İkili delilik: Türk futbolu nefret yarışından nasıl kurtulur?

Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinin nefret yarışına indirgenmesi, krizdeki Türk futbolu için kârlı bir iş modeli olarak görülüyordu. Artık bu iş modeli, iyice önemsizleştirilen ve hakkı yendikçe yenen diğer aktörleri isyana sürüklüyor.
İkili delilik: Türk futbolu nefret yarışından nasıl kurtulur?

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

"İki takımın da yöneticileri eserleriyle gurur duysun. Eserinizle övünebilirsiniz. Sizler ülke futbolunu bu hâle getirdiniz. Ne VAR'dakiler sağlıklı karar veriyor ne de maçı yönetmeye çıkanlar objektif. Biz sadece bundan kaybetmedik, üzerime düşeni alacağım. İki hafta sonra Galatasaray maçımız var. Hiçbir şey değişmeyecek. Birbirinizle olan rekabet yüzünden ülke futbolu bu hâle geldi."

Konyaspor teknik direktörü Recep Uçar’ın geçen hafta Fenerbahçe maçı sonrası sarf ettiği bu sözler, şu ana kadar Fenerbahçe-Galatasaray kavgasının Süper Lig’e olan etkisine dair saha içinden yapılmış en önemli eleştiriydi. Ali Sami Yen’in deyimiyle ülkenin “en eski spor arkadaşları”nın yarışma tarzı, 2022/23 sezonundan yani ikili rekabet iyice yalnızlaştığından beri bu hâlde. Bu hâl, kaybedenin kazananı tebrik ettiği, kazananın edebiyle sevindiği, sağlıklı bir zemin üzerinde saygıyla yürüyen bir rekabete değil müsriflik ve mızıkçılıktan başka çok az şey barındıran bir nefret yarışına tekabül ediyor.

'En eski spor arkadaşları'ndan umut yok

Yanlış anlaşılmasın, burada milat olarak verdiğim 2022/23 sezonu, sadece tablonun bugün ulaştığı ve Uçar’ın da ifade ettiği üzere tüm ligi olumsuz etkileyen seviye için bir milat. Yoksa elbette Fenerbahçe-Galatasaray rekabetindeki toksik hava 100 yılı aşkın süredir bizlerle. Ali Sami Yen’in “Fenerbahçe ilk kurulduğunda bizim için yabancı memlekette rastlanmış bir kişi gibi idi” sözleriyle rakibinin varlığını kutladığı doğru ama 1930’lara gelindiğinde bu rekabetin nümayiş sebebi olduğu da! 

Bu yıllarda genç Cumhuriyet’in gözünde futbolun bir süre “halkı uyuşturan, yozlaştıran”, dolayısıyla uzak durulması gereken bir aktivite olarak mimlenmesi de büyük oranda bu ilk rekabetin yarattığı gerilimlerin sonucu. Zaman içinde daha da büyüyen, yayılan ve çirkinleşen, “düşmanlık” boyutuna varan ilişkiler artık tarihin en düşük noktasında

2022/23’ten beri iki takımın ligin geri kalanıyla arasındaki farkı açması, rekabetin tamamen ikili hâle gelmesi, Fenerbahçe’nin uzun süreli şampiyonluk hasretinin neden olduğu paranoyak ruh durumu ve Galatasaray tarafındaki “Ali Koç’un şampiyonluğu bu kez satın alacağı” histerisi işi iyice “deliliğe” sürüklemiş durumda. 

Artık “en eski spor arkadaşları”, birbirlerine adlarıyla dahi hitap etmiyor. Biri “malum camia” diyor, diğeri “ikinci takım.” Karşılıklı suçlamaların seviyesizliği kimi iddiaların aksine meselenin sadece bir sosyal medya sorunu olmadığını ortaya koyuyor. Kulüplerin her biri diğerinden kodaman iş insanı yöneticileri en sorumsuz şekilde kitlelerini doldurmaktan, düşmanlığı körüklemekten çekinmiyor. Çünkü bu sadece sahada kazanmanın formülü değil. Her iki takım için de hatta Türk futbolunu yöneten TFF için de bir iş modeli: Fenerbahçe-Galatasaray nefreti.

2022/23 sezonu öncesi harcamalarını nispeten kısan, ağır kontratlardan kaçma eğilimi içine giren bu takımlar, 2022 yazında Erden Timur’un “Küçülerek büyüyemeyiz” vurgusuyla Lucas Torreira, Dries Mertens, Mauro Icardi gibi yıldızları kadroya katmasıyla strateji değiştirdi. Timur haklı çıktı, kulüpler bu yolla hem kadro kalitelerini ciddi biçimde yükselterek lig içinde rakipsiz hâle geldi hem de gelirlerini büyük oranda artırdı. 

Son olarak formasında boş yer kalmayan Galatasaray’ın yöneticisi Niyazi Yelkencioğlu sponsorluk gelirlerinin 70 milyon doları aşarak rekor kırdığını açıkladı. Türkiye’nin en güçlü holdinginin sahiplerinden biri tarafından yönetilen Fenerbahçe için de tablo benzer. Her iki takım da peynir ekmek gibi forma satıyor ve statlarını dolduruyor. Dolayısıyla taraflardan birinin sahada kaybediyor olması dışında işler iki taraf için de tıkırında. Ama işte o sahada kaybetme işi de taraftarın gözünde diğer her şeyi önemsizleştiriyor. 

Bu yüzden biri tahtını kaybetmemek, diğeri hasreti dindirmek için en iyi bildikleri, artık ustalaştıkları bu nefret oyununu en sert şekilde hayata geçiriyor.

Bu oyunu kim bozabilir?

Peki artık diğer kulüplerin yöneticilerini, teknik direktörlerini, futbolcularını isyan etmeye zorlayan, diğer takımları zayıflatan, ligin “marka değeri”ni düşüren, imajını bozan bu oyun nasıl bozulur? 

  • Şunu vurgulamadan olmaz: Gerçek bir çözüm ancak oyunun “nefret yarışı”ndan çıkarılmasıyla mümkün ancak bu, futbolun dışında pek çok dinamiği ilgilendiren, deyim yerindeyse bir “devrim sorunu” olduğundan bunu yazının dışında bırakıyorum. 

Daha kısa vadeli düşünelim… Her ikisi de şampiyon ilan edilmediği müddetçe Fenerbahçe ve Galatasaray’dan çözüme katkı sunmasını kimse beklemesin. Beştepe’yi, TFF’yi de geçin. Diğer takımlar, Süper Lig’in kaderini değiştirebilir mi? Yukarıdaki iki takımın tüm avantajlarına rağmen transfer piyasasında hâlâ ciddi hatalar yaptıklarını hatırda tutalım. Onlardan daha çok para harcamak imkansız belki ama daha zeki davranmak mümkün. 

İlk adım Göztepe’yi takip ederek atılabilir. Bir başka deyişle ligin kodlarına uygun futbol felsefesini tespit edip buna uygun teknik direktör ve transfer piyasası hamleleriyle aradaki fark kapatılabilir. Samsunspor ve Eyüpspor, tüm transfer kısıtlamalarına rağmen doğru hoca, oyun ve oyuncu grubuyla bunun örneklerini sergileyen diğer takımlar.

Camia gücü ve taraftar sayısı/etkisi bakımından Fenerbahçe ve Galatasaray’la baş etmesi daha kolay olan Beşiktaş ve Trabzonspor için ise hedef öncelikle bu kulüplerin “biraz daha az para harcayanı” olma hâlinden kurtulmak olmalı. Son 3 sezonda yaşananlar, bu konuda yeterince ders biriktirdi. Ama yeni yöneticilerin ya da sosyal medyada "yangın yapan" taraftarların ne kadar ders aldığı meçhul.

Ali Sami Yen’e, tırnak içinde vereceğimiz onun sözleriyle geri dönersek, Galatasaray ve Fenerbahçe hâlâ "en eski spor arkadaşları", hâlâ "birbirlerine manen ve maddeden ihtiyaçları var" ama artık birbirlerini “yabancı memlekette rastlanmış bir kişi gibi” değil memleketi işgale gelmiş yabancılar gibi görüyorlar. Maalesef her iki takımın da yozlaşmış yöneticilerine kazandıran şey daha çok nefret pompalamak oldukça bu ilişkilerin düzelmesi mümkün görünmüyor. Bu da spor sahasının ötesinde etkiler yaratması olası bir nefret sorunu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Punto Punto

BÜLTEN SAYISI

🗣️ Nefret yarışı, Melbourne'de ilk hafta

Türk futbolunun Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki nefret yarışıyla tanımlanan iş modeli nasıl bozulur? Avustralya Açık'ın ilk haftasında hangi notlar öne çıktı?

17 Oca 2025

AO 2025

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen

Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek

Tadej Pogačar, Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.

Ömer Şentürk

·

28 Tem 2026

Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek
Punto Punto

HİKAYE

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?
Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?