

Bir tercih çok şey değiştirir : Yapı Kredi Step Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’na göre Türkiye, 163 ülke arasında 71’inci sırada yer alıyor. Raporun sunduğu tabloya göre tercihlerimizin sorumluluğunu almamız, daha iyi bir gelecek için doğru olanı yapmamız gerekiyor. İşte bu noktada Yapı Kredi , Türkiye’de sürdürülebilirlik kültürünü ve bilincini kalkındırmanın rehberliğini üstlenerek ortak geleceğimiz için harekete geçiyor. Sürdürülebilir Tercih Programı , yani Yapı Kredi Step ile hepimizi daha iyi bir gelecek için birlikte adım atmaya davet ediyor. Nedir? “Bir tercih çok şey değiştirir” diyerek yola çıkan Yapı Kredi, Step ile hem bireysel hem de toplumsal anlamda herkesi bilinçlendirmek ve sürdürülebilir hayata geçişi kolaylaştırmak üzere harekete geçmeyi hedefliyor. Yaşam tarzımızın, tercihlerimizin değiştiği ve beslendiği bu sürdürülebilirlik kültürüyle Step, daha iyi bir geleceğin hayalini gerçeğe dönüştürmeyi amaçlıyor. Ne yapmalı? Sürdürülebilir tercihler. Mesela plastik poşet yerine bez çanta kullanmak, basılı yerine dijital ekstreye geçmek, kısacası günlük hayatta küçük ama ortak geleceğimiz için büyük etkiler yaratacak adımlar atmamız gerekiyor. Tercihleriniz sürdürülebilir hâle geldikçe Step her bir adımda size Step Puan kazandırıyor. Üstelik, biriktirdiğiniz Step Puanları sosyal sorumluluk projelerinde bağışa dönüştürebiliyor, eğitimden çevreye birçok konuda dünyanın daha iyi bir yere dönüşmesine aracılık edebiliyorsunuz. Siz de Yapı Kredi Step ’e katılarak daha güzel bir geleceğe adım atabilirsiniz. Step, Yapı Kredi Mobil ’de.
Daha fazlasını öğren →
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Tenisin “Drive to Survive”ı olma iddiasıyla ortaya çıkan bir belgesel fikri, 2022 sezonunun başından itibaren oyuncuları takip eden kameraları gördüğümüzde, bir heyecan dalgası yaratmayı başarmıştı. Formula 1’in hayran kitlesinin artmasında büyük katkısı olan belgesel serisinden sonra, tenis için de bir benzeri yaşanabilir mi? Üstelik tam da tenisin buna ihtiyaç duymaya başlayacağı noktada.
Kırılma noktası

2022 sezonunda çekimlerine başlanan Netflix’in tenis belgesel serisinin ismi, fragmanının yayınlanmasıyla belli oldu. “Kırılma noktası” anlamına gelen “Break Point”, teniste rakibin servis oyununu kazanma noktasında alınan son puana verilen isim, yani maçın kırılma noktalarından biri. Bu ismin neden seçildiğini, ilk bölümün henüz ilk dakikalarında duyduğumuz şu sözler açıklıyor: “En sonunda teniste büyük bir değişime tanıklık ediyor olabiliriz. Kimlerin onların yerini alacağını merak ediyoruz.” Proje için seçilen oyuncular açısından bakarsak, “kırılma noktası” terimi onların kariyerleri için de geçerli bir kelime. Her biri, tesadüf ya da değil, 2021 ya da 2022 sezonunda önemli kırılma noktaları yaşadılar. Netflix bu isimleri seçerken ya çok öngörülüydü, ya takip eden kameralar oyunculara ekstra bir motivasyon sağladı ya da hepsi tesadüftü. Belki de hepsinden biraz.
Takip edilen isimler
Netflix, belgesel serisi için 2022 sezonunda erkekler ve kadınlar turundan toplam 10 ismi mercek altına aldı. Kadınlarda Ajla Tomljanovic, Maria Sakkari, Paula Badosa ve Ons Jabeur; erkeklerde ise Nick Kyrgios, Thanasi Kokkinakis, Matteo Berrettini, Taylor Fritz, Felix Auger-Aliassime ve Casper Ruud. İsimleri bir arada okuyunca bu oyuncuların her birinin 2022 sezonunda bol bol hikaye verdiğini görebiliyoruz ve bu anlamda isim tercihleri başarılı. Tabii ki bu isimler üzerine odaklanırken, arka planda sezondaki başarılı isimleri de görmek mümkün. Yayınlanan ilk 5 bölümün neredeyse hepsinde, kariyerinin en iyi sezon başlangıcını yapan Rafael Nadal’ı görüyoruz örneğin. Haziran ayında yayınlanacak 2. kısımdaysa Novak Djokovic, Iga Swiatek ve Carlos Alcaraz’a rastlayacağız.
Arka plan hikâyeleri

Tenisi yakından takip edenler için, Break Point’in bilmediğiniz şeylerden bahsettiğini söyleyemeyiz. Zaten bu projenin esas hedef kitlesi sıkı tenis takipçileri değil. Netflix’in “Drive to Survive” ile başlayan, Golf turu ile devam edecek olan bu projelerindeki ana hedef, o sporun pek de içinde olmayan kişilere sporu sporcu hikayeleri üzerinden anlatmak ve bu kişileri spora çekmek. Bu şekilde baktığımızda tenis, hem kort içinde hem de kort dışındaki hikayeleriyle bu amaca oldukça fazla malzeme verebilecek bir spor. Peki Break Point bu malzemeleri işlemede ne kadar başarılı? Bu noktada, belgesel serisinin odağını tekrar hatırlamak gerekiyor: Seçilen sporcuların 2022 sezonundan kesitler sunmak. Bu nedenle turda yaşanan bazı büyük olaylar, belgeselde çok küçük bir şekilde yer bulmuş, ya da hiç bulmamış. Örneğin; Novak Djokovic’in geçen yıl Avustralya’dan sınır dışı edilmesiyle sonuçlanan süreç 2. bölümde 2 dakikada geçiliyor. Dünya 1 numarası Ash Barty’nin dominant performansını sürdürürken 25 yaşında emekli olması, belgeselde yer almıyor.

WTA
Her biri yaklaşık yarım saat süren ve kronolojik bir şekilde ikişer sporcunun sezon kesitlerine yer verilen bölümlerde, kortta gördüğümüz hikayelerin arka planında yaşananları, oyuncuların turnuva dönemindeki günlük hayatlarını, aileleriyle iletişimlerini, özel hayatlarını, kazanma ve kaybetme durumundaki psikolojilerini ve maç içindeki belirli durumlarda akıllarından geçenleri izlemek ve kendi ağızlarından duymak, bu seriden alabileceğimiz en büyük çıktı. Oyuncular, her ne kadar günlük hayatta bir kamera ordusuyla gezmeye alışkın olmasalar da, samimi bir şekilde duygularını ve yaşadıklarını aktarabilmişler. 5 bölümü izlemeyi bitirdiğinizde, eğer sıkı bir tenis takipçisiyseniz aklınızda “ben olsam bundan da bahsederdim” dediğiniz pek çok şey kalıyor ancak yine de söz konusu oyuncuları daha iyi tanıdığınızı hissediyorsunuz.
Bölümlerden kısa kısa bahsetmek gerekirse; her bölümün kendine özel bir ismi var.
- İlk bölüm, “The Maverick”, aslında bir giriş bölümü ancak ana odağında Nick Kyrgios var. “The Maverick” aslında “başına buyruk” demek, ancak Türkçe’ye “Kötü Çocuk” olarak çevrilmiş. Kyrgios’un ailesiyle ilişkisinin bu kadar güçlü olduğunu, ilişkileri henüz çok yeni olmasına rağmen kız arkadaşının ona ne kadar iyi geldiğini görmek enteresan. Dışarıya daha karanlık görünen Kyrgios’un aslında sevdiği ve yanında güvende hissettiği insanlara karşı daha aydınlık bir görüntüsü var ve bu ona potansiyelini ortaya koyabileceği bir alan sağlıyor. Bölüm, çocukluk arkadaşı Kokkinakis ile birlikte Avustralya Açık Çiftler Şampiyonluğu’na giden süreci ele alıyor.

Netflix
- 2. bölümde Novak Djokovic’in Avustralya’ya giriş yasağından bahsedilirken, onun yerine doldurma görevi -nedense- Matteo Berrettini’ye veriliyor. Berrettini 2021’de oynadığı 3 Slam’de Novak Djokovic’e takıldı, sanırım bu sefer Djokovic’in olmayışının ona bir fırsat doğurabileceği düşünülüyor ancak bu sefer de karşısına bölüm sonu canavarı olarak Rafael Nadal dikiliyor. Berretti’nin İtalya’da ailesiyle oturduğu sofra, Alcaraz galibiyetinden hemen sonra anneannesi ve dedesiyle görüntülü konuşması gibi detaylar çok tatlı. Berrettini’nin “Benim aslında bu seviyede olmamam gerekiyordu.” sözü, kendisi ve ailesi dahil herkesin beklentilerini nasıl aştığını gösteriyor. Onun hikayesinin yanında, o dönemki kız arkadaşı Ajla Tomljanovic’in de kendi ülkesindeki Slam’de ilk turda aldığı ağır yenilgi sonrası hayal kırıklığını görmek mümkün. “Belki de artık bırakmalıyım” düşüncesinin oyuncuların aklında sandığımızdan daha çok yer kapladığını bikaç bölüm gibi burda da görüyoruz. Ayrıca yoğun takvime sahip turda iki oyuncu arasında bir ilişki yürütmenin zorlukları ve ikilinin ayrılma sebepleri hakkında da minik ipuçları var gibi bu bölümde.

Netflix
- 3. bölümde California’ya, 5. Slam olarak anılan Indian Wells’e geçiyoruz. Tahmin edilebileceği gibi bu, Taylor Fritz’in hikayesi. Bu proje için Fritz’i seçerken ne düşünmüşlerdi bilinmez ancak 2022 sezonunun hikayelerinden birinin onun evinde, küçükken babasının “sen burada şampiyon olacaksın” dediği yerde Rafael Nadal’ı yenerek kaldırdığı kupa olduğunu kimse inkar edemez sanırım. Final maçı öncesinde Fritz’in ayağından bir sakatlık yaşadığı haberlerini hatırlarsınız. Bu sakatlığın bu kadar ciddi olduğunuysa bu bölümde öğreniyoruz. Taylor Fritz hayatının maçına çıkmak için herkesi karşısına alarak inat ediyor ve bu, hikayeyi biraz daha etkileyici kılıyor. Bu bölüm sonrası Fritz’e başka bir gözle bakmak mümkün. Bölümün bir diğer hikayesiyse Maria Sakkari’nin finale gidişi. Sakkari’nin özellikle maç içindeki mental iniş çıkışlarını onunla birlikte yaşamak ve başarıyı ne kadar istediğini görmek, onu daha yakından tanımanızı sağlıyor.
- 4. bölümün ismi Büyük Umutlar. Artık toprak sezonunda, Madrid’deyiz. Paula Badosa’nın kendi evinde gördüğü büyük ilgi, kort dışında katıldığı medya ve taraftar etkinlikleri aslında oyuncuların özellikle de kendi ülkelerinde belirli çapta yıldızlar olduklarını gösteriyor. Bu durumun aynı zamanda üstlerinde nasıl bir baskı yarattığını da yine bu hikayede görebiliyoruz. Aynı bölümde yer alan Madrid şampiyonu Ons Jabeur belki de kendisini en samimi şekilde yansıtan oyuncu olmuş. Tunus’ta ailesiyle birlikte ev halleri, eşi Karim’le birlikte çocuk sahibi olma konusundaki düşünceleri ve ikisinin de çok inandıkları başarı için bunu nasıl erteledikleri, kadın sporcular için pek de konuşulmayan bir duygu dünyasının kapısını aralıyor. Ayrıca aileden biriyle profesyonel olarak çalışmanın olumlu ve zor yanlarını da samimi bir şekilde aktarmış Jabeur ve eşi. Tabii ki Jabeur’un ülkesi, Arap ve Afrika dünyası adına ilkleri başarıyor olması da bölümün konularından biri.

Netflix
- 5. bölümün ismi, Toprağın Kralı. Çünkü artık Roland Garros’tayız ve her ne kadar Rafael Nadal bu belgesel serisinin odağındaki oyuncularından biri olmasa da, Roland Garros’un odağındaki isim her zaman o. Ve bu sporun en büyük meydan okumalarından biri, Toprağın Kralı’nı, kendi krallığında yenmek. Bu bölümde, Nadal ile bir şekilde ilişkisi bulunan iki ismi, Nadal Academy ürünü Casper Ruud’u ve Toni Nadal ile çalışmaya başlayan Felix Auger-Aliassime’yi izliyoruz. Felix Auger Aliassime, potansiyelli bir oyuncu olarak görülmesine rağmen toprakta yakalayamadığı başarıya ulaşmak için, Rafael Nadal’ın uzun dönemli koçu ve amcası Toni Nadal ile çalışmaya başlıyor ve bunun meyvesini kariyerinin ilk Roland Garros ana tablo galibiyetlerini alarak topluyor. 4. tura geldiğinde Rafael Nadal ile karşılaşacağındaysa, daha önce anlaştıkları gibi, Toni Nadal bu maç için resimden çekiliyor. Bu hikayeyi aslında biliyoruz ama Toni Nadal’ın maç öncesinde koridorda Rafael Nadal’ın yanına gittiği anlar ve Rafa’nın tepkisi görülmeye değer. Bölümün bir diğer ismi Casper Ruud’u bu 10 ismin arasına katarken ne düşünmüşlerdi bilmiyorum ama 2 Slam finali hiç de fena bir sonuç değil. Roland Garros’ta kariyerinin ilk Slam finalini idolü Rafael Nadal’a karşı oynayan Ruud’un Nadal’a karşı hayranlığını, maç öncesi koridorda beklerken Nadal’ın alıştığımız ısınma hareketlerinin karşısındaki genç oyuncularda nasıl bir gözdağı yarattığını Ruud’un ağzından duyabiliyoruz.
Tenisin yeni yıldızları kimler olacak?

Reuters
“Yerlerini kim dolduracak” sorusu yalnızca Netflix’in aklında olan bir soru değil. NextGen ATP Finalleri yazımızda NextGen kavramından ve bu kavramın neden oluşturulduğundan detaylıca bahsetmiştik. Break Point’in çekimleri başladıktan sonra, 2022 sezonunda tenisin iki büyük efsanesinin, Roger Federer ve Serena Williams’ın emekliliğine şahit olduk. 36 yaşındaki Rafael Nadal için, kabul etmesi zor da olsa, her an alabileceğimiz bir haber bizleri şaşırtmayacak. Novak Djokovic kort içi röportajında “35 yeni 25, hala uzun bir yolum olduğunu düşünüyorum” diyor ve bu söylediklerinin şaka olduğundan emin değiliz, ama bir gerçek var ki, o da bu yıl 36 yaşını dolduracak.
2000’ler ve 2010’lar onların dominasyonu ve onların en iyi dönemlerine denk gelen nesillerin “kayıp nesil” olarak anılmasıyla geçti. 2020’lerin ortalarına doğru gelirken, artık bir bayrak değişimi yaşanmak zorunda ancak yollarına devam eden Nadal ve Djokovic, “yeni nesil” oyuncularda hala hayranlıkla karışık bir korku oluşturmaya ve bölüm sonu canavarı gibi karşılarına çıkmaya devam ediyor. Ve yeni neslin başarılara ulaşmak için hala önlerindeki engel, onları geçmek. Break Point’in ilk bölümünün ilk dakikalarında, Felix Auger-Aliassime’nin “onları yenmenin bir yolunu bulmamız gerekiyor, emekli olmalarını bekleyemeyiz” sözü, bunu kendilerine bir çıta olarak koyduklarının kanıtı gibi. Onlar hala kortta olan 2 büyük ismin en kırılgan olabilecekleri döneme denk gelen ilk nesil ve bu kırılma noktasında yer aldıklarının farkındalar. Potansiyellerini gerçekleştirebilmek ve önceki nesiller gibi bir Slam şampiyonluğuna bile ulaşamadan kariyerlerini sonlandırmak önlerinde duran bir senaryo ve bunun psikolojik boyutlarıyla savaştıklarını bu arka plan hikayelerinden görebiliyorsunuz.
Break Point tenisin kırılma noktası olur mu?

Netflix
Genel anlamda baktığımızda, takvimi oldukça yoğun olan, fiziksel gücün, teknik ve taktik bilginin yanı sıra mental durumun da başarıda ana faktör olduğu bir sporu üst seviyede icra eden sporcuların hayatlarından kesitlere şahit olmak, tenisle ilgili yeni bir boyut açıyor. Ama yazının başında da söylediğim gibi, yepyeni şeyler söylemiyor ya da turun en önemli olaylarına odaklanmıyor.
Esas amacı olan tenise yeni taraftar çekme mevzusunda ne kadar başarılı olabilir peki? Öncelikle, tenis kendine özgü kuralların, terimlerin, istatistiklerin bol olduğu bir spor. Bu spora uzak insanlar için, kuralları anlamadan izlemek sıkıcı bile olabilir. Örneğin puan sistemini bilmeden izlediğinizde, aynı heyecanı duymayabilirsiniz, çünkü bu sporun öne çıkan noktalarından biri, puan sisteminin maçın birden dönmesine izin vermesidir. Bu noktaları açıklamada biraz eksik kaldığını söyleyebiliriz Break Point’in. Oyuncuların pek çoğunun dile getirdiği “1 numara olma”nın teniste ne ifade ettiğini ve Djokovic, Federer, Serena gibi isimler tarafından nasıl domine edildiğini vurgulamak, bu oyuncuların ne için mücadele ettiklerini anlatmada daha iyi bir arka plan sunabilirdi.
Proje için seçilen isimler bir şekilde 2022 sezonunu gerçekten de iyi geçirdiler, başarılı sonuçlar elde ettiler. Ancak gerçekçi olmak gerekirse bu isimler, tenise uzak olmayan ama Slam’den Slam’e takip edenlerin bile büyük heyecan duyacağı isimler değil. Ayrıca “Netflix laneti” olarak anılabilecek şekilde bu isimlerinin bir kısmının Avustralya Açık’a katılamaması, katılanlarının tümünün de çeyrek final öncesi elenmesi etkiyi azaltmış olabilir. Bu sebeple, Alcaraz ve Iga’nın arka planda bile olsa görüneceği, Haziran’da yayınlanacak 2. kısmın daha fazla ses getirebileceğini düşünüyorum. Ve eğer bu belgesel serisi devam ederse, Alcaraz, Rune, Tiafoe, Swiatek, Gauff, Raducanu, Fernandez gibi ses getirebilecek isimleri kadroya dahil etmek, kitleleri çekmek adına daha iyi sonuçlar getirebilir.

Aslında tenisi kitlelere tanıtmak ve sevdirmek için yapılması gereken en önemli şey, tenisin görünürlüğünü artırmak. Netflix’in Break Point projesi buna kesinlikle katkı sağlıyor ve umarım bahsettiğim isimlerle büyüyerek devam eder. Ancak, asıl yapılması gereken, tenis maçlarını daha erişilebilir kılmak olacak. Hala pek çok ülkede, Grand Slam’lerde 2 ana korttaki maçları televizyondan izlemek bile mümkün olmayabiliyor. Yine pek çok ülkede ATP ve WTA turnuvaları ve Slam’lerin yayın hakları kanallar ve platformlar arasında bölünmüş durumda. Tenis izlenerek sevilecek, izledikçe bağlanılacak bir spor. Birine tenisi sevdirmek için belki de 35 yaşında metal kalçaya sahip bir adamın, 4 yıl önce emeklilik videosu izletildiği tesislerde, bir maçta 4 saat, bir maçta 5 saat 45 dakikalık 5’er sette iki iyi oyuncuyu yendiği müthiş savaşları izletmek yeterli olacaktır. Belki 4 yaşında halası telefon ekranından izlerken tenise merak duyan ve sorular sorup cevaplar alan bir çocuk, 7 yaşında hala tenis sayıklar o zaman.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Tenisin kırılma noktası olur mu?
24 Oca 2023

YAZARLAR

Elif Alper
Tenis yazarı @Punto

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




