele verebiliyor.

Haziran ayında İstanbul’daki Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’nde açıklanan 2026-2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla kamu kurumları için resmî bir yol haritasına dönüştü. Plan, yetkinliklerin yaygınlaştırılmasından işlem gücü yatırımlarına uzanan 16 adımlık bir çerçeve sunuyor ancak sınırlı eğitim hedefleri, özel sektöre yönelik teşvik ihtiyacı, yönetişim ve çevre alanındaki boşluklar, planın geliştirilebilecek yönlerine işaret ediyor.

Google, yapay zeka alanında bugüne dek her zaman sessiz, istikrarlı, kendini kanıtlamış ve olgun bir şirket imajı çizdi. Fakat Ağustos ayı başlarında şirket, yapay zeka yönetiminde bugüne kadar yaptığı en köklü değişikliklerden birine gitti. Eski şirket çalışanları tarafından yapılan açıklamalar, bu yönetim değişikliğinin ardında şirketin yapay zeka alanında hangi yöne ilerlemesi gerektiğine dair önemli bir fikir ayrılığı olabileceğine işaret etti.

Son günlerde yapay zeka modellerinin yaygın kullanıma açılmak için yeterince güvenli olup olmadıklarını anlamak üzere yapılan testler, başlı başına bir güvenlik riskine dönüşüyor. Şirketler tarafından bir prestij göstergesi gibi sunulan kaçış vakaları, test ortamları ve prosedürlerinin de en az modeller kadar hızlı güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Yapay zeka üretimiyle insan üretimini birbirinden ayırmak giderek zorlaşırken Spotify’dan Anthropic’e teknoloji şirketleri, etiketler ve filigranlarla kökeni yeniden görünür kılmaya çalışıyor. Ancak bu önlemler kolayca aşılabiliyor; üstelik bir içeriğin yapay zeka ürünü olduğunu öğrenmek ona biçtiğimiz değeri de değiştiriyor. Belki de asıl mesele artık sahte içeriğe kanıp kanmayacağımız değil, otantikliği nasıl tanımlayacağımız olacak.



