

World’ün 30. yılında dile Vadaa’dan ne dilersen
Türkiye’nin alışveriş arkadaşı World 30 yaşında. Kampanyalarla dolu, mutlulukla dolu, Vadaa’larla dolu tam 30 yıl!
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
“Çoğunlukla kendi kendime konuşup bilmem gereken bir şey olup olmadığına bakıyorum,” ox’un yeni single’ı Reflection'ın tanıtım metni böyle başlıyor. ox parçaları belirli aralıklarla, arkasındaki düşünce sürecinin ipucunu veren kısa metin ve görsellerle düşüyor e-posta kutuma. Reflection önümüzdeki 10 ay boyunca yeni parçalarla genişleyecek bir seriye ait. Müzik yayımlamanın temelindeki “iletişim kurma” motivasyonu, bir müzisyen için dönüştürücü olabiliyor. Bunu TKO projesiyle paylaştığı ilk EP’de görüyor Osman.
Parçalardaki metinlerin kolaylıkla anlaşılır olduğunu düşünürken aslında ne kadar örtülü olduklarını, dahası, günlük hayatında kendisiyle iletişim kuran insanların onu anlamak için ne kadar efor harcadıklarını fark ediyor. Kendine dair bu farkındalık, iletişimi kolaylaştırma ihtiyacıyla ox’u doğuruyor. ox’ta şarkı sözleri ve vokal dâhil oluyor müziğine. Vokal kullanmanın, dinleyiciye duyduğu o tatlı cümlenin nasıl sert bir yerden dönüşerek geldiğini hissettirebildiğini söylüyor.

Ters ışığa düşmek, karanlıkta belirmek
Kendinden uzaklaşmadan: Kendimi olduğum gibi ifade ettiğimde yeterince açık değilsem, kendimden uzaklaşmadan nasıl daha anlaşılır olabilirim? Osman’ın müziğine etki eden bu soru, sohbetimizde de hissediliyor. Düşüncelerini anlatırken zaman zaman duruyor, kelimelerini değiştiriyor, ifadelerini arındırıyor, düşünce akışının düğümlerini çözmeye girişiyor. Edebiyat ve Batı resmiyle daha çok ilgilendikçe, anlatım dilinde görülenin ve duyulanın olduğu gibi anlaşılabildiği bir aralık olduğunu sezmiş Osman. Kendi dilini kaybetmeden, o aralığı yakalamaya çalışıyor.

Osman'ın “Bunu unutmamalıyım dediğim ne varsa bunun içinde,” dediği defteri
Defter: Kendi içinde yaşadığı süreçleri bu kadar dikkatle gözlemleyen birinin, Keşif Sahnesi okurlarıyla paylaştığı kişisel eşyasının bir defter olması çok doğal geliyor. “Bunu unutmamalıyım dediğim ne varsa bunun içinde,” diyor Osman. Sessiz bir tanık olarak sürekli kayıt tutan defter, insana değişen, dönüşen bir varlık olduğunu hatırlatıyor. Aştığı tümsekleri, aşamayıp düştüğü çukurları tüm gerçekliğiyle gösteriyor. Kayıtta okuması için defterden rastgele bir sayfa seçerken, “kendim” dediğim şey bir yıl önce başka bir insandı diye düşünüyorum.
Anahtar: Çoğumuz için olduğu gibi Osman Kürşad Tuncer’e de yeni kapılar açan albümler saymakla bitmiyor. Frank Ocean’ın Blonde'unun altını çiziyor en çok. Hele Seigfried şarkısı — bize verdiği anahtarda Nicolas Bernier’in adı var. Kaçık olarak nitelendirdiği albümü Frequencies'teki saniyelik parçaları tekrar tekrar dinlemenin ilginç hissettirdiğini söylüyor.

Osman ve favori Rizespor forması
Bis: Her Keşif Sahnesi konuğu aklımda bir iz bırakıyor, her konuşma olduğum insanı biraz değiştiriyor. Osman Kürşad Tuncer'la sisler içinden Aposto! stüdyosuna gelip sonrasında yine sislere karıştığımız kayıt gününde, başka müzisyenlerin prodüksiyonlarında yer aldığında müzikal olarak gittiği yönlerle ilgili söyledikleri güldürüyor: “Akraba düğünleri gibi, gitmek istemezsin ama zorla içine çekildiğin zaman da illa eğlenecek bir şey bulursun. Sonra rakının bağımlısı olursun.”
İleri gidip, hayatı dev bir akraba düğününe benzetebilirim. Üstüme bu rakıyı kim döktü? Elimde bu mendilin ne işi var? Anlatabilmekle anlaşabilmenin kesişimi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Kolektif bilinçle hareket etmek ve kötü düşünceleri atmak için harika bir saat geçirilen halı saha maçlarına yolculuk et: Osman Kürşad Tuncer'le tanış.
14 Kas 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



