İçimizdeki Canavarların Şifası Doğa

Paklitaksel neyden elde edilir?
İçimizdeki Canavarların Şifası Doğa

Ocak/Şubat - BMW - Dünyahali
BMW i ile birlikte

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

Sima Özkan

İklim krizi biyolojik çeşitliliğe büyük zarar veriyor. Her yaz daha da çığrından çıkan orman yangınları, yükselen deniz seviyeleri, akıl sır ermeyen hava olayları sonsuza dek kaybolacak çeşitliliğe yol açarken öte yandan orangutanların elinden aldığımız ormanlarda palm yağı denen “kanlı yağın” krallığını kuran insanlık büyük bir flora kaybına neden oluyor. İnsanlık var olalı beri, soluduğumuz havayı, karnımızı doyuran besinleri, çıplaklığımızı sakladığımız giysileri ve şifayı hep doğaya borçluyuz. 

Bu hafta, doğaya  insan merkezci bir açıdan bakalım. İnsan, doğa denen birliğin, canlılarından sadece biri. Biz doğadan bağımsız değiliz ama ona tüm yaşamımızı borçluyuz. Bedenlerimiz arıza verdiğinde, doğayı taklit edip güçsüzden vazgeçmezken ve toprağa karışmaya direnirken içimizdeki canavarların da doğaya ihtiyacı oluyor. 

Biricik ağrı kesici ve ateş düşürücümüz, dünyada en yaygın kullanılan ilaç aspirin, MÖ 2000 yıllarındaki bir Sümer tableti üzerinde girmiş insanlık tarihine. Sümerler, söğüt ağacının kabuğunu sıyırıp yediklerinde ağrılarının nasıl dindiğini anlatırken Antik Mısır ve Antik Yunan da söğüt romatizma ve iltihaplara çare olmuş. Bugün belki söğüt ağacının yapraklarını hiç dokunmamışlarımız bile ihtiyacımız olduğunda avcumuzdaki aspirinin varlığına şükretmişizdir. 

Ülkemizde de fosilleri bulunan, yeryüzünün en eski ağaçlarından, yapraklarıyla bile benzersizliğini ilan eden ginkgo biloba, yani mabet ağacı alzheimer tedavisinde kullanılıyor günümüzde. Pasifik porsuk ağacı ise pek çok kanserin tedavisinde kullanılan kemoterapi serumlarına girip kanserli hücrelerle boğuşuyor. Üstelik, o tatlı rengine ve albenisine rağmen meyvelerinin çekirdeği zehirli; kuşlar sadece etli kısmını yiyor. Yapraklarındaki “taksin” maddesi hayvanlarda zehirlenme ve ölüme neden oluyor. Ama bu doğal zehir, HER 2-pozitif tümörlü kadınlarda Paklitaksel tedavisiyle meme kanserinin yeniden ortaya çıkmasını engellenme şansını yüzde 40’lara çıkarıyor. Peki ya, başka başka diyarlarda, çok uzaklarda değil, bahardan yaza sırasıyla burnumuzun ucunda açan çiçeklerden biri bu oranı 80’lere taşıyorsa? Ya biz flora diyarındaki o kapıdan geçemeden o kapıyı çoktan kendi yüzümüze kapatacak kadar bile bencil olamayacaksak. Yaşam çeşitliliğiyle doğa ananın koynunda gelişti tıp ve hâla doğadan öğreniyoruz şifayı. Isırganın yanında biten sinir otu, ısırganın kaşıntısını da almayı biliyor.

Bundan yıllar yıllar önce Gülhane Parkı’nda yürüdüğüm öğle aralarında görmüştüm bir porsuk ağacını ilk defa. Meyvelerini elime alıp yiyecekken içimden bir ses dur dedi ve iyi ki de yemediğimi keşfettim. Bugün de o zehri bedenime almaktan son anda kurtulduğumu öğrendim. Erken teşhis meme kanserimle sadece dört seans kemoterapiyle, beşinciyi alma gereği duymadan Paklitaksel’in, yani porsuk ağacı serumunu almama gerek kalmadığını anlattı bana hemşirem. Ben de ona Paklitaksel'in neyden yapıldığını anlattım. İkimiz de sevindik. Peki, benim damarlarımda şu an gezegenimizdeki hangi yaşam biçimi dolanıyor ve ben şifam için neye muhtacım? Kompost atölyelerimde, avcuma biraz toprak alır ve çocuklara, “Biliyor musunuz, şu an avcumdaki canlı sayısı, tüm dünyadaki insan sayısından çok!” derim. Meğer içimde topraktan gelen şifa varmış.

İçimdeki canavarlarla savaşan Doksorubisin'in geçmişi, 1950’lerde, İtalyan bir araştırma şirketinin toprak mikroorganizmalarından üretilen anti-kanser ilaçlarını keşfetme girişimine dayanıyor. 13. yüzyıldan kalma Castel del Monte kalesinin civarından elde edilen bir toprak numunesinde yeni bir Streptomyces peucetius suşu izole edilmiş ve bu bakterinin ürettiği kırmızı renkli bir antibiyotiğin fare tümörleri üzerinde iyi bir etkiye sahip olduğu bulunmuş. Aynı dönemde bir grup Fransız araştırmacın da aynı bileşiği keşfettiği için bu iki araştırma ekibi bu ilaca daunorubisin adını vermişler. 

Toprağı öpüp koklayıp başımıza koyalım demem mi… Hemşireme anlatacağım yeni bir hikâyem daha var. Toprakla haşır neşirliğim bilindiği üzere, belki de bu yüzden yan etkileri bende pek ileri gitmedi. İtalya’nın Puglia bölgesi için de rota oluşturuluyor… 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

107: "Önce Zarar Verme" İlkesi

Sağlık Bilimleri Konferansı, Füzyon Enerjisi, Doğadaki Canavarların Şifası

12 May 2023

BMW i ile birlikte
Shifaaz Shamoon

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ OKUMALAR

DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fısıldayan ağaçlar

Ağaçların Görünmez İletişim Ağı ve Doğanın Dili

01 Tem 2026

Fısıldayan ağaçlar
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek

Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj

01 Tem 2026

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fıstık Ağacı

Bir Coğrafyanın Hafızası: Fıstık Ağaçları

01 Tem 2026

Fıstık Ağacı