LeBron James 40 yaşında: Maşallah bu krala!

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
LeBron James’in en sevdiğim reklamı, aynı zamanda onun imajı için üzerine ne kadar titrenen bir “ticari ürün” olduğunu da ortaya koyan, başrolünde Bernie Mac’in yer aldığı, Jerry West, George Gervin, Julius Erving, Moses Malone gibi efsaneleri de barındıran 2003 tarihli Nike reklamıdır. Bir siyah kilisesinde geçen bu reklamda “Papaz” Bernie Mac, “seçilmiş kişi” olduğu müjdelenen bir genç yetenekten bahseder ve onun basketbol tanrısından “mucize” olarak kendisine “oyun görüşü” bahşetmesini istediğini söyler. “Oyun görüşü” çünkü papazın deyişiyle seçilmiş kişimiz, zaferi, övgüyü, şanı kendisinden öte takımı için istemektedir. Bu vurgu LeBron James’in sadece bir “Yeni Michael Jordan” olmadığına işaret eder, daha fazlasıdır. Magic Johnson gibi bir oyun görüşüne, pas yeteneğine sahiptir. Ayrıca Jordan’ın aksine bir takım oyuncusudur. Yani Nike’ın haber verdiği üzere Michael Jordan’ın vedasının yasını tutan NBA ondan daha farklı bir "Mesih"e kavuşmaktadır.
LeBron James, muhteşem bir fizikten, atletizmden ve smaçlardan ibaret olmadığını kısa sürede kanıtladı. Her şeyden önce reklamda vurgulandığı gibi harika bir oyun görüşüne, pas yeteneğine sahipti. Bunlara yıllar içinde çalışma ahlakını, savunmayı ve her yıl genişleyen bir hücum repertuvarını ekledi. Bu kadar büyük “hype”la lige gelen bir oyuncu için beklentileri karşılamak birçoklarına göre imkansızdı. Ama o, bu işin altından kalkmakla kalmadı. Tarihte, -en azından basketbolda- eşi benzeri görülmemiş bir devamlılığa imza atarak 22. sezonunda dahi All-Star istatistikleriyle oynayan bir istikrar abidesine dönüştü. Bugünden bakıldığında Bernie Mac’in reklamı artık eksik dahi görünüyor, çünkü belli ki 30 Aralık’ta 40 yaşına giren “seçilmiş kişi”nin “oyun görüşü” dışındaki bir mucizesi de “longevity”si imiş yani devamlılığı, dayanıklılığı…
İlk gününden beri her anını yakından takip ettiğim bu uzun soluklu, dolu dolu, görkemli kariyerin dönüm noktalarını yeniden hatırlayalım.
29 Ekim 2003: İlk NBA maçı
Kariyeri sürekli bir “kendini yeniden ispat” mücadelesi şeklinde ilerleyen LeBron James için mesai ilk NBA maçıyla başladı. Sacramento Kings deplasmanında, meşhur reklamlarından birinde olduğu gibi, donup kalan bir James izleyebilirdik ama o maçta hem çok iyi bir skorer hem de çok iyi bir takım oyuncusu olduğunu/olacağını kanıtlayacak şekilde 25 sayı 6 ribaunt 9 asist 4 top çalmayla oynadı.
2004/05 sezonu: 27-7-7 damgası
James, ilk sezonunda yılın çaylağı ödülünü kazandı ama işin aslı bu ödülü Carmelo Anthony’nin hak ettiğini söyleyenler de vardı. İkinci sezonla birlikte bu tartışma sona erdi. O dönemlerde bugüne kıyasla çok daha az rastlanan triple double’la flört eden istatistiklere her gece imza atan James, sezonu 27.2 sayı, 7.4 ribaunt, 7.2 asist ortalamalarıyla tamamladı. Bu, 27-7-7 istatistiği kendisiyle o kadar özdeşleşti ki hâlâ kariyer ortalaması 27.1 sayı, 7.5 ribaunt, 7.4 asist.
2005/06 sezonu: İlk Play-off, ilk zafer
Dedik ya, onun kariyeri sürekli bir kendini ispat çabası diye, 31.4 sayı, 7 ribaunt, 6.6 asist ortalamalarıyla tamamladığı üçüncü sezonu sonrası Cleveland Cavaliers’ın o mütevazı kadrosunu Doğu dördüncüsü olarak Play-Off’a taşıdığında da ispat etmesi gereken çok şey vardı. İlk rakip Gilbert Arenas, Caron Butler, Antawn Jamison’ın sürüklediği zorlu Washington Wizards’tı. İlk maçında triple-double yaptığı bu seride 2 kez maç kazandıran basketi (birinde hatalı yürüme yaptı) attı. 6. maçın sonunda da Gilbert Arenas’a sataşarak serbest atışları kaçırmasına neden oldu.
31 Mayıs 2007: “Ben tek, siz hepiniz”
Mikrofonda Steve Kerr, “This is unbelievable, this is Jordanesque” (İnanılmaz bir şey, Jordanvari” derken LeBron James, NBA tarihinin gördüğü en iyi savunma takımlarından biri olan 2007 Detroit Pistons’ı deplasmanda 48 sayıyla deviriyordu. Takımının son 25 sayısına (Son 30 sayının 29’u) imza atan James o akşam, hem Pistons’ın delinmesi, girilmesi zor boyalı alanını paramparça etmiş hem de ikili-üçlü sıkıştırmaların üzerinden imkansız şutlarla rakiplerini çaresiz bırakmıştı. “İspat”tan bahsediyoruz evet o gün bir kez daha, hâlâ inanmayanlara rüştünü ispat eden bir LeBron James vardı. Pistons’ı nihayet eleyerek finalde San Antonio Spurs’ün rakibi oldu. Takımı, NBA tarihinin en kötü finalistlerinden biriydi ve işin aslı James de henüz hücum repertuvarı hâlâ kısıtlı kalabilen bir süper yıldızdı. Bu yüzden final serisinde süpürüldüler ama Tim Duncan’ın seri sonrası söylediği gibi “Lig, yakında onun olacak”tı.
8 Temmuz 2010: “The Decision” ve korkunç final
İlk NBA finali sonrası LeBron James bireysel olarak harika sezonlar geçirerek 2 kez normal sezon MVP’si olsa da Cleveland kadrosunun zayıflığı herkesin beklediği şampiyonluğun kazanılamamasında başrolü oynadı. Arka arkaya gelen hayal kırıklıkları sonrası bir yaz günü ESPN canlı yayınında LeBron James Miami Heat’le sözleşme imzalayacağını, kariyerinin en kötü PR hamlelerinden biriyle duyurdu. Yayında hiç olmadığı kadar stresli görünen James, 6 takımla (Chicago Bulls, LA Clippers, New York Knicks, New Jersey Nets, Cleveland Cavaliers, Miami Heat) yaptığı görüşmelerin sonucunu özgüvenli görünmeye çalışan, titrek bir ses tonuyla açıkladı: “Yeteneklerini South Beach’e götürerek, Miami Heat’e katılacak”tı. Karar doğruydu belki ama açıklanma biçimi kimsenin hoşuna gitmedi. LeBron James bir süre ligin herkesin nefret etmeye bayıldığı, kötü adamı oldu. Bu yüzden, Miami’deki ilk sezonunda Dallas Mavericks’e karşı final serisinde kariyerinin en kötü performansına imza atması birçoklarını memnun etti.
Kral tacını taktı: İlk şampiyonluklar
“The Decision”ın üstüne final rezaleti eklenince LeBron James’i sorgulayanların sayısı arttı. Sevmeyenleri -şimdilik- haklı çıkmanın keyfini sürerken, hayranları “haklı olanın acelesi yok” diyerek sessizce köşelerine çekildi. Kimileri de ona olan inancını kaybetmişti. Ama 2011/12 sezonuyla birlikte durdurulamayan bir James sahne almaya başladı. Dış şutu, post oyunu gelişmişti. Hem atletizminin zirvesindeydi hem de olgunlaşmıştı. Cleveland’dakinin aksine bu kez çok iyi bir takıma sahip olmanın da verdiği avantajla üst üste 2 kez Miami Heat’i şampiyonluğa taşırken o da hem normal sezon hem de finaller MVP’si ödüllerini kişisel müzesine ekledi. Heat’teki 4. sezonunda Dwyane Wade ve Chris Bosh’un sakatlıkların da etkisiyle yavaşlaması finalde San Antonio Spurs’e kaybetmelerine neden oldu. Omzundan büyük bir yükü atmanın, ilk şampiyonluklarını tatmanın rahatlığıyla artık eve dönmenin vaktiydi. Şimdi spor dünyasının “lanetli” kenti Cleveland’a şampiyonluk kazandırma zamanıydı.
Eve dönüş: Mucize şampiyonluk
Geri döndüğü Cleveland’da artık Kyrie Irving gibi bir genç yıldız vardı. Kevin Love’ın da kadroya eklenmesiyle, Miami’de başarıyı getiren 3 yıldız formülü yeniden yakalandı. Sezona sallantılı bir başlangıç yapsalar da J.R. Smith ve Iman Shumpert’ı getiren Knicks takası takımı şampiyonluk rayına soktu. Golden State Warriors ve Stephen Curry’nin NBA’in seyrini değiştiren çıkışı ve Kevin Love ile Kyrie Irving’in sakatlıkları ilk sezonda LeBron James’in final serisindeki 35.8 sayı, 13.3 ribaunt, 8.8 asistlik ortalamalarının yetersiz kalmasına yol açtı. 2017 final serisinde iki takım yeniden karşılaşırken Cavaliers, tarihte 3-1’den geri dönerek şampiyonluk kazanan ilk takım oldu. James’in deplasmandaki 7. maçta bitime 1:51 kala Andre Iguodala’ya yaptığı blok tarihe geçti ve maç sonrası zaferini “Cleveland, bu senin için” diye bağırarak kutladı. Tarihin hikayesi en derin şampiyonluklarından biriydi.
Son durak ve rekor
Miami Heat’le üst üste 4 kez final oynayan ve 2 şampiyonluk kazanan, Cavaliers’le üst üste 4 kez final oynayıp 1 kez mutlu sona ulaşan James’in kariyerinin son dönemecindeki durağı Los Angeles Lakers oldu. Yanına Anthony Davis’i de alan James, pandemi sebebiyle “bubble”da oynanan tarihî Play-Off’ta takımını şampiyonluğa taşıdı. 4. yüzüğünü, bir kez daha finaller MVP’si ödülünü kazanarak parmağına taktı. James, Lakers yıllarında ilerleyen yaşına ve gerileyen atletizmine rağmen dış şutunu geliştirdi, 30 sayı barajını geçtiği de, üçlük isabeti yüzdesini 40’ın üzerine çıkardığı da, 10.2 asist ortlamasıyla asist kralı olduğu da oldu. En büyük an ise kuşkusuz 7 Şubat 2023’te Oklahoma City Thunder’a karşı geldi. Rakibini sırtına aldı, geriye çekilerek şutunu gönderdi ve Kareem Abdul-Jabbar’ın “kırılamaz” denilen rekorunu kırarak NBA tarihinin en çok sayı atan oyuncusu oldu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
40 yaşına giren LeBron James'in dolu dolu, görkemli kariyerinin dönüm noktalarını anımsıyoruz. 100 yaşında ölen eski ABD Başkanı Jimmy Carter'ın 1980 Moskova boykotunu masaya yatırıyoruz.
03 Oca 2025

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen
Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026




