Kişisel Bakımda Açık Büfe Psikolojisi


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Yaz tatili, yanımda birkaç yakın arkadaş… Aramızda öğle yemeğinin nerede yenileceği üzerine geçen hafif gergin bir tartışma var. Herkesin farklı bir fikri ve kendince “kesin gidilmesi gereken” mekan önerileri var. Biri Instagram’da görmüş, diğerinin ise kız arkadaşı duymuş birinden. O sırada sivri zekasıyla aramızda ün salan biri, “ucuza açık büfe” servis eden bir restoran önerisiyle geldi. 4 kişinin uzlaşma ihtiyacını sıfırlayan ve istediğimiz kadar yiyebileceğimiz bu öneriye hayranlıkla baktık tabii ki.
Neyse, hazırlanıp gidiyoruz. Mekan güzel, yüksek tavanlı ve tabak seslerini akustik bir etkiyle sunabilecek kadar ferah. Öyle ki bu ferahlığı midemizde de hissediyoruz, çünkü gerçekten açız. Tabaklarımızı alıyoruz ve herkes kendi beğendiği yemekleri seçmek için tezgahlar arasında gezmeye başlıyor. Bu sırada yanımdan geçen birinin tabağına gözüm ilişiyor. Kısır, mantı ve profiterolün muhteşem aşkıyla buluşan bu tabağın devrilmeden nasıl bir statikle inşaa edildiğini anlamaya çalışıyorum o anda. Bu tabak bana pek de ilgi çekici gelmiyor. Çünkü bu tabaktaki her yemeği istediğimde yiyebiliyorum ve pek de havalı gözükmüyor. Sonra hiç görmediğim bazı yemekler görüyorum başkalarının tabaklarında ve benim neyim eksik diye düşünmeye başlıyorum. “Komşu tabak”lardaki yemeklerin yerlerini bulmak için kısa bir gezintiye çıkıyorum. Bu yemekleri tabağa koyarken, deneyeceğim kadar değil de, bol bol koymayı ihmal etmiyorum. Nasılsa ucuz bir meblağ ödedim, istediğim kadar yiyebilirim…
Masaya geçtik. Hepimizin tabağında ayrı bir şölen var. Herkes yeni şeyler denemek istiyor ama porsiyonlar hiç de öyle gözükmüyor. Tabaklar taşmış, hatta ikinci tabağı dolduran var. Herkesin birbirine sorduğu sorunun cevabı hep aynı, “denemedim ama n’olacak, zaten istediğimiz kadar alabiliyoruz”. Bu anlamsız bakışların arasında yemek yemeye başladığımızda herkesin yüzünde bir ekşime belirmeye başlıyor yavaş yavaş. Tadım yapanların yemeklerini beğenmediğini anlıyorum yüzlerden. Dolu tabaklar öylece kenara itiliyor ve “dur başka bir şeye bakayım” denilerek tekrar masadan kalkılıyor. Bu işlem böyle devam ediyor ve kişi başı 3-4 tabak “deneme yiyecek”lerin olduğu bir masadan, pek de memnun olmadan fakat tıka-basa doymuş şekilde kalkıyoruz. Öyle ya, ödediğimiz paranın hakkını vermeliyiz. Bu yüzden Tevfik Fikret’in dediği gibi doyuncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yemeliydik.
İşte bu, “Açık Büfe Psikolojisi”nin kısa bir özeti… Ucuza yemek furyasının insan psikolojisi üzerinde yarattığı algı. Paranın hakkını verme amacıyla ucuza, ihtiyacın olmayan birçok ürünü alıp “fiyat-performans” mantığıyla bu ürünlerin pazarlandığı bir tüketim çılgınlığı oluşturmak. Oluşturulan bu algıyla insan, sadece “doymak için yemek” gibi bir düşünceye kapılıyor. Peki bu nasıl oldu? Evet, çok ucuz olduğu için. Ürünün fiyatı, tüketicinin “alayım beğenmezsem atarım bir kenara” demesine mani olmadı. Yani tüketici ürüne değer vermedi, çünkü ürün değecek bir içeriğe ve etkiye sahip değil. Kişisel bakımda fiyat-performans olarak satılan neredeyse çoğu ürün bu algıya dayanılarak formüle edilip pazarlanıyor. Çünkü ucuza, çok fazla ürün satılmak isteniyor. Etki mi? Ona bir ara bakarız!
Nitekim tüketici de denedikçe ürünleri beğenmese ve hatta hiçbir etki almasa bile, ucuz olduğu için “dur bir de diğerini deneyeyim” düşüncesine kapılıyor. Verdiği paranın karşılığını alma içgüdüsü ötelenen tüketici, bunun yerine “all you can eat” mantığıyla markanın tüm ürünlerini deneme furyasına katılıyor. Yani tüketici, nitelik alamıyorsam nicelik almaya çalışayım diyor. Çeşit bollaştıkça tüketim hızlanıyor, çünkü tüketici memnun kalmadığı her bir ürün denemesinde bu tünelin tekrar başına geliyor. “Kullandığım güzel değildi ama dur bakalım, bu güzeldir belki.”
Tüm bu denemeler, memnuniyetsizlikler ve kişisel bakımdaki açık büfe psikolojisi sizce kime kaybettiriyor? Verilere göre dünyaya ve eninde sonunda hepimize. Çünkü her yıl 120 milyar adet kozmetik atığı denizleri, toprağı ve havayı kirletiyor. Şimdi bir daha düşünüp şunu sormak lazım; gerçekten fiyat, performans verdi mi? Nasıl ki açık büfeden çıkınca -gereksiz ve kalitesiz yemekleri yemekten- mide ağrımaya başlıyor, kişisel bakımda da kalitesiz ve etkisiz ürünleri fazla fazla kullanmak cildimize zarar veriyor. Hiç beklenmedik sivilceler, bozulan cilt bariyerleri ve çok daha fazlası… Yani işin özü, etkisi kanıtlanmış, ihtiyacın olan birkaç ürünü kullanmakta. Fazlasına gerek yok.
Evet, bugün kişisel bakımın açık büfe psikolojisini keşfettik. Bir sonraki alışverişinde, neyi aldığını sorgulamaktan kaçınma. Talep et ve ödediğinin karşılığını al. Sadece fiyata değil, değere odaklan. İhtiyacın kadar tüket ve ihtiyaç duyduğun etkiyi cildinde hisset.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Küresel Kaynama, Açık Büfe Psikolojisi, Stüdyo Steam
04 Ağu 2023

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







