Domee Shi'yle Turning Red ve ergenliğin evrenselliği üzerine kısa bir sohbet.


Tarih, teknoloji ve sanatla buluşuyor: Şerefiye Sarnıcı Kültür sanat şehri İstanbul’un dinamik ve çok yönlü paydaşı İBB Kültür AŞ bünyesinde bulunan Şerefiye Sarnıcı , yaklaşık 1600 yıllık görkemli bir geçmişi gözler önüne sererken bugün misafirlerine tarihi, sanat ve teknolojiyle buluşturan eşsiz deneyimler vadediyor. Sarnıçta 360° projection mapping: Türkiye’nin ilk 360° projection mapping sistemine sahip müzesi ve dünyada bu sistemin entegre edildiği en eski yapı konumunda olan Şerefiye Sarnıcı , seni geçmişin büyüsüne kapılabileceğin benzersiz bir tecrübeye davet ediyor. Üstelik, mekânın özelliklerine üç boyutlu tanıklık ederken hem Şerefiye Sarnıcı’nın hem de İstanbul’un su kültürünün izini sürebileceğin tarihî bir deneyim bu. Her gün gerçekleşen bu mistik tura katılmak istersen biletleri burada bulabilirsin. Sarnıç konserleriyle müzikli bir serüven: Sarnıcın duvarlarına klasik Türk müziğinden klasik Batı müziğine ve barok müziğe kadar uzanan seçkin repertuvarların yer aldığı konserlerin sesi çarpıyor. En yakın etkinlik ise Onur Özkaya ’nın performansıyla 18 Mart Cuma günü gerçekleşecek. Biz hazırız! 2017 yılı Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde Yılın Yaylı Çalgılar Yorumcusu ödülüne layık görülen kontrbas Onur Özkaya , klasik müzik tutkunlarını rüya gibi bir konsere davet ediyor. Etkinlikler ücretsiz fakat kapasitenin sınırlı olduğunu hatırlatmakta fayda var. Görkemiyle yıllara meydan okuyan, sütunlarıyla hayranlık uyandıran Şerefiye Sarnıcı’ndaki etkinliklerden haberdar olmak için buraya uğrayabilir, İstanbul’un kültür sanat etkinliklerini kaçırmamak için İBB Kültür AŞ’yi şuradan takip edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Tırnaklarımı kusursuz kestiğim, örnek öğrenci olduğum, okuldan dershaneye koştuğum, bir taraftan da jimnastik kulübünün başkanlığını yürüttüğüm yıllarda her şeyi aynı anda yapmaya çalışır ve çoğunlukla başarılı da olurdum. Nispeten sakin bir hayatım vardı. Sonra kırmızıya döndüm.

Walt Disney Pictures
Çok çabuk sinirlenir, stresten kendimi yer bitirirdim. Saçımın kusursuz durmasını isterdim. Annemle aram çok iyi değildi.
Turning Red'i (Kırmızı) ilk izlediğimde, ortaokul ve lise arasında sıkışmış hâlim aklıma geldi. Ergenliğe geçişin sancılı yüzü, Mei ve Janset'in hayran oldukları grubun konserinde buluşmasını andırdı.
Filmin yönetmeni Domee Shi ve yapımcısı Lindsey Collins'le yollarımızın kesişmesi de böyle oldu. Turning Red, vizyondaki yerini alırken yönetmen Shi ve yapımcı Collins'le filmin temsil ettiği değerler üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirme şansı yakaladım. Yoğun duygulara kapıldığı anlarda kırmızı bir pandaya dönüşen Mei’yle ortak noktalarımız olduğunu fark ettim. Mei'in hikâyesinin evrensel temalar üzerine kurulu olduğunu biliyordum, nitekim Shi de "Kızlara, benim de o yaşta deneyimlediğim gibi, yaşadıkları tüm değişikliklerin normal olduğunu ve herkesin aynı şeyleri tecrübe ettiğini göstermek istedim." dedi.

Walt Disney Pictures
Ergenlikte yaşadığımız dönüşümleri, kızgınlıkları, hayal kırıklıklarını ve heyecanları simgeleyen kırmızı panda, Mei'in zamanla benimsediği kişiliğinin hayran olunası bir metaforu olarak karşımıza çıktı.
Shi, "Mei'i çok seviyorum. Bütün farklılıklarına ve o süreçte yaşadığı tüm değişimlere sahip çıkmasını seviyorum. Bu farklılıkları geride bırakmak ya da içinde tutmak istemiyor." ifadelerini kullanırken filmin verdiği mesajın çocuklar için önemli olduğuna dikkat çekti. Shi, filmin yıllarca zayıf ya da kusursuz olmaları gerektiği söylenen kızlara da bir anekdot sunduğuna işaret etti. Sohbetimiz sırasında yapımcı Collins, Mei'in kırmızı bir pandaya dönüşmeden önceki hâlini övdü. Mei'in popüler birisi olmaması ya da arkadaşlarının alışılagelmiş "kötü kız" çizgisini çekmemesi Collins'in, filmle ilgili kayda değer notları arasında yer aldı. Filmin, arkadaşlığın farklı versiyonlarına göz attığını belirten Collins ergenlik döneminde kurulan arkadaşlıkların önemli olduğunu söyledi.

Walt Disney Pictures
Filmin yapım sürecinde film ekibinden birçok insanın Mei ve arkadaşlarının macerasını komik, tuhaf ve acı dolu bulduğunu dile getiren Collins; Mei'in yaşadıklarını herkesin yaşadığını bilmenin değerli olduğunu ifade etti. Filmin evrenselliğini bir kez daha vurgulayan Collins, aynı olayları deneyimlemiş birisinin "Ben de bunu yaşadım!" ya da "Ben de bunu yaptım!" diyebileceğine inandığını belirtti. Collins, izleyicinin filmdeki karakterlerle kendisini kolayca ilişkilendirebileceğinin de hatırlattı.
Turning Red, vizyonda. En yakın sinemada keşfe çıkabilir, ergenlik yıllarınıza dönebilir, kendinize "Biz de böyle miydik?" diye sorabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Oscar sezonunu sorularla açıyor, West Side Story'nin hayaline kapılıyor, ergenliğe kısa bir dönüş yapıp SXSW'nun kapısını aralıyoruz. Yolda Stromae'den Multitude dinlemeyi de ihmal etmiyoruz tabii.
11 Mar 2022

YAZARLAR

Janset Atacan
Former editor @ Aposto

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




